♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Ode to Joy : Dertleri Zevk Edindim

Hepimiz mutluluğu arar ve bu arayışta her şeyi yapmaya hazırızdır. O duygu selini yaşamak, mutluluğu içimize hapsetmek için kovalarız hayatı. Ya bir sorun bizi bunun tam tersini yapmaya iterse? Hayat nasıl sürer? İlişkiler, iş hayatı ve sokakta yürümek bile olası tehdit haline gelirse? Bu soruların cevaplarını merak ediyorsanız Charlie ile tanışın. 2019 yapımı romantik komedi “Ode to Joy” zevkten kaçan bir adamın öyküsünü anlatıyor.

Gerçek bir olaydan esinlenen filmin kökleri ünlü Amerikan şovu “This American Life”a dayanıyor. Chris Higgins’in öyküsü şovda ilgi çekince kollar sıvanmış ve Max Werner tarafından senaryolaştırılmış. “The Colbert Report” ve “Red Oaks”un senaristlerinden biri olarak Warner, 2012 yapımı “Fun Size”dan sonra ikinci film senaryosuna imza atmış. Dizi alışkanlığından dolayı süreyi iyi kullanan, akıcılığı ve ritmiyle seyirciyi memnun eden gençlik macerasından sonra bu kadar ara vermesi şaşırtmıştı doğrusu. Yönetmen koltuğunda da dizilerle tanıdığımız bir isim yer alıyor. Oyuncu kadrosunu da eklediğimizde karşımızda tv dünyasının toplaması var diyebiliriz. 2008’den bu yana irili ufaklı pek çok dizi ve tv filminde yönetmen koltuğunda oturan Jason Winer, 2011’de romantik komedi “Arthur” ile sinema macerasına da atılmıştı. Sekiz yıl sonra sinema salonları için oturmuş koltuğa. “1600 Penn”, “The Crazy Ones”, “Life in Pieces” ve “Single Parents” gibi ulusal kanal komedilerini yönetmeni Winer, “Modern Family” ile üç kez iki kez aday olduğu Emmy ödüllerinden birini kazanmış bir isim. Şu anda da yeni sezonun komedisi “Perfect Harmony”nin ilk üç bölümüne imza atmış durumda. Romantik komedi için biçilmiş kaftan kısacası. Oyuncu kadrosunda da dizilerle tanıdığımız isimler var demiştik. Martin Freeman, Morena Baccarin, Jake Lacy, Melissa Rauch, Jane Curtin, Hayes MacArthur ve Shannon Woodward başı çeken isimler.

Charlie ile tanışıyoruz. Bir düğünün tam ortasında… Tam yeminler edilmek üzereyken aklına kötü şeyleri getirmeye çalışıyor ama faydasız. Evet cevabını alır almaz bayılıyor. Katapleksi hastası olduğunu öğreniyoruz. Charlie, bir şeyler hissettiğinde tüm kasları sertleşiyor ve bayılıyor. Beyni uyku moduna geçiyor. Bu halde yaşamanın zorluğunu da sürekli çektiğini görüyoruz. Bir şeyler hissetmemek için kulaklığını takip kimselere bakmadan yürümeye çalışıyor. Çalıştığı kütüphanede bir çiftin bağır çağır ayrılmasına sakinleştirmek için müdahale etmesiyle Francesca ile tanışmamız da her şeyin değişmesine neden oluyor.

Ode to Joy, çok sevimli bir romantik komedi. Başarısının sırrı da senaryosunda saklı… Özgün bir başkarakteri olmasıyla yetinmeyen Max Werner, her karakteri farklı kılmış ve iyi bir bileşim tutturmuş. Francesca’nın capcanlı ve ateşli bir duygu kadını olması, Charlie’nin kardeşi Cooper’ın duygusuz hödük oluşu, Charlie’nin risksiz ilişki adayı Bethany’nin tuhaflığı ve Francesca’nın ölmeden önce her şeyi yapma peşindeki kanser hastası teyzesi Sylvia akılda kalıcı karakterler. Karakterlerini iyi yaratan ve işleyen senaryo sonrasında olabilecekleri de seyirciyle birlikte resmediyor. Katılıma açık ve şen şakrak bir film olması da bu yüzden. Olayların çok yaratıcı olması gerekmiyor bu sayede. Charlie’nin kaçındığı kadını kardeşine önermesi ve yakınında kalması, ikili ilişkiler ve beraber tatiller bildik hamleler ama ihtimalleri incecik işlediği için rahatsız etmiyor, klişe gibi gelmiyor. Senaryo mantıklı ve doğal olarak ilerliyor. Aşk da yeri geldiğinde giriyor devreye. Mesajını da vermeyi ihmal etmeyerek iyi hissettiren film olmayı başarıyor. Winer da bu dizi benzeri formülden başarılı bir yönetmenlik çıkarmış. Güldürmeyi, eğlendirmeyi ihmal etmeden tempoyu kontrolünde tutmuş. Doksan yedi dakika su gibi akıyor. İyi finalle de sonlandırmış. Freeman ile Baccarin eşlemesi de çok yerinde. Oyunculuklar da gayet iyi. Bunca artısı olmasına rağmen eksileri de yok değil. Ortada bu kadar iyi bir senaryo varken küçük oynanması filmin en büyük eksisi. Dizi ile tv filmi arasına konuşlanmayı tercih etmiş olmalarını anlamak zor. Daha büyük oynanabileceği net görünüyor ama herkes çok mütevazı kalmış. Keşke dünyada vizyon görse de salonlarda kahkaha attırsaydı dedirtiyor.

İlk gösterimlerini festivallerde yapan ve iki ödülle taçlanan “Ode to Joy”, Ağustos başında sınırlı salonda gösterime girdiği Amerika’da hak ettiği kadar seyirci bulamamış ve gişesi de düşük olmuş haliyle. Yapımcıların tercihi bir yana iyi yazılmış, iyi oynanmış ve iyi yönetilmiş bir romantik komedi var karşımızda sonuç olarak. Türü sevenler ve akşamına eğlence katmak isteyenlerin ilgisine mazhar. 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template