♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Death of the Pastor's Wife: Şehvet ve İstismar


Nisan 2024'te Kuzey Carolina'daki Lumber River State Park'ta bir kadın ateşli silah yarasıyla ölü bulundu. Resmi makamlar ölümü intihar olarak kaydetti. Boşanma hazırlığında olduğu ortaya çıkan bir kadındı Mica Miller. Ölümünün yarattığı soru işaretleri büyürken, ailesinin verdiği tepki ile dünyanın duyduğu öyküye dönüştü. Soru işaretleri halen sürerken Netflix belgeseli konuyu derleyip toparlayıp önümüze koydu.

26 Ağustos itibariyle ekranlara gelen üç bölümlük dizi Mica Miller’ın öyküsünü anlatırken gerçeklerin de peşinden koşuyor. Yönetmen koltuğunda tanıdığımız bir ikili var. 2023 yapımı “Murdaugh Murders: A Southern Scandal / Murdaugh Cinayetleri: Güney Carolina’da Bir Skandal” ve 2025 yapımı “American Murder: Gabby Petito”ya imza atan Michael Gasparro ile Julia Willoughby Nason henüz dumanı üstünde olayı anlatmaya soyunmuşlar.
 
Çocukluğundan itibaren paylaşımcı ruhu ve enerjisiyle dikkat çeken bir kadın var karşımızda: Mica Miller. Erken yaşlardan itibaren kendini tanrıya, isaya ve kliseye adayan bir ruh. Her daim mutlu görünen bir kadın. Yaşıtı bir erkekle evlenip her şeyi tamamladı derken Güney Karolina'daki Solid Rock Kilisesi’ne gitmesiyle her şey değişiyor. Bu sayede pastör John-Paul Miller ile tanışıyoruz. Tanışmaz olaydık dedirten pastör ile Mica’nın gizli ilişkilerinin ortaya çıkması sonrası evliliğe kadar giden yolunda her şey normal diyebiliriz. Sonrası, işte o sonrası sinir bozucu şeylerin, darbelerin peş peşe geldiği bir kabus adeta. Pastörün din kisvesi altında, vaazlarında da sık sık işlediği gibi kadınları erkeğin hizmetine sunulmuş oyuncaklar gibi görmesiyle izleyiciyi beyninden vurulmuşa çevirecek şeyler yağmur gibi yağıyor. JP’nin bitmek bilmez şehveti, Mica’nın üzerine sürekli giden kontrol manyaklığı, say say bitmiyor.
 
Her kadının izlemesi gereken bir öykü bu. Tüm hayatının kontrolünü partnerine kaybeden her kadının izleyip bugün tamam dediği en küçük şeylerin bile ileride nelere yol açacağını görmesi için izlemesi gerekiyor. Ne olursa olsun öznenin, önemli olanın kendisi olduğunu görmesi için izlemesi gerekiyor. Hiçbir şeyin dünyanın sonu olmadığını görmesi için izlemesi gerekiyor. 
 
Belgeselin bunca sinir bozuculuğu arasında akıllardaki soru şu: Peki bütün bunlar ne kadar doğru. JP ve arkadaşlarından konuşan hiç kimse olmadığı için bilemiyoruz. Mica’nın yaşadıklarına tanıkları, kendi el yazmaları ve mesajları üzerinden tanık oluyoruz. Belgeselin en kötü yanı da bu. Tarafsızlığımızı yitiriyor ve JP’nin hapiste sürünmesini istiyoruz.
 
İtibarını yitirmiş pastör John-Paul "JP" Miller ve hayatını kaybeden eşi Mica Miller'ın çetrefilli vakasını anlatan “Death of the Pastor's Wife” izleyicisini çileden çıkaran bir belgesel. Öte yandan dava sürüyor. JP, federal dedektiflere yalan ifade verme ve Mica’ya uyguladığı siber taciz suçlarından yargılanıyor. Olayın cinayet olduğuna dair iddialara karşılık FBI’ın bu konuda bir suçlaması yok. Dünyanın her ülkesinde izlenen belgeselin ortak paydası ve sonucu ise JP’nin katil olduğu. Bu derece etkili suç belgeselinin kolay kolay gelmeyeceğini bilerek ekran başına geçmeyi ihmal etmeyin derim.
  

Share this:

Yorum Gönder

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template