♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Dizi Raporu : Sonbahar Sezonu Yenileri

İyi dizilerin birer birer final yapmasıyla giderek kısırlaşan sonbahar sezonuna, aynı mertebeye yükselebilecek yeni dizilerin eklenmesini merakla beklediğimiz dönem sonunda geldi çattı... Ulusal kanallar ve kabloluların dışında artık online izleme siteleri de bu yarışın içerisinde... Eylül ve Ekim aylarında başlayan otuzu aşkın dizinin ağırlığını uyarlamalar ve bildik konular oluşturuyor... Özgün denemelere ya da orijinal öyküleri mumla aradığımız sezonun yenilerinin, ilk üç bölümleri itibariyle şimdilik hayli kısır olduğunu söylemek mümkün... “Gotham” ve “The Affair”in en iyiler olarak öne çıkarken, “How To Get Away With Murder” ve “Selfie” umut verenler... “Manhattan Love Story”, “A To Z”, “The Flash”, “Constantine” ve “Gracepoint” da en azından izlenebilir olanlar... İşte Eylül ve Ekim ayı boyunca başlayan tüm diziler... 

İzlediklerime dair değerlendirmeleri, başlama tarihlerine göre sıraladım... İzlemediklerimi de tanıtımlarını ekleyerek hazırladım... Yazıyı da, yeni dizileri izledikçe güncelleyeceğim...


Our Zoo
Sonbahar sezonuna çocuklar gibi şen başlamamızı sağlayan BBC yapımı, yaşanmış bir hikayeye dayanıyor... Hayvan sevgisi de başrolde... George Mottershead’in ailesi birlikte işlettiği özel girişim, 1931’de açılan Chester Zoo’nun öyküsü... Matt Charman’ın senaryosuna dayanan dizi, her BBC yapımında iyi oyuncularla bezeli... Lee Ingleby, Liz White, Ralf Little, Stephen Campbell Moore, Sophia Myles, Amelia Clarkson, Honor Kneafsey, Peter Wight ve Anne Reid’den oluşan kadro, bir adamın rüyalarını gerçekleştirme öyküsünün çatısını oluşturuyor... Savaştan döndükten sonra hayata tutunamayan bir adam George, üstelik işe yarar abisinin yerine o dönebilmiş... İki kızı ve karısıyla, anne babasının evinde yaşıyor, aile işini sürdürüyor... Hayvanlara olan aşırı ilgisini küçük kızına da aşılayınca, eve hayvan doldurmaya başlıyor önce... Sonrası özel hayvanat bahçesi fikri ve onun gerçekleşmesine dair uzun yol... 6 bölümden oluşan dizi, özellikle hayvan severler için şahane bir seyirlik...  


Z Nation
Syfy’ın düşük bütçeli zombi dizisi, artık bıktığımız formülü kullananlardan... Virüs dünyayı kasıp kavurmuş, tek umut var, onu da korumak ve aşı üretilecek yere götürmek gerekiyor... Bu yolculukta da başa gelenler dizimizin konusu... Efektler, makyajlar kısacası yaratım kısmı berbat... Dizinin yaratıcıları, doksanlarda “Eerie, Indiana” ve “Strange Luck”a imza attıktan sonra daha çok prodüktör hanesinde adını gördüğümüz Karl Schaefer ve Craig Engler... Oyuncu kadrosunda başı çeken isimlerse, Kellita Smith, DJ Qualls, Michael Welch, Keith Allan, Anastasia Baranova, Russell Hodgkinson, Pisay Pao, Nat Zang, Tom Everett Scott ve Harold Perrineau... Berbat bir ilk bölümle başlayan dizi, b-türü filmleri sevenlere hitap ediyor daha çok... Hatalarını, eksiklerini ve ucuzluğunu dert etmeyenler için keyifli bir seyirlik olabilir ama geri kalanlar için berbat bir dizi...


Glue
İngiliz kanalı E4’ün tek cinayete odaklı polisiyesi, son yıllarda örnekleri artan formülü kullanarak katil kim sorusunun peşine seyircisini de ortak edenlerden... Yaratıcısı da işin ehli bir isim... “Skins” ve “This Is England '88”’in senaristi, “Cast Offs” ve “The Fades”in de yaratıcısı olan Jack Thorne, son olarak “A Long Way Down” ve “How I Live Now” ile de sinemaya geçiş yaparak adını duyurmuştu... Oyuncu kadrosu da İngiliz yapımlarını izleyenler için hayli tanıdık simalardan oluşuyor: Jessie Cave, Callum Turner, Yasmin Paige, Jordan Stevens, Charlotte Spencer, Billy Howle, Tommy Lawrence Knight ve Faye Marsay... Küçük bir İngiliz kasabasındayız... Göçmenlerin de yaşadığı bölgede, bir arkadaş grubunun gece eğlencesiyle açılıyor dizi... İçlerinden birinin cesedi ertesi sabah bulunuyor... Maktülü son görenin kim olduğundan, arkadaş grubunun arasında olanlara kadar geniş bir cinayet soruşturması izliyoruz... Üstelik polislerden biri de, bir dönem arkadaşları... Sekiz bölümden oluşan dizi, iyi başlangıcını aynı şekilde sürdürüyor... Özellikle “Broadchurch” ve benzeri dizileri izleyenlere hitap ediyor...


Red Band Society
Fox’un gençlik komedisi, katalan televizyonunda iki sezonu devirerek hayli ses getiren “Polseres vermelles”den uyarlaması olarak sezonun en avantajlılarından... Uyarlamayı kotaran isim de “Side Order of Life”ın yaratıcısı olarak tanıdığımız Margaret Nagle... İyi de bir oyuncu kadrosu mevcut: Octavia Spencer, Dave Annable, Griffin Gluck, Nolan Sotillo, Charlie Rowe, Astro, Zoe Levin, Ciara Bravo, Mandy Moore ve Rebecca Rittenhouse daha ilk bölümden diziyi sevdirmeyi başarıyorlar... Bir hastanedeyiz... Ergenler ve çocuklarla dolu bölümde yaşayanlar arasındaki ilişkiler, kanser başta olmak üzere hastalıklarla değişen yaşamları ve bu ortamda kendilerini nasıl bulabildikleri dizimizin konusunu oluşturuyor... Kökleri İspanyol işi olduğu için, klasik Amerikan gösterişinden uzak bir yapım... Sıcak ve samimi bir ortamda geçen hafif ama keyifle izlenen bir gençlik dizisi arayanlara duyurulur...


Gotham
Sonunu bildiğimiz öykülerin öncesini izleme albenisi malumunuz... “Smallville” ile tecrübe ettiğimiz bu albeniyi bu kez “Batman” için yaşıyoruz... Henüz “Yarasa Adam” olmamış küçük Bruce Wayne ve suçun kol gezmekle kalmayıp, kaos yarattığı şehire dair macera, Fox’un ve sezonun en büyük yapımı konumunda... Beklentiler de hayli yüksek... DC Comics çizgi romanından uyarlanan dizinin yaratıcısı “Rome” ve “The Mentalist” ile tanıdığımız Bruno Heller... Kolay kolay yaş tahtaya basmayan Heller, ilk iki bölümde de yönetmen koltuğunu Danny Cannon’a emanet ederek iyi başlangıç yapmış durumda... Gerek atmosferi, gerek temposu gerekse de oyuncu kadrosuyla doğru hesapların tuttuğu bir dizi olarak beklentileri karşılıyor... Ki o oyuncuları da sayalım: Ben McKenzie, Donal Logue, David Mazouz, Zabryna Guevara, Sean Pertwee, Robin Lord Taylor, Erin Richards, Camren Bicondova, Cory Michael Smith, Jada Pinkett Smith, Victoria Cartagena, Andrew Stewart-Jones ve John Doman... Bruce Wayne’in anne babasının öldürülmesiyle açılan dizi, şehirdeki suç odaklarının arasında temiz kalmaya ve inancını korumaya çalışan James Gordon’un etrafında dönüyor... İlk sezonu 22 bölüme uzayan dizi boyunca serinin her karakterini de göreceğiz gibi... “Arrow”un tutması üzerine başlayan çizgi roman dizileri furyasının en iyi işlerinden biri olarak başladı ve öyle de gidiyor... Bir an önce izlemeye başlayın derim... 


Scorpion
CBS’in teknoloji dehası soslu aksiyonu, Walter A. O'Brien’ın yaşam öyküsüne dayanıyor... Küçük yaşta hackerlık yaparken yakalanan bilgisayar dahisi, bugün Scorpion adlı firmanın başında... Dizide de dünyayı kurtarması anlatılıyor... Uyarlamayı kotaran isim, “Prison Break”in senaristlerinden ve “Breakout Kings”in yaratıcılarından Nick Santora... Elyes Gabel, Katharine McPhee, Eddie Kaye Thomas, Jadyn Wong, Ari Stidham ve Robert Patrick de oyuncu kadrosunda başı çekenler... Dört kişilik grubun, iç güvenlik ajanıyla birlikte dünyayı kurtarması dizinin konusunu oluşturuyor... Çok tempolu ve akıcı bir dizi olarak sezonun en rahat izlenen dizisi ama konuya yaklaşımın aşırı ciddi olmasıyla yamaları görünüyor... İnandırıcı görünmüyor, aşırı ütopik bir maceraya şahit oluyoruz... Bununla da kalmıyor, karakterler de çok itici... Özel yaşamlarında mağdur gibi işlenmeleri gibi bir saçmalığı da görünce, bir iki bölüm tamam ama tüm sezonu izlemeyi düşünmek zor... “Chuck” gibi biraz daha hafif meşrep olabilse tadından yenmez olabilirdi... Bu haliyle, O’Brien’ın egosunu şişirmek için sipariş edilmiş gibi duruyor... 


Forever
ABC’nin yeni polisiyesi, ölümsüz bir karakterin etrafında gelişen konusuyla dikkat çekerek sezonun en meraklı bekleyişlerinden birini yaratmıştı... “Las Vegas” ve “Chuck”ın senaristlerinden Matthew Miller’ın 1999-2000 arası yayımlanan iki sezonluk komedi “Grown Ups”dan sonra yaratıcısı olduğu ikinci dizi... Ioan Gruffudd ve Alana de la Garza’nın başını çektiği oyuncu kadrosu da Joel David Moore, Donnie Keshawarz, Lorraine Toussaint ve Judd Hirsch... Öldükten hemen sonra yakındaki bir suda yeniden doğan ve yıllardır neden ölmediğini araştıran Henry Morgan aynı zamanda morgda çalışıyor... New York Polis teşkilatının cesetler üzerinde inceleme için başvurduğu isimken, davalarda da aktif görev alarak detektif Martinez’e yardım ediyor... Aldığı notlar ve telefonla varlığından haberdar olduğu kendisi gibi ölümsüz olanı da araması da her bölüm işleniyor... Cinayet çözümleri bakımından çok sıradan bir polisiye, başkarakteri bakımındansa çakma... 2008 yılında Fox’ta başlayan ama sezon onayı alamayınca 8 bölümde kalan “New Amsterdam”dan bir kaç detay farkı dışında kopyalanmış... Yeniden yorumlanırken de, daha mantıksız hale gelip, inandırıcılığını da kaybetmiş... Vasat ilk bölümle başlayan dizinin gidişatı pek ümit vermiyor ama yine de sıkılmadan izlenebiliyor en azından...


How To Get Away With Murder
ABC’nin suç draması, Viola Davis kozu ve kurgusuyla seyircisini tavlamaya çalışanlardan... Her bölüm bir dava, sezonun tamamına yayılan bir cinayet formülünü hayli tempolu bir işleyişle ilgi çekici şekilde kurgulayarak merak duygusunu oluşturuyor... Dizinin yaratıcısı “Grey's Anatomy” ve “Scandal”ın senaristlerinden Peter Nowalk... Billy Brown, Alfred Enoch, Jack Falahee, Katie Findlay, Aja Naomi King, Matt McGorry, Karla Souza, Charlie Weber ve Liza Weil de Davis’e eşlik eden oyuncular... Bir hukuk fakültesindeyiz... Meşhur profesör Annalise Keating’in gözüne girmek için yarışan öğrenciler mevcut... Onlardan beşini yardımcısı olarak belirleyen profesör, bir yandan ders anlatıyor, diğer yandan da ekibiyle birlikte aldığı kazanması imkansız görülen davalarda mucizeler yaratıyor... Cinayetten nasıl yırtılacağını işleyen dizinin diğer konusuysa, kampüste ölü bulunan genç kızın etrafında dönüyor... Profesörün kocasından şüphelenmesiyle başlayan olaylar dizisinde, anlıyoruz ki o koca ölmüş ve beşlimiz cesedi yakıyor... Peki iş nasıl oldu da buraya geldi diye merakımızdan izlememiz bekleniyor... Gayet tempolu bir pilot bölümle başlayan dizi, orijinallikten uzak havası ve “Scandal” esintileri taşıması sebebiyle pek umut vermiyor... Artık her bölüm farklı bir cinayet ya da dava dizilerinin bir kaç istisna dışında tutmadığı gerçeği de düşen reytinglerle görünüyor... İlk dört bölümden görünen, o istisna olmaya hayli uzak kaldığı...  


Selfie
ABC’nin yeni komedisinin yaratıcısı, içi boş modern insanı irdelemeyi seven ve bu malzemeden bolca komedi çıkaran Emily Kapnek... Üç sezon süren “Suburgatory” ile banliyö insanlarıyla dalga geçen Kapnek, bu kez zamanın internet bağımlılığını işliyor... Yirmili yaşlarında takıntılı, benmerkezci ve sosyalliği sadece internet hesaplarından ibaret olan Eliza ile tanışıyoruz... Yaşamdan kopuk, internet bağımlısı ve rüküş giyimli kızımız, kendisine taban tabana zıt adamımız Henry’den yardım istiyor... Onun yardımıyla kötü imajından kurtulacak ve içi dolu bir insana dönüşecek... Ya da dönüşemeyecek... Karen Gillan, John Cho, Da'Vine Joy Randolph, Allyn Rachel ve David Harewood’dan oluşan kadrosuyla, gayet iyi bir ilk bölümle beklendiği gibi başlayan dizi, şimdilik her bölümde üstüne koyarak gidiyor... Kapnek’in tarzını sevenler için çok iyi, geri kalanları ise yer yer kendini görmekle yüzleşme sınavı bekliyor... 


Manhattan Love Story
ABC’nin romantik komedi denemesi, aynı olaya kız ve erkeğin iç sesleriyle gösterdiği reaksiyonun üzerinden bakmaya çalışıyor… Sevimli bir pilot bölümle vasat bir açılış yapan dizinin yaratıcısı Jeff Lowell… “John Tucker Must Die”, “Hotel for Dogs” ve “Over Her Dead Body”nin senaristi Lowell, “Spin City” ve “Two and a Half Men”den sonra ilk dizisinde… Çiftimizi canlandıran Analeigh Tipton ve Jake McDorman’a Nicolas Wright, Jade Catta-Preta, Chloe Wepper ile Kurt Fuller eşlik ediyor… Klişe tiplemelerle olaylardan ibaret bir akış söz konusu ama Tipton bir nebze durumu kurtarmaya çalışıyor… En azından sevimliliği bir bölümü izletebiliyor… Şehre yeni gelmiş Dana, yeni işine başlarken arkadaşının ayarladığı Peter ile tanışıyor ve kötü randevu ile geçen bölüm sonunda yan karakterleri de hızlıca tanıyoruz… Çiftimizin aralarındaki elektriklenmeyle nasıl baş edeceklerini de izlememiz bekleniyor… Beklenenden düşük reytingle başlayan dizi, sonraki bölümlerde de düşüşüne devam edince sezonun iptal edilen ilk dizisi olarak dört bölümde kaldı…


Stalker
“Scream” serisinin yaratıcısı Kevin Williamson televizyonu sevdi, artık ikişer üçer üretiyor… “Wasteland” ile televizyona geçiş yapan Williamson, “Dawson's Creek” ile bir klasiğe imza atmış ama aynı başarıyı yakalamak için “The Vampire Diaries”e kadar beklemek zorunda kalmıştı… CBS’de başlayan yeni dizisi, sapkın karakterleri yakalamanın peşinde… Dylan McDermott, Maggie Q, Mariana Klaveno, Victor Rasuk ve Elisabeth Röhm’den oluşan kadroyla Los Angeles’dayız… Korku filmi tadında başlangıçla, iki kadına takıntılı bir adamın peşine düşüyor ekibimiz… Durumları yakaladıkları insanlardan pek farklı da değil… Ya kurbanlar, ya da takıntılı… Silik karakterlerin kendini yerine koyduğu arkadaşlarına yaptığı baskılar, kadınları sürekli izleyen adamları yakalama mücadelesi… Ölüm tehditleri ve kaçırmalara uzanan olaylar psikolojik gerilim tadında işleniyor… Vasatı aşan başlangıç yapmış olsa da, koca sezonu bu konuyla nasıl devam ettirip izleyici bulacağı konusunda bol soru işaretleri mevcut… Şimdilik gidişatı iyi, kanaldan da tam sezon onayını aldı… Lakin, her bölüm bir olayı işleyen polisiyeler çoktan eskidi…


Bad Judge
NBC’nin nev-i şahsına münhasır bir kadının maceralarını anlatan komedisi, gücünü kadın yaratıcısından alıyor… Ki, ünlü oyuncu Anne Heche ilk denemesinde… Başrolde “Grey's Anatomy”nin Dr. Addison Montgomery’si Kate Walsh yer alırken Tone Bell, Ryan Hansen, John Ducey ve Miguel Sandoval da ona eşlik ediyor… Bildiğimiz yargıç tiplemelerinin tamamen dışında birini izliyoruz… Rebecca Wright, paspal giyininen, tuhaf minibüsüyle trafikte ona buna çatmaktan geri duramayan, fast-food’la beslenen ve cinsel ihtiyacını da şipşak halleden bir kadın… Sezonun en farklı komedisi olmasını sağlayacak özelliği çok… Walsh’ın üzerine kurulu dizinin çıtasını yükseltmeyi başarması da en önemli artısı… Şimdilik gidişat iyi, çok iyi olmasa da yeni komedi arayanlar birkaç bölümüne göz atıp karar verebilir… Zira tam sezon onayı alması çok uzak görünmüyor…


Gracepoint
İngiliz dizilerinin Amerikan uyarlamalarının son halkası, geçtiğimiz yılın en iyilerinden “Broadchurch”ü okyanusun diğer ucuna taşıyor… Adının farklı olması dışında her şey neredeyse aynı… Chris Chibnall yine işin başında, yönetmenleri de aynı, hatta başroldeki David Tennant da aynı rolle kadroda yer alıyor… Anna Gunn, Michael Peña, Virginia Kull, Nick Nolte, Jacki Weaver, Josh Hamilton, Kevin Rankin, Kevin Zegers ve Jessica Lucas da ona eşlik edenler… İyi oyuncu kadrosu ile orjinalinin tonunu yakalayan dizi, ilk bölümle de kuşkuları yok ediyor… Ajitasyona girmeden, abartmadan sadece öyküsüne odaklanacak ve katil kim diye soracak bol bol… 10 bölümden oluşması planlanan ilk sezon, yeniden çevrimlerin nasıl olması gerektiğine dair derslik iş…



A To Z
NBC’nin ruh eşi kavramının peşindeki romantik komedisi, Andrew ile Zelda’nın ilişkisinin süresini baştan söyleyerek o süreçte yaşananları A’dan Z’ye anlatıyor… Lakin izlemek için aşka inanmanız gerekiyor… Dizinin yaratıcısı Ben Queen, dört bölümlük “Drive” ve “Cars 2”den sonra romantik komediye merak salmış… Çiftimizi Ben Feldman ve Cristin Milioti canlandırırken, Lenora Crichlow, Henry Zebrowski, Christina Kirk, Parvesh Cheena, Hong Chau ve Katey Sagal da onlara eşlik edenler… Dizinin havası çok sevimli, konusu bildik olsa bile işleyişi gayet iyi… Yan karakterleri de çabucak tanıtıp sevdiren dizinin önü açık… Lakin reytingleri o kadar iyi gitmiyor ve her bölüm düşüyor…




Devam Edecek... 

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template