♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Running with the Devil : Beyazın Rotası

Uyuşturucunun üreticiden satıcıya uzanan zorlu yolda tüm engelleri aşarsa fiyatının ne kadar arttığı bilinen gerçeklerden… Bir ülkeden başka bir ülkeye, kıtaya yapılan yolculuğun değerini daha fazla katladığını bildiğimiz başka bir şey ya da alternatifi yok. Ticaret için en önemli şey de o rotada aksaklıklar meydana gelmesi. İşte 2019 yapımı suç draması “Running with the Devil” bilmeyenler için bunu anlatan bir film. İşin arka planında neler döndüğünü gerçekçi şekilde anlatıyor.

Oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film bir ilk deneme. Oyunculuktan yönetmenliğe geçiş çabasındaki Jason Cabell’in tek başına ilk işi. 2013’te başladığı oyunculuk kariyerinde kısa fimler ve dizilerde konukluktan öteye geçemeyen Cabell, 2016’da yapmış ilk hamlesini. Senaryosu da kendisine ait olan dram/gerilim “Smoke Filled Lungs” ile seyirci karşısına yönetmen koltuğunu Asif Akbar ile paylaşarak çıkmış. Başrolü de üstlendiği film beklentileri aşmış ve üç ödülle taçlanmış. Cabell, üç yıl sonra bu kez tek başına oturuyor koltukta. Düşük bütçeli mütevazı bir film için fazla olan bir oyuncu kadrosu kurmuş. Nicolas Cage, Cole Hauser, Leslie Bibb, Barry Pepper, Laurence Fishburne, Adam Goldberg ve Peter Facinelli başı çeken isimler deyip susabiliriz.

Elleri bağlanıp kafasına çuval geçirilmiş bir adamın infaz edilmek üzere oluşuyla açılıyor Running with the Devil. Sonrasında dönüyoruz geçmişe… Önemli bir sevkiyat sekteye uğramış, uyuşturucunun saflığı kaybolmuş ve ölümcül hale gelmiş. Kartelin patronu en güvendiği adamı Aşçı ile kendi adamını görevlendirir ve ikili sevkiyatın tüm aşamalarını denetlemek üzere yola çıkar.

Cabell, bir uyuşturucu sevkiyatının her aşamalarını anlatıyor. Bunu yaparken de tüm rolü uyuşturucuya veriyor. Hiçbir karakterini isimlendirmemiş sadece sıfatlarla yetiniyor. Aşçı, cezalandırıcı, yetkili ajan, bir numara, ispiyoncu, patron şeklinde tanıtıyor kadraja girdikleri ilk anda yazı ile de destekliyor. Başlangıcı iyi olsa da bir sevkiyatın tüm aşamalarını izlemek bir noktadan sonra sıkıcı olmaya başlıyor. Zira her şey problemsiz ve aksiyondan uzak olunca bu olaysızlık seyirciyi sadece şahitlikle kısıtlıyor. Karakterlerini tanıtmakla, birbirleriyle bağ yaratmakla da işi olmayınca bir belgesel havasında uyuşturucunun rotasını görmüş oluyoruz. Teknik anlamda da berbat bir işçilik var. Müzik kullanımı da aynı çiğlikte. Cabell’in sık sık filmi bölüp efektle yazı yazması da ayrı bayağılık. Üreticiden çıkan uyuşturucunun her aşamayı geçerken kilosu şu kadar oldu açıklaması biraz da salak yerine koyuyor izleyiciyi. Yaşanan aksaklığın filmin çıkış noktasını unutturacak denli durağan, temposuz ve sıkıcı bir izlenceye dönüşüyor. Oysa tüm bu sevkiyat ağı zorlu ve tehlikeli… Cabell’in yansıttığına bakılırsa tertemiz ve tehlikesiz. Yarın hemen bizde mi başlasak diye düşündürecek denli risksiz. Durum böyleyken başta görülen infazı merak etmekten uzaklaşıyoruz. Kimin kimin öldüreceği önemsiz detay haline geliyor. Teoride önemli bir detay aslında… Cabell filmine sürpriz bir finali uygun görmüş. Tabii kimse için sürpriz olamayacağını da belirtelim.

Bilmeyenler için uyuşturucunun rotasını göstermekten başka bir işe yaramayan “Running with the Devil”, bunca oyuncuya rağmen berbat senaryosu yüzünden gerçekçilikten uzak bir zaman hırsızı. Gözünü yüz dakikanıza dikmiş bekliyor. Uzak durun derim…

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template