♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Blackhat : Sıfırlar ve Birlerin Kontrolü

Mobil cihazlarında internet kullanımına katılmasıyla globalleşen dünyada hepimiz görünmeyen bir siber ağ ile birbirimize bağlıyız. Bu bağın erişebileceği şeylerin şimdilik sınırı yok ve bu durum “hacker”ların her şeyi tehdit edebildiği bir dünyada yaşamamızı beraberinde getiriyor. “21. Yüzyıl savaşlarının yeni yüzü; görünmez, anonim ve yıkıcı… Bir eşikten geçtik ve geri dönüş yok.” diyerek özetliyor Vanity Fair’den Michael Joseph Gross… “Blackhat”da bu yeni savaşları konu ediniyor usta hikayeci Michael Mann… 

Birkaç yıl önce, bir avuç bilgisayar güvenlik uzmanı bütün önyargıları altüst etmiş daha önce ortaya çıkma ihtimali öngörülmeyen bir kod ortaya çıkmıştı. Uzmanlar çıkış noktasının izini sürdüğünde öğrendikleri dünyamızı değiştirecek; yalnızca dikkatle yapılandırılmakla ve karmaşık olmakla kalmayan aynı zamanda silahlandırılmış bir kod bulmuşlardı. Aslında zaten gizlice İran’daki bir uranyum güçlendirme tesisini indirmişti. “Stuxnet” olarak adlandırılan kötücül yazılım, karmaşık bir bilgisayar donanımlı altyapının içine girmiş, otomasyon sürecinin kontrolünü ele geçirmiş ve tesisin santrifüjlerini çalıştırarak kendi kendini yıkmasına neden olmuştu. Yerleşkenin içindeki ve dışındaki insanlar tarafından herhangi bir şekilde tespit edilmekten tümüyle kaçmış ve keşfedildiği zaman bazıları kodun kontrolden çıkmış olmasından korkmuştu. Abartılı dedikodular yayılmaya başlamış, hatta kod uzmanlarına Fukuşima’daki nükleer erimenin sorumluluğu bile yüklenmişti. Gerçek ne olursa olsun yeni ve radikal bir şey oluyordu ve kargaşa çıkarmak üzere tasarlanmış bir ikili kod, artık modern hayatlarımızın fiziki altyapı sistemlerine derinden bağlanarak yol alıyordu. Hızla değişen cepheler ve ittifaklar yeni dijital gerçekliğimizi getirince, içerikleri ve sonuçları doğrudan içinde olanlar dışında hemen herkesçe görünür olan bu gerçeklik Michael Mann’ın ilgisini çekmiş. 

Mann, bu olayın kendisi için anlamını şöyle anlatıyor; “Bu dünya, Amerikalılar ve İsraillilerden oluşan bir ekip tarafından tasarlanan kötücül yazılım olan Stuxnet uydusu nedeniyle ilgimi çekti. Natanz’daki bir nükleer tesisteki İran santrifüjlerini ele geçirdi. Dünyanın ilk gizli dronuydu. ‘gizli’ diyorum. Çünkü saldırdı ama çarpmasının etkisi olaydan 18 ay sonra bilinmeyecekti.” Bu hikayenin detaylarını ortaya çıkarmak Mann’ın bu alana daha çok girmesine yol açmış. “İlk keşif, ne kadar savunmasız olduğunu ve gediklerimiz olduğunu gösteriyordu. İkincisi gerekli bilgisayar yeteneklerine ve yeterince hızlı bir bilgisayara sahip olan ve koltuğunda oturan herkesin bunu yapabileceğiydi. Bronx’ta, Lagos’ta veya Bombay’da olabilirdi. Araştırmanın üçüncü ve en önemli bölümü “Kötü niyetli hacker kimdir? Motivasyonu nedir? Gurur veren tecrübe nedir?” diye soruyordu. Genelde 16 yaşındaki birinin ‘Bana oraya giremeyeceğimi mi söylüyorlar? İddiaya var mısın?” demesiyle başlıyor. Yani genelde bir meydan okuma var.” Araştırmaları sonucu gerçeklerin peşinde konusunu bulan Mann her şeyi de şöyle özetliyor: “Ortaya çıkan şuydu; Siz özel hayatınızın güvenli kabarcığı içinde iyi yaşadığınızı, erişimde ve çıkışlarda çeşitli kontroller olduğunu sanıyorsunuz. Hiç de öyle değil. Görünmeyen bir veri ve birbirine bağlantılı olma kabuğu içinde yaşıyoruz. Yaptığımız, dokunduğumuz her şey web’in bir parçası. Sanki bir evde yaşıyoruz ve bütün kapıları ve pencereleri açık gibi ve çok tehlikeli bir mahalle ama bizim bundan haberimiz yok.”

Morgan Davis Foehl’in kotardığı senaryoyla start veren Mann, başrolleri de Chris Hemsworth, Viola Davis, Tang Wei, Wang Leehom’a teslim etmiş. Bu yeni siber alemin hangi felaketleri yaşatabileceğini göstererek başlıyor filmine de… O siber ağda dolaşmayı da ihmal etmiyor elbette. Konusuna hemen girişiyor ve ülkeden ülkeye geçen kahramanları aracılığıyla da suçlunun peşine düşüyor. Mann’in aklında yeni dönem savaşlarını gerilimle anlatmak var ama bir türlü gerçekleştiremiyor. İçine girilmesi zor bir film “Blackhat”, oyunculukları da sorunlu. Hemsworth yanlış seçim, sevgilisiyle de kimyaları bir türlü tutmuyor. Sürekli koşuşturmaca içinde büyük bir gerilim olması gerekiyorsa da son derece hissiz bir şekilde takibi de zor bir film var karşımızda… Üstelik süresi de hayli uzun. Her şeyin kıyısından köşesinden dolanıyormuş gibi görünen senaryonun herhangi bir özelliği de yok. Daha önce gördüğümüz tüm numaralar burada da var. Eskiden yazılan bir kodun güncellenmesi, o kodu yazan kişinin hapiste olması, yüksek güvenlikli bir kurumun özel programının hacklenmesi gibi tanıdık meseleler mevcut. Zaman zaman ağır çekime başvuran Mann aksiyon anlarını her zamanki gibi iyi kotarıyor ama filmin bütününde çok yer kaplamayan anlar bunlar. Klasik bir çok satar polisiye formülünü işleten yavan bir 133 dakika…

“Public Enemies”den altı yıl sonra setlere dönen Michael Mann, araştırma yaparken duyduğu heyecanı izleyicisine aktaramayınca kariyerinin en kötü filmine imza atmış oluyor. Bu yüzden yazının girişinde uzun uzun filmin temelini aktardım ki filmi izlemenize gerek kalmasın. Fiyaskoya dönüşen filmin gişe karnesi de eksilerde… 70 milyon dolar bütçeli film Ocak ayı ortasında vizyona girerek açılış haftasında sadece 4 milyon dolar kazanabildi ve zarar hanesindeki yaklaşık 60 milyon dolarla yılın hayal kırıklığı listesine ilk aydan giriş yaptı. Bizde de aynı tarihte vizyona giren film üç hafta kalabildiği salonlarda kendisine 42 bin civarı izleyici bularak unutuldu bile… 

“Bütün dünyamız etrafımızdaki kablolar ve hava yoluyla yanıp sönen küçük 1'ler ve 0'lar tarafından kontrol ediliyor. Eğer dünyamızı kontrol eden buysa kendinize şunu sorun; ‘1’leri ve 0’ları kim kontrol ediyor.” demiş kaçak bir hacker… Onun sözüne kulak kesilmek filmden öte daha önemli… Her yönetmenin kötü film çekme hakkı vardır diyerek bir an önce unutalım bu hüsranı en iyisi…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template