♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Blood : Vicdan Yakar!

Nefret cinayetlerinin her geçen gün arttığı günümüzde, intikam için kan akıtmak halen önüne geçilmeye çalışılan en büyük suçlardan biri... İlk anda sinirle ölmeli dediğimiz suçlu ya masumsa? Ölümünün hemen ardından gerçek suçlu bulununca, akan kanın herhangi bir anlamı kalır mı? Ya da değişir mi o anlam? Suçluluk psikolojisinin insana etkisi üzerine iyi bir öykü anlatıyor "Blood"... Başka yöne sapmadan, ruhta büyüyen, günden güne içi kemiren o duyguyu resmediyor...

2012 yapımı İngiliz işini, ağırlıklı olarak tv'ye çalışan iki isim kotarmış... Mini dizi "The Prisoner"in yeniden çevrimine attığı imza ile adını geniş kitlelere duyuran, halen ikinci sezonu yayınlanmakta olan "The Paradise"ın yaratıcısı Bill Gallagher'ın yazdığı senaryo roman uyarlaması tadında... Yönetmen koltuğunda ise 2011 yapımı ilk uzun metrajı "The Awakening" ile gönülleri fetheden Nick Murphy oturuyor... Bu iyi bileşim ilk anda iyi görünse de filmin en önemli zaaflarından biri aynı zamanda... Zira film daha çok mini dizi havası taşıyor, olay örgüsü de bölüm bölüm işleniyormuş gibi duruyor... Yakalanan iyi damar 92 dakikaya sıkışmış gibi tam da bu sebepten... Sanki "blood.rar" dosyasını tıklamışta izliyor gibiyiz...

12 yaşında bir kızın korkunç bir şekilde öldürülüp bir kenara atıldığına şahit olmamızla açılıyor "Blood"... Suça bizim de ortak olmamızı istediği için karakterleri de bolca yakın planla karşımıza getiriyor... Kızın cesedini görür görmez soruşturmayı üstlenen iki kardeşle de böylece tanışmış oluyoruz... Babaları da dedektif olan iki kardeş; Joe ve Chrissie Fairburn... Evlilik hazırlıkları yapan Chrissie biraz daha sessiz sedasız, fazla renk vermeyen karakter... Joe ise evliliği ve çocuklarıyla çevrelenmiş, mutlu olması gereken biri olduğu halde görünenin ötesinde heyecanlı, canıtez ve bolca da öfkeli... Bütün olay onda bitiyor zaten... Özdeşleşmemiz istenen karakterde ta kendisi... Vicdan muhasebesine girişen de... Soruşturma başlıyor ve ilk izler malum bir suçluyu çıkarıyor ortaya... Yüzünü görür görmez suçlu yaftasını yapıştırıyoruz Jason'a... Zaten geçmişi de kirli, pedofil profili taşıması, ölen kızın peşinde olduğunun bilinmesi kanıt sayılmayıp salıverilince çıldırıyoruz, çıldırıyor Joe... Bir kutlama yemeği sonrası atlıyor arabasına, içkinin de verdiği cesaretle atıyor arabasına Jason'ı... Baba Larry de araba da uyukluyor bu sırada, istikamette bir adacığın plajı... İtiraf ettirme çabası sırasında kendine hakim olamayan Joe, kızgınlığını kürek yardımıyla alıyor çoktan emin olduğu katilden... Zerre şüphe yok, onun içinde bizim içinde... 

Ama, aması var işte... Ne oluyorsa da ondan sonra oluyor... Sonrasına fazla odaklanmıyor "Blood", gerçek suçlunun ortaya çıkıp tutuklanması küçük bir detay sadece... Joe'nun içindeki sönmüş yanardağın yeniden faaliyete geçmesi önemli olan... Yanlış adamı öldürmüş olmak, kayıp oğlunu arayan anneyle yüz yüze gelmek zorunda olmak... İçini kemiren vicdanın sesini sürekli bastırmaya çalışırken, dış dünyadan kopmak... Yaşanacak ne varsa hepsini anlatıyor "Blood"... O suçluluk duygusunun neleri kemirdiğini karakterin yüzüne dantel dantel işleyerek hem de...

Oyuncu kadrosu da çok iyi... Joe'yu oynamayan, Joe olan Paul Bettany müthiş yansıtıyor dönüşümleri... Mark Strong, Brian Cox, Stephen Graham, Zoë Tapper ve Ben Crompton da ona eşlik eden isimler... Bu kadar iyi bir konuya ve anlatıma rağmen kaçan bir fırsat aynı zamanda "Blood"... Vasatı aştıktan sonra frene basmış gibi... Bunun en önemli sebebi de, dönüşümü çabucak yapmaya çalışması... Olay örgüsü müthiş olsada, Joe'nun vicdanıyla baş başa kalması konusunda elini çabuk tutmuş Gallagher... Sanki bir dizi yazmışta, kabul edilmeyince filme dönüştürmüş gibi daha çok... Murphy bu durumu görmezden gelmemiz için bolca çabalasa da bir türlü yetmiyor... 92 dakikaya çok şey sığdırmaya çalışmanın ceremesini çeken film, buna rağmen derli toplu anlatıma sahip... Katiline minik bir nefes molası verdirmiş olabilse mükemmel olacak bir film böylece kaçırmış fırsatı... Olay örgüsünün bu açığı dışında herhangi bir sorun barındırmayan, çok iyi bir final yapan "Blood", yine de izlenmesi gereken filmlerden biri... Vicdanın nasıl yaktığını görmek için, benzer anlarda soğukkanlılığı korumanın ne derece önemli olduğunu hatırlatan bir örnek... Giderek rayından çıkan dünyada, kişisel adaletin kimseye fayda sağlamadığının kulaklara küpe olmasında her daim fayda var...

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template