♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Tuna Kiremitçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuna Kiremitçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tuna Kiremitçi’den Yeni Roman: Gönül Meselesi

Salı, Ekim 30, 2012
•
Türk edebiyatının sevilen yazarlarından Tuna Kiremitçi yeni romanıyla Kırmızı Kedi Yayınevi’nde. 

Müzisyen, şair ve romancı olarak tanıdığımız Tuna Kiremitçi’nin çalışmalarının en belirgin özelliği, hikâyelerini sade bir dille ve roman karakterlerine sıcak bir yaklaşımla kaleme alması. Yeni romanı Gönül Meselesi’nde de üslubunun bu özelliklerini koruyarak, farklı sosyal gruplara ait insanlar arasında yaşanan bir aşk üçgenine odaklanıyor. Yaşanan bu ilişkiler yumağına toplumsal kalıpların ötesinde bir bakışla, insana dair olanı anlama çabasıyla yaklaşıyor. 

Gönül Meselesi içinde yetiştiğimiz kalıpların dışına çıkabileceğimizi, gönül meselelerinin her türlü sınırı aşabileceğini anlatan samimi ve sıcak bir roman.

İnsan insanı yara izlerinden mi tanır?

Arda yaşadığı trajedinin ardından, kendisini boğan bildik düzeninden ve kayıplarından uzaklaşmak umuduyla Eskişehir’deki baba evine sığınmıştır. Bir yıl sonra, bağlarının neredeyse kopma noktasına geldiği eşi Ali’ye ve İstanbul’daki evine dönmeye karar verir. Ancak İstanbul’a ve Ali’ye dönerken yalnız değildir. Yanında tüm sorumluluğunu üstlendiği beklenmedik bir konuk getirmektedir. 

Ne var ki, Arda İstanbul’a döndüğünde değişenin sadece kendisi olmadığını görecektir. Ali’nin hayatında bir “öteki” olduğunu fark eden Arda, yaşadığı şaşkınlığın ardından bu kadını tanımaya karar verir.  

Arda, Ali’yle birlikte yaşadıkları travmanın ardından her şeyin eskisi gibi olmasını beklerken ortaya çıkan bu yeni durumla mücadele etmeyi mi, yoksa daha önce babaevine sığındığı gibi bu kez de geçmişinden çıkıp gelen bir başka erkeğe sığınmayı mı seçecektir? 

Arda on yedi yaşındayken Büyükada yine aynıydı, gözleriydi farklı olan. Faytona ya da ağaca bakarken gördükleri, onlara hafızanın kirli filtresinden geçmeden ulaşıyordu.

Retinalarında yılların tortusu birikmemişti. Her şey taze görünüyordu. Hatta hafıza bile tazeydi. Barbar bir tazelik içinde her şeyi bilerek, her şeyle alay ederek yaşayıp gidiyorlardı. 

Büyükada’ya gelmişlerdi çünkü Fırat’ın toparlanması gerekiyordu. Hamile bıraktığını sandığı bir kız tarafından aldatıldığını öğrendiği için acı çekiyordu. Şu dünyada kaderi çözdükçe dolaşan işlerin ortasına düşmek olan insanlar varsa, Fırat onlardan biriydi. 

Ertuğrul’la Arda o yaz, Fırat’a yardım etmeye çalışırken tanıştılar. Ertuğrul onun en yakın arkadaşı, Arda da kardeşiydi. Ayrı galaksilerin insanıydılar, bu yüzden merak ettiler birbirlerini. 

Arda’nın Ertuğrul’u merak etmesinde şaşılacak bir şey yoktu. Seçkin bir ailenin yakışıklı oğluydu. Kızlar ağzının içine düşer, uğruna bir düello etmedikleri kalırdı. Onun kendisini niye merak ettiğini anlamaksa Arda’nın yıllarını aldı. Sıradan bir kızdı, on yedi yaşına kadar İstanbul’u görmemişti. Ertuğrul’a abayı yaktığını hissettiğinde, karşılık göreceğini düşünmüyordu bile. Sevdası tamamen beklentisizdi; onu kendi kendine yaşayacağını sanıyordu. 

1 Kasım Perşembe günü bütün kitabevlerinde…

Tuna Kiremitçi, Mitham Alam Film Merkezinde Söyleşide...

Salı, Eylül 28, 2010
•

Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi 30 Eylül Perşembe saat 18:00’de Git Kendini Çok Sevdirmeden, Bu İşte Bir Yanlızlık Var, Yolda Üç Kişi gibi romanlarıyla tanıdığımız; senaryo ve köşe yazarlığıyla da ilgilenen Tuna Kiremitçi’yi ağırlıyor.

Romanları şimdiye kadar beş dile çevrilmiş olan yazar 30 Eylül Perşembe saat 18:00’da Mithat Alam Film Merkezi’nde edebiyattan sinemaya çok yönlü bir söyleşi gerçekleştirecek. Yazar ile tanışmak ve sinemadan edebiyata sohbet etmek isteyen herkese duyurulur... 

Adını Sen Koy

Cuma, Mayıs 21, 2010
•

Adını Sen Koy, Soyadını Ben…

Türk Edebiyatının üretken kalemlerinden Tuna Kiremitçi’nin yazıp yönettiği ve şirketi tarafından yapılmamış olanı, bakılmamış olanı gösteriyor düsturuyla pazarlanan romantik dram gösterime girdiğinde hayli ilgi görmüş, arada kalmış bir aşk’ı anlatarak özellikle kadın izleyicileri etkilemişti.

“Aşk hikâyelerinde hep kadınlar anlatıldı. Acı çeken, haksızlığa uğrayan, üzülen onlar oldu. Erkeklere de tabii bağlanmaktan korkan, kalp kıran, aşka inanmayan adam rolleri düştü.

Acaba gerçekten öyle mi? Erkekler gerçekten de filmlerdeki kadar duyarsız ve zalim mı?

Adını Sen Koy, işte aşkın bu az anlatılmış kısmına, yani erkeklerin dünyasına bakıyor.

Aşkın o dünyaya nasıl yansıdığından, hayatı ve dostlukları nasıl etkilediğinden bahsediyor.

Devasa dekorlar yok. Özel efektler yok. Patlayan tabancalar ya da buzdağına çarpan transatlantikler yok...

İki erkeğin dostluğu, bir ağabeyle kardeşin hüzünlü öyküsü ve hepsinin hayatını değiştiren güzel bir kız var.

Madem ki aşk herkesin gerçek kişiliğini yansıtan bir ayna, o zaman gelin bu aynayı erkeklere tutalım. Oraya yansıyacak şeyler sizi şaşırtabilir.”

Belki yazıda bu kadar güzel duran, anlatılsa yada kitap olsa keyifle okunabilecek bir öykü sunuyor Adını Sen Koy… Ama… Amaları bol bir film olmaktan da kaçamıyor elbette…

Kiremitçi’nin fonda Eskişehir manzaraları elbette çok iyi. Oluşturduğu karakterlerde, onları oynayan oyuncular da… Eşleşmeler de gayet yerinde… Ama anlatılan öykü hayli klişe… Tipik bir arkadaşımın aşkısın hikayesini karakterleri daha özgün yaratarak sunmuş Kiremitçi. İçine kapanık bir ıssız adam Ilgaz, dışına fazla açılmış abisi Harun… Evlenme arifesindeki Can ve Aybige… Can’ın nikah şahidi olması teklifiyle ülkeye ve şehre dönüş yapan Ilgaz’ın daha resimlerden aşık olduğu Aybige ile yaşayacağı sessiz aşk, dillendirilmeyen ama Aybige tarafından verilen karşılık üzerinde duruyor film… Ilgaz’ın yaptığı seçimi anlatıp trene binip yol alıyor...

Aşk’ın, tutkuyla bağlılığın insana neler yaptıracağını bilen bizler ise Ilgaz’ın sessiz çığlıklarına şahit oluyoruz… Seçiminin yanlışlığı üzerine ensesine bir tokat atmak üzere aportta bekliyoruz ama nafile… Sessiz sedasız binip uzaklaşıyor öyküden Ilgaz…

Sinemamızın romantik film, aşk filmi yapma hevesi yeniden özellikle Issız Adam sonrası patlama yapmışken, tuhaf bir deneme olarak kalıyor Adını Sen Koy… Selvi Boylum Al Yazmalım’larla, Vesikalı Yarim’lerle, Sevmek Zamanı ile büyümüş bizler, bu sessizliği kırmak istiyoruz… Ama yeni nesil ne düşünür bilinmez…

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template