♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

İlk Bakış: Amour & Turbulences / Havada Aşk Var

“Bu aşktan kaçış yok!” sloganıyla klasik Hollywood romantik komedilerine selam çakan Fransız filmi “Amour & turbulences”, “Havada Aşk Var” adıyla 14 Haziran’da vizyona giriyor... 

6 saatlik, türbülanslı bir uçuş. Eski sevgilinizin tam yanındaki koltuk... New York’ta avukatlık yapmakta olan yakışıklı Antoine, bir toplantı için Paris’e giderken uçakta deliler gibi aşık olduğu eski kız arkadaşıyla tesadüfen yanyana oturur. Acaba Antoine yıllar sonra Julie’yi yeniden görünce yarım kalan aşk hikayeleri kaldığı yerden devam edebilecek midir? Çapkın Antoine ve inatçı Julie, tanıştıkları günden ayrıldıkları güne dek her şeyi bir bir hatırlayacak ve izleyiciler de kendilerini onların hem komik hem romantik aşk hikayesinde bir yolculuğa çıkmış bulacaktır. 

Yedi kişilik bir senarist grubunca kotarılan filmde, “Les invincibles” dizisiyle adını duyuran Alexandre Castagnetti yönetmen koltuğunda... Ludivine Sagnier ve Nicolas Bedos’un başını çektiği kadroda, Arnaud Ducret ve Jonathan Cohen yer alıyor. Fransız romantik komedileri hepimizin malumu, her daim belli bir düzeyi yakalar ve komik anlar içerir, bazen gereksiz bir mutluluk verir insana... Yine öyle bir film var gibi karşımızda... Sagnier ve Bedos arasındaki kimya gayet iyi, fragmanda iyi... Muhtemelen izleyip unutacağız ama en azından izlerken eğleneceğiz, vakit iyi geçecek... Haftanın öne çıkan filmlerinden biri olarak, bir şansı hakediyor...



Yönetmenin Notu: Alexandre Castagnetti

Uzun zaman önce, Mathieu Robinet ve Julien Ralanto’ya bir romantik komedi yapmak istediğimi söylemiştim. Bana umut veren filmleri seviyorum — iki insan birbiri için yaratılmışsa, kaderin (ya da kurmacanın büyüsünün) bedeli ne olursa olsun onları buluşturmasını istiyorum. Ayrıca şuna da inanıyorum ki filmlerde aşkın size rehberlik etmesine izin verme çabası gösterirseniz, sizi tüm kaygı ve kibirlerinizden arındıracak ve sonunda bu aşkın bitmesi için hiçbir sebep kalmayacaktır.

Bu nedenle, yapımcılar benden Havada Aşk Var’ı yönetmemi istediklerinde hemen kabul ettim. Senaryo, hayranlık duyduğum Hollywood klasiklerinin (Aşk Engel Tanımaz, Bridget Jones, Söz ve Müzik, 50 İlk Öpücük, vs.) ayarında. Ve yaşı biraz ilerlese de ergen davranışlarından kurtulamamış bir genç kadına odaklanıyor ki ben 36 yaşında birisi olarak bu karakteri hem gerçek hayattan hem de kurmaca dünyasından çok iyi tanıyorum. Antoine, ‘sadakat’ hissi veren her şeyden korkuyor — flört edemiyor, arkadaşlarıyla dışarı çıkamıyor, kendisi olma özgürlüğünü de yakalayamıyor.

Arte için hazırladığımız, yazan ve yöneten ekipte yer aldığım Yenilmezler (Les Invincibles) dizisindeki 4 aşırı büyümüş çocukla karakterleri birbirine çok yakın. Julie’ye gelince, eminim ki kadınlar onunla hemen bağ kuracaklardır, önceki deneyimlerinden dolayı kızların hep haklı ve Beyaz Atlı Prens’in ise sahtekar ve yalancı olduğuna kendini inandırmış, ‘içten içe romantik’ bir kadın. Ama derinlerden gelen bir ses ona “Belki de o, aradığın adamdır” diye fısıldıyor.

En önemliside, Havada Aşk Var’ın ele aldığı konu ve orijinalliği, canlandırdığı hatıraları birbiriyle kıyaslayıp çatıştırarak eğlenmemi sağladı.  Filizlenen aşkı kesip atan bir tür görecelilikten bahsediyorum. Hikaye bizzat başrol oyuncuları tarafından anlatıldığı ve tam tarafsız olmayan anılarının filtresindengeçtiği için, Julie ve Antoine’ın jüri üyeleri (yani diğer yolcular) gözetiminde sırayla tanık sandalyesine oturdukları bir duruşma izliyormuş hissine kapılıyoruz.

Bu aslında son derece ilham verici bir şey çünkü bir yönetmen olarak bana yaratıcı davranabilme özgürlüğü tanıyor. Üst üste binen geçmiş ve şimdiki zamanla oynayabiliyorum. Böylece sahneler, olağandışı ve heyecan verici ışık ve görüntü kullanımlarına ve kahramanlarımızın o anki psikolojik durumlarının doğurduğu tuhaf çağrışımların filme yansımasına imkan tanıyan bir ‘zihinsel mekan’ tiyatrosuna dönüşüyor.

Yani amaç, akıldan çok duyulara hitap eden bir film yapmaktı. Örneğin, benzer bir konuyu ele alan Michel Gondry’nin Sil Baştan’ı ve yanı sıra Fellini’nin Amarcord’unun da gösterdiği üzere, sinema bu alanda keşifler yapabilecek araçlara sahip…

Ses kullanımı açısından ise, efektler ve ruh halleriyle oynamak ve bu esnada — şu an içimdeki müzisyen konuşuyor — bir aşk öyküsünün ideal playlist’ini oluşturmak istedim. İster klasik hit’leri içersin, ister gizli kalmış cevherler ya da orijinal film müzikleri, bu son derece heyecan veren bir süreç.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template