Ayrıntı Yayınları Eylül ayını dokuz kitapla karşılıyor. Ayın en önemli kitabı nihayet yeni çevirisiyle kavuşacağımız eşsiz Michel Foucault kaynağı “Deliliğin Tarihi”. Camilla Barnes’ın edebiyat dünyasına adım attığı ilk romanı “Her Zamanki O Öldürme Arzusu” okura bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi hissettirmesiyle öne çıkıyor. Mini Kitaplar’ın bu ayki yenisi Burcu Kapı imzalı “Futbol” tam da tüm haftasonlarını maçla geçirenler için yeni bir bakış açısı çağrısı. Pierre-Marie Morel’in “Atom ve Zorunluluk: Demokritos, Epikuros, Lucretius” Felsefe dizisinin, Nesîmî’nin “Dîvân (Seçmeler)”i Şiir dizisinin, Eugénia Palieraki’nin “MİR Devrimci Sol Hareket [Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi]” de Yakın Tarih dizisinin yeni kitapları olarak meraklılarını bekliyor. “Pas” ve “Sapak” ile tanıdığımız Celal Güngördü’nün yeni romanı “Bana Tahir’i Sormayın” da ayın dikkat çekenlerinden. Çağla M. Işın Alemdar’ın büyük bir eksiği ve ihtiyacı giderecek çalışması “Evcil Hayvan Kaybında Yas”ın altını kalın çizgilerle çizmek gerek. Yazar Arzu Başer’in kitap kahramanlarının dünyasına yolculuk yapan üç kardeşin hikâyesinin sonuncusu olan “Zorbalar Ofsayta Düştü” de çocukların ilgisine mazhar. "Deliliğin Tarihi"ni mutlaka kitaplığınıza ekleyin diyerek pası kitapların detayları için bültene atıyorum.
Deliliğin Tarihi - Michel Foucault
Bugün modern psikiyatrinin uzmanlık alanı haline gelmiş “delilik” nasıl doğdu? Bir deneyim olarak Batı düşünce dünyasında nasıl inşa edildi, ne gibi etkiler üretti ve elbette nelerden etkilendi? “Kapatma” fikri hangi sorunları çözmek üzere bulundu ve zamanla nasıl böylesine güç kazandı?
Bugün modern psikiyatrinin uzmanlık alanı haline gelmiş “delilik” nasıl doğdu? Bir deneyim olarak Batı düşünce dünyasında nasıl inşa edildi, ne gibi etkiler üretti ve elbette nelerden etkilendi? “Kapatma” fikri hangi sorunları çözmek üzere bulundu ve zamanla nasıl böylesine güç kazandı?
Foucault’nun klasik mertebesine ulaşmış elinizdeki kitabı, merkezine işte bu soruları koyarak, deliliğin tarihin farklı dönemlerinde akıl ile akıldışı arasında hep yeniden çizilen o çizgiyle beraber nasıl farklı şekillerde tanımlanıp sınıflandırıldığını, neden yeni figürler kazandığını ve bambaşka kurumsal mekanizmalar içinde nasıl farklı muameleler gördüğünü çözümlüyor. Bu bakımdan sadece deliliğin değil, aynı zamanda Batı aklının da tarihini yapıyor.
Orta çağın sonundan Rönesans’a, oradan klasik döneme ve son olarak deliliği bir akıl hastalığı olarak teşhis eden modern psikiyatriye ilişkin barındırdığı kapsamlı analizleriyle, düşünürün tarihsel laboratuvarını bütün yalınlığıyla takdim ettiği bir eser olarak karşımıza çıkıyor Deliliğin Tarihi. Aydınlanma’nın erken döneminden Paris’teki Genel Hastane’nin kuruluşuna, Goya’dan Nietzsche’ye kadar uzanan muazzam zenginlikteki bir malzemeyi incelikle uç uca ekleyerek, tarih boyunca negatif imalarla ilintilendirilen deliliğin temsil ettiği yaratıcı ve özgürleştirici güçlere de işaret ediyor.
Yeni Türkçe çevirisiyle yayımlanan bu eser, aklın bugün nasıl kurulduğunu, akıldışılığın hangi yeni biçimlerinden, günümüz bilimleri ve toplumsal kurumları aracılığıyla nasıl ayırt edildiğini, rasyonellik, makullük ve toplumsal makbullük ehliyetinin günümüzde hangi koşullara bağlandığını anlamak için eşsiz bir kaynak.
Orijinal Adı: Histoire de la folie à l'âgeclassique / Çevirmen: P. Burcu Yalım / Dizi Adı: Foucault Kitaplığı / 592 sayfa / 850 TL
Her Zamanki O Öldürme Arzusu - Camilla Barnes
Elli yıllık bir evlilikte artık hiçbir tartışma yeni değildir. Söylenecek sözler ezberlenmiş, kırgınlıklar yerleşmiş, alışkanlıklar ise karakterlerin ayrılmaz parçası olmuştur. Ama bütün bunların altında kopmayan bir sevgi bağı vardır.
Elli yıllık bir evlilikte artık hiçbir tartışma yeni değildir. Söylenecek sözler ezberlenmiş, kırgınlıklar yerleşmiş, alışkanlıklar ise karakterlerin ayrılmaz parçası olmuştur. Ama bütün bunların altında kopmayan bir sevgi bağı vardır.
Camilla Barnes da bu kitabı yazarken kendi ezberlerinden, kendi ailesinden ilham alıyor. Emekli bir felsefe profesörü olan babası,lafını hiç sakınmayan annesi ve yıllarını onları gözlemlemekle geçirmiş kızları. Kızlarının ebeveynleriyle ilgili iğneli yorumlarına, yalnızca okurun erişebildiği, annenin gençlik yıllarından kalan mektuplar eşlik ediyor. Bunlar aracılığıyla okur hem karakterlerin arasındaki sevgi bağına hem de belki herkesin zaman zaman yaşadığı“her zamanki o öldürme arzusu”na şahit oluyor.
Anne babasının bitmek bilmeyen çekişmelerine yıllar boyunca tanıklık etmiş kızlarının gözünden anlatılan roman, üç kuşağın dünyayı birbirinden ne kadar farklı şekillerde deneyimlediğini incelikle ortaya koyuyor. Geçmişe sıkı sıkıya bağlı ebeveynler, onların arasında sıkışıp kalan çocukları ve değişen dünyanın değerleriyle yetişen torunlar... Aynı aileye mensup bu üç kuşak bambaşka diller konuşuyor; sevgiyi, özgürlüğü ve sorumluluğu farklı biçimlerde tanımlıyor.
Yıllarını tiyatroya vermiş, sahnenin oyunculuk dışında her aşamasında rol almış Camilla Barnes’ın edebiyat dünyasına adım attığı ilk romanı. Tiyatro tecrübesiyle edebiyatı birleştirdiği bu çıkış kitabında okur bazen kendisini bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi hissederken bazen de durup 50 yıllık bir evliliğin portresine bakma fırsatı buluyor.
Orijinal Adı: The Usual Desire to Kill / Çevirmen: Didar Zeynep Batumlu / Dizi Adı: Edebiyat / 208 sayfa / 260 TL
Futbol * İnsanın Kendiyle Maçı / Burcu Kapu
Futbolun hepimizi bir şekilde kendine çeken bir tarafı vardır; belki her oyun gibi... İlgilenmesek de ona dair bir şeyler tanıdıktır. Takımların adlarına, bazı oyunculara aşinayızdır, belki oyunun kurallarını bile biliriz; hiç olmasa birkaç maç izlemişizdir. Peki futbolu geniş kitleler için vazgeçilmez kılan nedir? Nasıl ve neden taraftar oluruz, izleyicinin oyundaki yeri ve rolü nedir? Futbolu, diğer tüm sporların arasından sıyrılıp küresel bir endüstriye dönüştüren dinamikler nelerdir?
Burcu Kapu Futbol kitabıyla bu soruların peşine düşerek okurlara yeni bir bakış açısı sunuyor. Yalnızca futbolun ne olduğunu, oyunun kurallarını anlatmanın ötesine götürüyor bizleri. Tarihle, toplumla, kültürle şekillenen ve hayatın içinde kendine karşılık bulan futbolu tam da burada, insan hayatıyla ve duygularıyla ilişkilendirerek üzerimizde bıraktığı etkiyi anlamaya davet ediyor.
Dizi Adı: Mini Kitaplar / 120 sayfa / 160 TL
Atom ve Zorunluluk: Demokritos, Epikuros, Lucretius / Pierre-Marie Morel
Demokritos, Epikuros ve Lucretius antik atomculuğun önde gelen üç figürüdür. Oluşturdukları doğa felsefesine göre her şey boşlukta hareket halindeki atomlardan oluşmuştur. Dolayısıyla dünya ne organize eden bir zekadan ne de amaçları belirleyecek bir niyetten oluşmuştur. O, saf bir zorunluluğun eseridir. Dahası Demokritos, zorunluluğun var olan her şeyin ve tüm olayların ilkesi olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte, Epikurosçular bu elle tutulmaz ilkenin gücünü, zorunlu olanın ne kuvvetini ne de gerçekliğini inkâr etmeden sınırlamaya çabalamışlardır.
Demokritos, Epikuros ve Lucretius antik atomculuğun önde gelen üç figürüdür. Oluşturdukları doğa felsefesine göre her şey boşlukta hareket halindeki atomlardan oluşmuştur. Dolayısıyla dünya ne organize eden bir zekadan ne de amaçları belirleyecek bir niyetten oluşmuştur. O, saf bir zorunluluğun eseridir. Dahası Demokritos, zorunluluğun var olan her şeyin ve tüm olayların ilkesi olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte, Epikurosçular bu elle tutulmaz ilkenin gücünü, zorunlu olanın ne kuvvetini ne de gerçekliğini inkâr etmeden sınırlamaya çabalamışlardır.
Böylesi bir tartışma konusunun zorlukları onun kozmolojik veyahut fiziki boyutlarının ötesindedir. Bu zorluklar aynı zamanda bilgi felsefesi ve ahlak felsefesi alanlarını da ilgilendirmektedir: Eylemlerimiz bir zorunluluğa tabi olsa bile kendi yargımızı yürütebilir miyiz? Mutlu olmaya veya iyi davranmaya çabalayabilir miyiz? Epikurosçuların atomculuğun kurucusuna yönelttikleri itiraz özde yatmaktadır. Öyleyse, Demokritos’un bizi davet ettiği gibi zorunluluğun hegemonyası altına girmek mi gerekmektedir? Ya da tersine, Epikuros ve Lucretius’un da belirttiği gibi her şeyin kendi kuvvetinde olmadığına ve bizlerin bize tabi olan şeyler üzerinde esasen otonom olduğumuza ikna olmak mı uygundur?
Antik atomculuğun, kendi içsel çatışmalar oyununda, zorunluluk sınavına dünyanın gerçekliği karşısında karar verme talimini bir özgürlük talebi olarak yerleştirerek sorduğu temel sorusu bundan ibarettir.
Orijinal Adı: Atome et Nécessité Démocrite, Épicure, Lucréce / Çevirmen: Nil Selin Özkan / Dizi Adı: Felsefe / 112 sayfa / 180 TL
Dîvân (Seçmeler) - Nesîmî
Mende sığar iki cihân, men bu cihânasığmazam
Gevher-i lâmekân menem, kevn ü mekâna sığmazam
Nâra yanan şecermenem, çerḫeçıḫanhacermenem
Gör bu oduñzebânesin, men bu zebânasığmazam
Gerçi bugünNesîmîyem, Hâşimîyem, Kureyşîyem
Bundan uludur âyetüm, âyet ü şânasığmazam
İki dünya bana sığar, ben bu dünyaya sığmam
Mekânsızlık cevheri benim; varlığa, mekâna sığmam
Ateşte yanan ağaç benim, gökyüzüne çıkan taş benim
Gör bu ateşin yalazını, ben bu yalaza sığmam
Gerçi bugünNesîmî’yim, Hâşimîyim, Kureyşîyim
Âyetim bundan yücedir; âyete, şana sığmam
Dil İçi Çeviren: Mehmet Kanar / Dizi Adı: Şiir / 208 sayfa / 320 TL
MİR Devrimci Sol Hareket [Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi] - Eugénia Palieraki
Köklü bir mücadele tarihine sahip Şili işçi sınıfı hareketi 1960’lara kadar iki ana kitle partisi olan Sosyalist Parti ve Komünist Parti’nin denetimi altındaydı. Latin Amerika’da gelişen ve özellikle 1959 başında Küba’da iktidarı ele geçiren gerilla savaşlarının etkisi yepyeni bir siyasî hareketin doğmasının yolunu açtı. Bağımsız sendikal örgütlenmelerden yaygın öğrenci hareketlerine ve mevcut geleneksel sol parti tabanlarından irili ufaklı radikal topluluklara kadar geniş bir kesim 1965’te MİR (Devrimci Sol Hareket) adı altında bir araya geldi. “Şili’nin ulusal ve sosyal kurtuluşunu arayan işçi sınıfının ve ezilen kesimlerinin Marksist-Leninist öncüsü” olarak örgütlenen bu yeni oluşum, geleneksel siyasî yapı dışında yeni bir siyasî hareket niyetine işaret ediyordu ve hızla ülkedeki siyaset yapma tarzını da değiştirmeye başladı. “Proletaryayı siyasî olarak silahsızlandıran”, iktidarı “barışçıl yol” ile ele geçirmeyi benimseyen anlayışın karşısına “silahlı mücadele” fikrinin kaçınılmazlığını koyan MİR ülkede Halk Birliği döneminde bin gün boyunca yaşanan olağanüstü sosyal ve siyasî devrimin en militan aktörü oldu. Elinizdeki Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi kitabı sonraki yıllarda uluslararası sol hareket üzerinde çok önemli etkiler bırakacak olan bu olağanüstü hareketin kökenlerini yeniden ele alıp takip ederek Latin Amerika ve Şili’de 1960’ların tarihsel görünümünü ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Bu çaba aynı zamanda MİR’in temsil ettiği değerler silsilesinin özgün, evrensel, kapsamlı bir tablosunu da resmetmektedir: Toplumda onurlu bir yaşamı güvence altına alan insanî birlikteliği kurmak için dayanışma, adalet, sadakat, sevgi, özgürlük, yaratıcılık... Etnik-kültürel ve çeşitli kimlikler temelinde davranışları, alışkanlıkları ve değerleri ve genel olarak yeni bir kadın ve yeni bir erkek oluşumuna katkıda bulunan tüm unsurları teşvik... Uluslararası vahşî kapitalizmin zorba küreselliğine karşı dünyada tüm sömürülen ve ezilenlerin enternasyonalizmi... “Halk, bilinç, silah...”: Silinmeyen bir mücadele çığlığı!
Mende sığar iki cihân, men bu cihânasığmazam
Gevher-i lâmekân menem, kevn ü mekâna sığmazam
Nâra yanan şecermenem, çerḫeçıḫanhacermenem
Gör bu oduñzebânesin, men bu zebânasığmazam
Gerçi bugünNesîmîyem, Hâşimîyem, Kureyşîyem
Bundan uludur âyetüm, âyet ü şânasığmazam
İki dünya bana sığar, ben bu dünyaya sığmam
Mekânsızlık cevheri benim; varlığa, mekâna sığmam
Ateşte yanan ağaç benim, gökyüzüne çıkan taş benim
Gör bu ateşin yalazını, ben bu yalaza sığmam
Gerçi bugünNesîmî’yim, Hâşimîyim, Kureyşîyim
Âyetim bundan yücedir; âyete, şana sığmam
Dil İçi Çeviren: Mehmet Kanar / Dizi Adı: Şiir / 208 sayfa / 320 TL
MİR Devrimci Sol Hareket [Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi] - Eugénia Palieraki
Köklü bir mücadele tarihine sahip Şili işçi sınıfı hareketi 1960’lara kadar iki ana kitle partisi olan Sosyalist Parti ve Komünist Parti’nin denetimi altındaydı. Latin Amerika’da gelişen ve özellikle 1959 başında Küba’da iktidarı ele geçiren gerilla savaşlarının etkisi yepyeni bir siyasî hareketin doğmasının yolunu açtı. Bağımsız sendikal örgütlenmelerden yaygın öğrenci hareketlerine ve mevcut geleneksel sol parti tabanlarından irili ufaklı radikal topluluklara kadar geniş bir kesim 1965’te MİR (Devrimci Sol Hareket) adı altında bir araya geldi. “Şili’nin ulusal ve sosyal kurtuluşunu arayan işçi sınıfının ve ezilen kesimlerinin Marksist-Leninist öncüsü” olarak örgütlenen bu yeni oluşum, geleneksel siyasî yapı dışında yeni bir siyasî hareket niyetine işaret ediyordu ve hızla ülkedeki siyaset yapma tarzını da değiştirmeye başladı. “Proletaryayı siyasî olarak silahsızlandıran”, iktidarı “barışçıl yol” ile ele geçirmeyi benimseyen anlayışın karşısına “silahlı mücadele” fikrinin kaçınılmazlığını koyan MİR ülkede Halk Birliği döneminde bin gün boyunca yaşanan olağanüstü sosyal ve siyasî devrimin en militan aktörü oldu. Elinizdeki Şili MİR’inin Eleştirel Tarihi kitabı sonraki yıllarda uluslararası sol hareket üzerinde çok önemli etkiler bırakacak olan bu olağanüstü hareketin kökenlerini yeniden ele alıp takip ederek Latin Amerika ve Şili’de 1960’ların tarihsel görünümünü ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Bu çaba aynı zamanda MİR’in temsil ettiği değerler silsilesinin özgün, evrensel, kapsamlı bir tablosunu da resmetmektedir: Toplumda onurlu bir yaşamı güvence altına alan insanî birlikteliği kurmak için dayanışma, adalet, sadakat, sevgi, özgürlük, yaratıcılık... Etnik-kültürel ve çeşitli kimlikler temelinde davranışları, alışkanlıkları ve değerleri ve genel olarak yeni bir kadın ve yeni bir erkek oluşumuna katkıda bulunan tüm unsurları teşvik... Uluslararası vahşî kapitalizmin zorba küreselliğine karşı dünyada tüm sömürülen ve ezilenlerin enternasyonalizmi... “Halk, bilinç, silah...”: Silinmeyen bir mücadele çığlığı!
Orijinal Adı: Naissance d'une Révolution: Histoire critiqe du MIR chilien / Çevirmen: Emirhan Oğuz / Dizi Adı: Yakın Tarih / 256 sayfa / 400 TL
Bana Tahir’i Sormayın - Celal Güngördü
“Bana bir mezar taşı yap, yoksa öleceğim.”
“Bana bir mezar taşı yap, yoksa öleceğim.”
Tahir, ölüm haberinin geldiği gece Ezo’nun rüyasına bu sözlerle girer.
Ölüm bir insanın hikâyesini bitirmeye yetmez.
Geride kalanların her biri başka bir Tahir’i hatırlar. Bir fotoğraftaki yüz değişmez belki, ama o yüze bakan göz değişir. Söylenmiş sözler başka anlamlara bürünür, suskunluklar yıllar sonra dile gelir.
Ezo bir heykeltıraştır. Taştan yüzler yontarken bunun onlara yeni bir hayat vermeyeceğini bilir. Yüzlerin hikâyesi çoktan tamamlanmış görünse de onun asıl sorusu başkadır: İnsan, geçmişte gördükleri kadar görmediklerinden de sorumlu mudur? Ezo, bu sorunun peşine düşerken o yüzlerin hiç anlatılmamış hikâyelerine yaklaşır.
Ya insanı asıl anlatan, gördüklerimiz değil de gözden kaçırdıklarımızsa?
Ya onu en çok, bakmadan geçtiğimiz yerde kaybetmişsek?
“Doğmadan önceki yüzünü göster bana.”
Dizi Adı: Edebiyat / 208 sayfa / 200 TL
Evcil Hayvan Kaybında Yas * Yas Sürecini ve Kendimizi Anlamak / Çağla M. Işın Alemdar
“O sadece bir hayvan” cümlesini duydunuz mu hiç?
“O sadece bir hayvan” cümlesini duydunuz mu hiç?
Muhtemelen duydunuz. Belki bir yakınınızdan, belki iş arkadaşınızdan, belki komşunuzdan. Muhtemelen o cümlenin ne kadar yanlış olduğunu, içinizde taşıdığınız o ağırlıkla zaten biliyorsunuz.
Yıllarınızı birlikte geçirdiniz. Sabahları sizi ilk o karşıladı, en zor gecelerde yanınızda o vardı. Ortak bir diliniz, ortak sessizlikleriniz, yalnızca ikinizin bildiği küçük ritüelleriniz oluştu zamanla. Hayatınızın o kadar içine işledi ki varlığı sıradan, yokluğu ise akılalmaz geldi.
Şimdi o yokluğun nasıl bu kadar yer kapladığını anlamaya çalışıyorsunuz.
Çağla M. Işın Alemdar bu kitabı ne acıyı hafifletmek ne de teselli etmek için yazdı. Yas sürecini; inkârı, öfkeyi, utanılan rahatlama duygusunu, suçluluğu olduğu gibi, saklamadan anlatmak için yazdı. Çünkü yaşadığınız şeyi adlandırmak, onu taşımayı biraz daha mümkün kılar.
Burada cevaplar değil, tanıdık bir ses bulacaksınız. Belki de zaten en çok buna ihtiyacınız var.
Dizi Adı: Düşbaz / Kişisel Gelişim / 80 sayfa / 180TL
Zorbalar Ofsayta Düştü - Arzu Başer
Dostluğun rengi olur mu? Berke ile Rüzgar’ın hikâyesini okuduktan sonra bu sorunun yanıtına “evet” diyebilirsin. On yaşında olan her çocuk gibi Berke ve Rüzgar iki tatlı çocuktur. Biri kıvır kıvır saçlarıyla, harika futboluyla tam bir liderdir. Rüzgar’dan bahsediyoruz. Diğeri ise her zaman pek çok konuda ilginç bilgileri paylaşmaktan geri durmayan, kar beyazı saçları ve masmavi gözleriyle görenleri ilk anda etkileyen Berke.
Bu iki arkadaşın okul hayatı, futbol maceraları, arkadaşlık meseleleri ve tabii ki kitapların dünyası olan “kahramanlar dünyası” yolculukları bir okur olarak senin de ilgini çekecektir, bu kesin! Peki “zorbalık” da nereden çıktı diyorsan, bazı anahtar kelimelerle bu zorbalık hikâyesinin ne olduğunu anlayacaksın: kar beyaz saçlar, futbol, kitapların farklı dünyası.
Yazar Arzu Başer’in kitap kahramanlarının dünyasına yolculuk yapan üç kardeşin hikâyesinin sonuncusu olan Zorbalar Ofsayta Düştü, bir devam hikâyesi değil sadece, aynı zamanda yepyeni bir macera sunuyor.
Resimleyen: Beyza Başal / Dizi Adı: Dinozor Çocuk / 144 sayfa / 200TL

Yorum Gönder