♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Frozen : Süpriz Final Uğruna...

“Altıncı His” ile korku gerilim sinemasının en önemli beslenme kaynağı haline gelen, tüm filmi anlamlandıran finalde öğrendiğimiz süpriz finalli filmlerin ardı arkası kesilmiyor... İyi bir senaryo aritmetiği ile seyircisine okkalı bir şamar yapıştırabilen bu yapı, doğru kurulamadığında ise eziyete dönüşüyor... Küçük ölçekli ilk yönetmenlik deneyimi olarak, korsan piyasada yayılan “The Frozen”da bu yapıyı kullanmaya çalışan örneklerden biri...

Asistanlık dahil olmak üzere üç beş gişe filminin yapım ekibinde yer alan Andrew Hyatt’ın senaryosunu da yazdığı 2012 yapımı “The Frozen”, az oyunculu, açık alanda geçen 500 bin dolar bütçeli bir haftasonu tatili filmi... Gerilim ile dramı birleştirmeye çalışan, öncüllerinden aldıklarını kendine yoğurmaya çalışan bir deneme... Afişinden fragmanına kadar herşeyiyle ortalama bir gerilim gibi dursa da, 94 dakikayı tüm bunlardan uzak geçiriyor...

Kar yağışı eşliğinde başlayan filmimiz, önce kadın kahramanla tanıştırıyor izleyicisini... Emma’nın gerginliği ve çubuk sayesinde neler olup bittiğini kısa sürede anlamamızın hemen ardından, çiftimizi Mike’ı tanıyarak tamamlıyoruz... Haftasonu tatilinde kamp yapmak isteyen Mike, soluğu ıssızlığın ortasında alıyor... Pek bu işlerden anlamamasına rağmen, motorlu kızakla, çadırla gidecekleri yere varıyorlar ve olaylar başlıyor... 

Kilit olayımız, Motorlu kızakla yaptıkları kaza... Filmin süprizini açık etmeme adına, kazayı geçiştireyim ama zaten akıllı bir izleyici için çokta önemli bir süpriz yok ortada... Çiftimiz kamp yaparken, ormanda birini sürekli görmesiyle başlayan olaylar Hyatt’ın kurguladığı üzere gerilim yaratması gereken, merakla izlenmesi gereken anlar... Kafasında böyle kurmuş olsa da, bir türlü başlamayan o gerilim, filmin temposunu da düşürüyor... Diğer yandan, oyuncuların yüzüne odaklanarak seyircisini uyanık tutmaya çalışıyor yönetmen, ama bu yolunda tıkanması çok sürmüyor... Ki hemen hesaba vuralım, kaza anı 15. dakkada çıkıyor karşımıza... Sonrasında gelen 75 dakika, tam olarak yönetmenin oyun dakikaları... Seyircisini, aslında gayet iyi kurduğu süpriz finale, anlamını yitirmeden ulaştırması için kullanacağı o dakikalar yönetmenin ve filmin notunu da vereceğimiz zaman dilimi... Lakin verilecek herhangi bir notun olmadığını peşinen söyleyeyim... Zaten final için izleyicinin kafasında çok fazla seçenek oluşturamıyor yönetmen... Tüm yükü Emma’nın üzerine boca ediyor ve tüm filmin anlamının yüzünde oluşmasını bekliyor... Böyle bir düşüncenin ancak rüyalarda olabileceğinden ise sanki habersiz gibi... Emma’yı canlandıran Brit Morgan elinden geleni yapmaya çalışıyor ama nafile... Düpedüz iyi bir senaryo diline, olay örgüsündeki çeşitliliğe ve olmazsa olmaz tempoya ihtiyaç duyan film, bocaladıkça bocalıyor ve sadece inatçı izleyicileriyle finale gidebiliyor... Bu şekilde gidilen finalinde, hiç etkili olmadığını belirtmeye gerek yoktur sanırım... 

Britt Morgan’a eşlik eden Seth David Mitchell’ın ilk oyunculuk denemesi olması, Noah Segan’ınsa pek ağırlıklı bir rolü olmaması sayesinde ortada bir oyunculukta yok, doğru bir künye de... Oysa Hyatt’ın kafasındaki fikir çok kötü de değil, kısa film olabilse gayet iyi değerlenebilecek konuyu, sündüre sündüre beceriksizce uzun metrajla harcanıyor o fikir... Kilit kaza ile finalin arasındaki 65 dakkayı, kuru gürültüyle geçiren ve bir türlü tempo yaratamayan, gerilimden uzak film dolayısıyla bir senaristlik ve yönetmenlik beceriksizliği olarak tamamlanıyor... Sadece süpriz final bağımlılarına hitap ediyor... Ki, onlarında sonunu getirememe ihtimalleri var...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template