♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Harriet : Ya Özgürlük Ya Ölüm

İnsanlık tarihinin yüzkarası kölelik düzeniyle ilgili hesaplaşmalar her daim sinemanın ilgi alanlarından biri. Döneme ilişkin gerçekçi ve doğru tarihsel örnekler içinse hayli zaman geçmesi gerekti. Özellikle sinemanın siyahı kanadının gelişmesi ve “12 Years a Slave”in Oscar ödülünü kucaklamasıyla artık dönemden yeni öyküler fışkırıyor. Önemli tarihsel ikonların hayat hikâyelerine dayanan filmler de peş peşe geliyor. 2019 yapımı Amerikan işi “Harriet” bu geleneğin son üyesi olarak ödül sezonuna da damga vurarak ilerliyor. 16 ödülü evine götüren, 29 adaylık alan ve iki dalda Oscar adayı olarak yılın konuşulan filmlerinden biri olmaya devam ediyor.

“Harriet” önemli özgürlük mücadelesinin önemli ikonlarından Harriet Tubman’ın hayat hikâyesini taşıyor peliküle. “Siyahi Amerikalı kölelik karşıtı eylemci, Süfrajet, Sivil haklar eylemcisi ve Amerikan İç Savaşı sırasında Konfederasyon aleyhine çalışıp Birlik lehine casusluk yapmış hemşire.” tanımlamasıyla yer alıyor kaynaklarda. Tarihe geçmesini sağlayan çabasının sonuçlarını da bir çırpıda sayınca ayağa kalkıp saygı duruşunda bulunası geliyor insanın. Ki o bilgileri de filmin sonundan alıntılayalım. “Harriet Tubman Yeraltı Demiryolu'nun en ünlü kondüktörüydü. Yetmişten fazla köleye özgürlükleri için liderlik etti. İç Savaş sırasında Harriet, Silahlı Kuvvetler için casusluk yaptı. 750'den fazla köleyi özgür bırakmak için Combahee Nehir Birliğindeki 150 zenci askere liderlik etti. Harriet, silahlı bir sefere önderlik eden ABD tarihindeki birkaç kadından biri olmaya devam ediyor. Hayatını köleleri özgür kılmaya yaşlılara ve Kadın Süfraj hareketine yardım etmeye adadı. Yaklaşık 91 yaşında sevdiklerinin yanında vefat ederken son sözleri, "Size bir yer hazırlamaya gidiyorum." oldu.” Özgürlüğüne ilerleyen yolu kat ettikten sonra yılmayan ve aynı koşulları yaşayanlara rehberlik eden Harriet Tubman’ın hayat hikâyesini anlatma fikrinin sahibi Gregory Allen Howard olmuş. “Remember the Titans”ın senaristi olarak tanınan Howard, Michael Mann imzalı “Ali”nin de öyküsünün sahibi. On sekiz yıl aradan sonra yeni fikirle çıkagelmiş ve senaryoyu Kasi Lemmons ile birlikte kotarmışlar. Aktristlikten yönetmenliğe geçiş yapan Lemmons da beşinci uzun metrajı için yönetmen koltuğuna geçmiş. Onun da altı yıl aradan sonra setlere dönüşü olmuş Harriet. İlk yönetmenlik sınavını 1997’de senayosunu da yazdığı “Eve's Bayou” ile başarıyla veren ve bolca ödül toplayan Lemmons, dört yıl sonra roman uyarlaması “The Caveman's Valentine” ile vasatı aşamayınca 2007’de bir biyografi ile dönmüştü. “Talk to Me” ile yine ödülleri kucaklamıştı. 2013’teyse Langston Hughes uyarlaması “Black Nativity” ile tam bir çöküş yaşamıştı. İlgi gördü, çok izlendi ama neredeyse kimse yaranamayan filmin ardından yine bir biyografiyle dönerek çıkış aramış. Bir iyi bir kötü şeklinde özetlenebilecek filmografisinde sıra iyiye gelmiş. İyi de bir oyuncu kadrosu kurmuş. Önemli figürü 2018’de “Widows” ve “Bad Times at the El Royale”deki rolleriyle büyük çıkış yakalayan Cynthia Erivo canlandırırken, irili ufaklı pek çok diziden tanıdığımız Leslie Odom Jr., adını daha sık duyacağımız yıldız adayı Joe Alwyn, usta oyuncular Clarke Peters, Vanessa Bell Calloway ve “Queen Sugar” ile yıldızı parlayan Omar J. Dorsey ona eşlik eden isimlerden öne çıkanlar.

1849’da bir çiftlikteyiz. Bir mektupla sevinen çifti görüyoruz önce. Özgürlük umuduyla çiftliğin efendisiyle konuşarak mektubu gösteren Araminta "Minty" Ross’un gözyaşlarına tanık oluyoruz. Mektubun yırtılıp atılmasının akşamında yollara düşerek özgürlüğüne adım atıyor. Peşindeki adamları atlatmak üzereyken zorlu bir anda en önemli mottosunu da söylüyor: Ya özgürlük ya ölüm. 100 millik mesafeyi yayan olarak geçerek ulaştığı Pensilvanya, Philadelphia'da özgürlüğüne de kavuşuyor. Ama bir türlü huzur bulamayıp kocasını özleyince onu kurtarmak üzere yola düşüyor tekrar. Kocasının onu öldü sanarak yeniden evlendiğini öğrenince yaşadığı şoku çiftlikten ailesinin üyelerini kurtararak atlatıyor. İmkansız yolculuğu ikinci kez yapmasıyla hayatı yeni bir anlam kazanıyor. Minty olarak başlayan hayatında özgürlüğe kavuşunca Harriet adını alarak yaşadığı dönüşüm de filmin konusunu oluşturuyor.

Harriet, kuşkusuz çok önemli bir figürün hayat hikâyesi. Bunu peliküle taşımak ve kitlelere hatırlatmak önemli görev ama bunun için iyi bir dramatürji gerekiyor. Dönemi ve zorlu koşulları iyi yansıtan bir senaryo ile işleyişe gerek var. Ne yazık ki bu konuda sınıfta kalan bir film var karşımızda. Dizi olsa en az altı bölümde anlatılabilecek bir öyküyü 125 dakikaya sığdırmaya çalışmak beyhude çaba olmuş. Minty’i tanıtabilse de Harriet’e dönüşümünü etkisiz şekilde işleyen film, bir türlü izleyicisini özdeşleştiremiyor. İlk yolculuğu imkansız olarak tanımlamakla yetiniyor. Haliyle bir etki yaratamadığı gibi filmin en önemli eksiği de böylece ortaya çıkıyor. İyi bir kötüye sahip olmayan film Harriet’in her yaptığını hiçbir zorlukla karşılaşmadan kolayca yapmasına tanık ediyor izleyicisini. Kölelikten özgürlüğe giden yol bu kadar kolay olabilir miydi? Aynı yolu dört kez daha arşınlayacak kadar basite mi indirgedi bu kadın? Bu kadar mı rahattı? Hiç mi kimse çıkmadı karşısına? Bu soruların akla gelmesini sağlayan zayıf senaryonun beklendiği gibi kahraman yaratamadığına tanık oluyor izleyici. Bir kadın aklına estikçe yola düşüp köle kurtarıp geliyor işte. Teoride imkansız olsa da gözlerimiz çok kolay olduğuna şahit. Yaşam öyküsünün kilometre taşı olaylarını seçmekte başarısız olan senaryo bu yüzden filmi sekteye uğratıyor. Akıcılığı ve temposuna rağmen ne zaman bir zorlukla karşılaşacağını merak ederek izliyoruz. Bir ölüm kalım mücadelesi verdiğini görmek istiyoruz. Koca 125 dakikada göremiyoruz ne yazık ki. İşin geri kalan kısmıysa başarılı… Döneme dair iyi bir prodüksiyon, başarılı oyunculuklar, iyi bir renk paleti mevcut, müziklerle süslendiği anlar da akılda kalıcı.

17 milyon dolarlık bütçesiyle prömiyerini Toronto’da yaparak başlayan ve bolca festival gezdikten sonra 1 Kasım’da vizyona giren film daha açılış hafta sonunda 11 milyonluk gişe ile kendi amorti etmiş. Oscar adaylığıyla gördüğü ilgi sayesinde 40 milyonu geçen gişeye ulaşarak yüzleri güldürmüş. Cynthia Erivo’nun en iyi kadın oyuncu adaylığını hak ederek aldığını belirtelim. Ödül konusunda hiç şansı olmasa da en iyi şarkı dalda adaylığıyla da sesini konuşturması yılın iz bırakan performanslarından birini yarattığını belgeliyor. Meşhur puanlama sitesi imdb’de 6,2 olsa da vasatı aşamayan etkisiz bir izle unut filmi Harriet. Ya özgürlük ya ölüm dese de üstüne serptiği ölü toprağıyla mücadeleden uzak bir işleyişle bir ikonu taçlandıramıyor.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template