♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Sondan Sonra : İkili Delilik

Anadolu turnesine çıkarak "Sondan Sonra" ile izleyicileri salonlara çağıran Duru Tiyatro, 15 Nisan akşamı Mersin Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı'nda sahne aldı...

İngiliz oyun ve senaryo yazarı Dennis Kelly'in 2005 yılında yazdığı oyun, orjinal adıyla “After the End” aynı yıl İngiltere’de sahnelenmiş... 2010 yılında ise Füsun Günersel’in çevirisi ve Emre Kınay’ın yönetmenliğinde sahnelenmeye başlamış, yılın en çok konuşulan oyunlarından biri olarak Kınay’a adaylık, Ahu Türkpençe’ye de ödül getirmişti... Sahnede dört yılı deviren oyunu nihayet izleme fırsatı bulabildik... Bu kadar konuşulan oyuna doğal olarak ilgi de büyüktü, salonu doldurduk diyemesemde uzun zamandır bu kadar kalabalık salonda oyun izlemediğimi de ekleyeyim...

Önce oyunun konusunu özetleyelim...
Sığınakta iki insan: Mark (Kınay) ile Louise (Türkpençe). Korkunç nükleer saldırıda, binalar çökmüş, herkes ölmüş, her yanı radyoaktif toz bulutu kaplamıştır. Mark bu saldırıdan Louise'i binbir güçlükle sığınağa taşır. Mark'ın sığınağında yiyecek, ranza, radyo gibi kısıtlı imkânları vardır. Mark'ın konuşmalarından Louise'e aşık olduğu ve onu delice kıskandığı da anlaşılır. Ayrıca genç adam Louise'i irkilten şeyler söyler: “Bu saldırıyı yapanlar mutlaka sakallıdırlar... Güçlü ve iyi toplumlar dünyadaki zayıf toplumları onların iyiliği için kontrol etmelidir... Biz gücümüzü yeterince iyi kullanmadık. Teröristlere daha katı davranmak şart...” Mark'tan korkan ama onunla birlikte bu sığınakta hayatta kalma mücadelesi veren Louise zor günler yaşar. Acaba dışarısı ne durumdadır? Gerçekten herşey Mark'ın anlattığı gibi midir dışarıda? Oradan kurtulabilecek midir? Dennis Kelly'nin bu çarpıcı oyununda iki temel konu işleniyor: Dünyada özellikle ABD'de 11 Eylül saldırısı ile gelişen terörizm paronoyası ve bu olayla birlikte artan faşizan eğilimler; Güç kullanarak demokrasiye kavuşturma çabası ; ya da bir erkeğin gücünü kullanıp bir kadını elde etme mücadelesi... ‘İyilik adına gücünü kullanmak toplumsal ya da bireysel süreçte faşizmi yaratır.’ 

Gelelim yoruma...
İki perdelik oyun, Mark’ın arkadaş grubunda dalgası geçilen sığınağında geçiyor... Özellikle Ahu Türkpençe’nin muhteşem oyunculuğuyla aldığınız keyif her şeyi örtecek boyutta... Eksikleri gedikleri, daha genel bir yorumu ancak oyun bittikten sonra yapabiliyorsunuz... Zira özellikle ikinci yarıda öyle bir coşuyor ki, oyunun bitmesini de istemiyorsunuz... Müthiş enerjisine, Kınay’da karşılık veriyor elbette... 

Öncelikle belirteyim kıyametle ilgili filmleri sevenlerin ilgisini çekecek çok şey var... Bu tür gerilimleri sevenler için bolca beyin jimnastiği yaptırıyor ki, ben olsaydım şunu yapardım, bunu yapardım derken bulabilirsiniz kendinizi... Bazı anları da kafanız da film karesine dönüştürebilirsiniz, tıpkı açılış sahnesi gibi... Nükleer saldırıdan kaçışın, erkeğin kadını taşımasıyla sahnelenmesi başlangıç için biraz zayıf kalıyor... Kınay’ın terlemek ve yorulmak dışında cehennemden kaçmış gibi bir halde olması açılışı daha da güçlendirebilirdi... Diyaloglarda üzerinde durulan paranoya ile ilk andan itibaren tanışabilir, bu duruma şahit olabilirdik... Kıyamet sonrası gerilimini görmeyişimiz de, finali zayıflatmış oluyor... 

“Gerçekten böyle bir patlama oldu mu yoksa bunlar Mark’ın uydurması mı?” sorusunun peşinde geçen oyunda, içeriyle dışarı arasında pek fark yok, kadın ile erkeğin yaşadıkları hep aynı... Güç kimdeyse her şeye sahip olan o, karşısındakini kabullenişe zorlayan o... İnsanın yaşadığı duruma göre başkalaşmasını anlatan oyun, politik metni ile dünyanın düzenini de anlatıyor bolca... Erkeğin paranoyası ile başlıyor ve denge oyunları, hesaplaşmalar, rollerin dağılımı, bunların kabullenişi, ikna etme çabalarıyla geçiyor birinci perde... İkinci perde ise savrulan tehditler, korku, ötekileştirme, baskı, gerilim ve bolca gerginlik hali... Finalde ise kadının paranoyası, durumu kabullenme halleri...

Kaç gün olduğunu bilmediğimiz sığınakta paylaşılan zaman dilimi de sonunda ikili deliliğe çıkıyor... Ki bu deliliğe çıkış halinin gücü kadının repliklerinde saklı ama, aynı etkiyle sahnelenmiş bir durumu yok... Fazlaca eski film havasında, fazla basit bir final tüm emeği de sıfırlamış oluyor... Çok basit bir nedenle başladığımızı anlamamız yetmiyormuş gibi Stockholm sendromunu görmek oyunun en kötü yanı... Oysa böyle bir şeye gerek yok, zaten metin güçlü... “İnsanları bazı şeyleri yapmaya zorlayan nedir, şiddet şiddeti nasıl doğurur” gibi soruları daha direkt, belki de Mark gibi faşizan halde seyirciye sormak da çok daha etkili olurdu bana kalırsa... Finalin tahmin edilebilirliğini eleştirmeye gerek yok, zira zaten içten içe hissediyorsunuz bu durumu... Ki, buna rağmen gerilimi canlı tutması ve ilgiyi bir an bile kaybettirmemesi oyunun en önemli başarısı... Keza, Mark’ın ne kadar kötüleşirse kötüleşsin seyircinin nefretini kazanmaması da yine başarı... 

Oyunun, müziğiyle, ışığıyla, dekoruyla daha klostrofobik bir atmosfer yaratmasını beklerdim öncelikle... Maalesef bu durum yok... Daha iyi bir dekor olabilseydi keşke, duvarlarının daha koyu renkli olmasından daha dar olmasına kadar sıkışmışlık hissini besleyebilseydi... Nükleer saldırılar için yapılmış bir sığınak deyince aklınıza gelen eşyalarda bulunmuyor, örneğin tahta sandıklar pekte duruma uymuyor... Mersin Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nın sahnesi de dekora göre büyük kalınca, o sıkışma hissi oyunculuklar dışında seyirciye geçmedi... Sürekli tekrarlayan müzik, gerilim duygusunu beslemek konusunda zayıf kalıyor... İkilimizin kostümleri de kıyametten kaçış için fazla temiz... Işıkların da atmosfere çok katkı yaptığını söylemek zor... 

Beğenmediğim noktalarına rağmen, heyecan yaratan, üzerine konuşturan, izledikten sonra akılda kalan ve izlenmesi gereken bir oyun “Sondan Sonra”... Türkpençe’nin bitmemesini dilediğim hayranlık uyandıran enerji ve coşkusuna şahit olmak, sonrasında uzun uzadıya ahkam kesmek büyük keyif... Hazır turnedelerken şehrinize uğradıklarında es geçmeyin derim...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template