♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Life in a Year : Kuşak değişir Aşk değişmez


Erich Segal’ın 1970 yılında yayımlanan romanı “Aşk Hikayesi”, aynı yıl sinemaya uyarlanmış ve yarattığı ilgi patlamasıyla kısa sürede klasikleşmişti. Milyonlarca okuru ve izleyiciyi etkileyen “Love Story”, Y kuşağının romantikleşmesinde de önemli bir role sahip olmuştu. Ölümsüz aşk kavramının yerleşmesini sağlamıştı. Aradan tam elli yıl geçmiş ama Z kuşağının okuduğu ve izlediği şeylerin de aynı minvalde olduğu görülüyor. Genç yetişkin klasiği olarak sayılarak romanların hemen hepsinde mutlaka ölümle biten bir aşk mevcut. “Aynı Yıldızın Altında” başta olmak pek çok örnek saymak mümkün. Hatta kuşağın okuruna iki ölümcül hastanın aşkı bile sunuluyor. Formül hayli basit. Aşk ve romantizmin dibine vurulurken izleyiciye her an ölebilecekmiş gibi hayatını dolu dolu yaşa mesajı veriliyor. 2020 yapımı Amerikan filmi “Life in a Year” de aynı yolun yolcusu. İyice tek tipleşen senaryolardan birine sahip olsa da Amazon Prime Video'dan izleyiciyle buluşmasının da etkisiyle ilgi görüyor.

“The Dark Crystal: Age of Resistance”ın uyarlamasıyla tanınan Jeffrey Addis ve Will Matthews tarafından kotarılan senaryoyu peliküle aktaran isim Mitja Okorn olmuş. İlk filmi “Tu pa tam” ile 2004 yılında yıldızı parlayan Yugoslav yönetmen uzun sessizliğini “39 i pól” dizisiyle bozduktan sonra  2011’de “Listy do M.” İle romantik komedi sevenlerin gönlünü fethetmişti. Beş yıllık aranın ardından “Planeta Singli” ile türe devam ederken yine iyi iş çıkarmıştı. Bu kez dört yıl sonra bir Amerikan yapımı için motor demiş. Kendini gösterme fırsatını tepmemiş ama öte yandan sipariş yönetmen gibi görünüyor. Smith ailesinin yapımcılar arasında yer almasını buna yormak mümkün. Hatta bundan yola çıkarak filmin bazı kusurlarını da okuyabilmek de… Cara Delevingne'in başrolü Jaden Smith'le paylaştığı romantik dramın oyuncu kadrosunu Nia Long, RZA, Cuba Gooding Jr., Chris D'Elia, JT Neal ve Stony Blyden tamamlıyor.

Hayatı çok önceden planlanmış Daryn ile tanışmamızla açılıyor film. Bir rap konserine gitmek isteyen 17 yaşındaki kahramanımız babasından izni de koparıyor ama konser alanına geldiğinde hüsrana uğruyor. Mekan yeterince dolmuş ve kapılar kapanmış. Mekana gizlice girmeyi denerken de ilginç bir tanışmayla hayatının aşkıyla yolları kesişiyor. Isabelle ile tanışmasıyla “bir daha” dedikçe randevular birbirini kovalıyor ve olaylar gelişiyor.

Son derece basit bir formül var ortada. Babasının salonun baş köşesine pano asacak kadar planlı hayata sahip Daryn ile bir yıllık ömrü kalan kanser hastası Isabelle’in öyküleri “Love Story”nin yeni kuşağın deyimiyle güncellenmiş sürümü. Yine zengin-fakir muhabbeti var. Yine Harvard vurgusu var. Yine ölüm var. Yeni sürümün farkı bu duruma rağmen ikilinin aşkı yaşamayı kabul etmeleri. Bir diğer farkı da Daryn’ın madem bir yılımız var diyerek bir ömrün bütün önemli dönüm noktalarını Isabelle’e yaşatma planı. Her şey çok bildik çok sıradan. Daryn’ın hayattan keyif almaya başlamasını gerektiren olaylar zinciriyle Isabelle’in mutlu ölmesini izleyeceğimiz baştan belli. Peki izleyici neyden keyif alacak? Bu sorunun yanıtını elbette z kuşağı verebilir ancak…

Gelelim filmin kusuruna. Filmin en büyük kusuru bunun bir parlatma projesi gibi durması. 2006’da “The Pursuit of Happyness” filminde babasının elinden tuttuğu Jaden Smith’in büyüdüğünü gösterme çabası olması. 2010’da “The Karate Kid” ile solo şovunu da yapan 1998 doğumlu Jaden, bir romantik dram ile büyüdüm ben diyor. Genç kızlara pazarlanabilmek de artık büyümenin bir parçası ne de olsa. Hadi bunu yapmak istemelerini anlıyorum da rol arkadaşını doğru seçmek gerekiyor. Böyle bir aşk öyküsünde kimyalar tutmalı. Jaden’a partner olarak altı yaş büyüğü Cara Delevingne’nin seçilmesi teoride iyi aslında. Kuşağının önemli figürlerinden, filmi izlenir kılacak bir isim ve iyi oyuncu. Pratikte olanlarsa hesaplandığı gibi maalesef. Jaden henüz büyümemiş ve ufak tefek bir liseli gibi kalıyor Delevingne’nin yanında. Anne-Babasının sözünden çıkmayan ağzı süt kokan bebenin ölmek üzere olan kıza bir yıl içinde bütün bir ömrü yaşatması da inandırıcı durmuyor bu yüzden. Filmin tasarlanan zirve sahnesi de, ölümü kabullenememe itirazı da o yüzden çok çok etkisiz. Derinliksiz iki karakterden Delevingne daha önce oynadığı rollerden birini tekrarlıyor gibi durunca da her şey yapaylaşıyor. Diğer karakterler de çok bildik ve kartondan. Bol bol öpüştürüyorlarsa da olmayınca olmuyor. Tutmuyor işte kimya. Bu yüzden çok uzun sürüyor aşkın filizlenmesi ve mutluluk halleri. İlk krizin çıkışı, mutsuzluk ve beklenen sürecin biraz fazlaca sıkıştırılmasına yola açıyor bu durum. Çözümleme kısmının ve verilecek mesajın son yarım saate ite kaka sıkıştırılmasına hikayenin çok bildik oluşunu ve her anının tahmin edilebilirliğini ekleyince karşımıza bir fiyasko çıkması sürpriz olmuyor. Duygusal anlarda Mitja Okorn da filmografisinin aksine basmış makyajı. En azından müzikler iyi. Delevingne sayesinde renkler ve kadrajlar da iyi.

27 Kasım itibariyle Amazon Prime üzerinden izleyicisiyle buluşan romantik dram “Life in a Year” hayat kısa mesajını tekrarlayan filmlerden. 107 dakikasını romantizmle bulamaya çalışsa da son tahlilde hayallerinin peşinden koş, kim olmak istiyorsan ol mesajını tekrarlayan bir zaman kaybı. Birinin de çıkıp bunu daha önce izlemiştim hissiyle ömür geçmez demesi gerekiyor. Denir mi bilinmez ama kuşaklar değişse de kurguda aşk anlaşılan hiç değişmiyor.

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template