♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Aşkımız Eski Bir Roman : Aşk Öldürmez

“Yeterince seven insan, âşık olduğu kişiyi öldürmez. Âşık fedakâr olmak zorundadır. Her âşık da öyle söyler zaten. Senin için ölürüm der, dünyayı kırmızı bir halı gibi ayaklarına sererim der, senin için yapamayacağım şey yoktur der. Der de der işte. Ama âşık olduğumuz insanı öldürdüğümüzde onun için değil, kendi öfkemizi yatıştırmak için elimizi kana bularız. Kendi duygularımızı tatmin etmek için. Bunun adı bencilliktir. Korkunç bir bencillik. Vahşetin daniskası. Hayır, Nevzatcım, aşk öldürmez, eğitimsiz, bencil, ruhsal olarak gelişmemiş insan öldürür. Sorun aşkta değil, sorun nasıl seveceğini bilmeyen insanda. Bu vahşeti daha çok erkekler geliştirdiği için, sorun nasıl seveceğini bilmeyen erkeklerde.” 

Evgenia böyle diyor aşk cinayetlerini başkomser Nevzat’tan duyunca… Yerli polisiye denince ilk akla gelen isimlerden Ahmet Ümit’in Eylül ayının ikinci yarısında çıkan yeni kitabı “Aşkımız Eski Bir Roman”, adından da anlaşıldığı üzere aşka odaklanan üç öyküden oluşuyor. “Kurbanı öldüren kendi tutkusudur bazen” sloganıyla satışa çıkması da aşkın yanında tutkunun eklemlenmesinin sonucu. 

“Sevgili arkadaşım küçük iskender’in anısına…” notuyla açılan kitap üç olay içeriyor. Kitaba adını da veren “Aşkımız Eski Bir Roman” üçlünün içindeki en uzun öykü. Kitabın neredeyse yarısını kaplayan öykü edebiyat aşkıyla da katlanmış ve kitabın dişe dokunur tek öyküsü. 

“Edebiyatla ilişkisi daha başkaydı. Sanki onu hayatın çirkinliklerinden, günlük olayların ağırlığından kurtarıyor, küçükken yaşadığı acı hakikatten kurtarıyordu romanlar.” denerek tarif edilen bir adamın otelde ölü bulunmasıyla başlayan cinayet soruşturması bambaşka ve sevilesi bir karakterle tanıştırıyor okuru. Romanlara kafayı takmış, sevgililerini de roman karakterlerine benzerliği üzerinden seçen bir adam. Şahitlere göre katil adayının Agatha Christie olmasıyla kurulan denklem edebiyat güzellemeleriyle akıyor. Ünlü romanlar, o romanlardaki âşık çiftler anılırken işin fazlaca cinsellik üzerinden ilerlemesi ve cinsel sorunun sık tekrarı bu güzellemeyi yıpratmış ve çok çiğ durmasını sağlamış. Ana karakterin edebiyat aşkı üzerinden daha fazla güzelleme yapılabilirmiş aslında. Novellaya evrilebilecek bu damarı kullanmak yerine aşk macerası üzerinden sonlandırma tercihinde bulunmuş yazar. Daha çabuk çözüme gitmek istemiş.

Bir tekstil atölyesinde öldürülmüş genç bir kızın izinden giden “Overlokçu Kız”, daha konservatif bir öykü. Yazarın çok tekrara girmeden ve çabucak sonuca gittiği öykü aynı zamanda kolay tahmin edilebilir çözümüyle oku unut öykülerinden. Apaçi gençler üzerinden sokakta geçmesi “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”ni özleyen okurlar için hasret giderme olarak da okunabilir. Öte yandan yazarın sorunlara değinme çabasının da yansımalarını içeriyor. Gençliğe atılan bakış ve verilen mesajlarla şekilleniyor daha çok. Katilin çok çabuk belli olması, konunun aşırı derecede klişe olması, apaçi çetesi üzerinden dağılıp toparlanamaması sayesinde çok zayıf ve kötü bir öykü. Aceleye gelmiş bir finali de mevcut.

Son öykü “Sergey Nikolayeviç Jerkovski’ye Ne Oldu?” ise yazarın daha çok devreye girdiği ve çıkardığı sonuçları okura dikte ettiği öykü sadece. Kanserin çözümünü bulan dünyanın peşinde olduğu ünlü doktoru arama macerası iki cinayetin sonrasında parçaların birleştirilmesi sonucu ulaşılan denklemin ana sorusu olarak ekibi harekete geçiriyor. Çok iyi finaline rağmen yazarın sık sık araya girip muhabbetlerle işi polisiyeden uzaklaştırıp dost muhabbetine çevirmesi yüzünden odağından sapmış ve zayıflamış bir öykü. Tam derinleşmek üzereyken aceleyle bitirilmiş havası taşıyor.

Ülkenin kitapları en çok satan yazarlarından biri Ahmet Ümit. İlk baskının üç yüz bin adet yapılması da bunun göstergesi. İmza günlerinde kuyruklar hepimizin malumu. İkinci baskının da kısa sürede gelmesi şaşırtıcı olmaz. Yazarın kalemini etkileyen faktörlerden biri bu. Son kitaplarının öncekileri aratır olmasının da ana sebebi. Herkes okuyor diye herkes anlasın diye fazlaca açıklayıcı oluyor. Aynı şeyleri birkaç yerde tekrar ediyor. Önemli meselelere değinme çabası yüzünden sazı olmadık yerde ele alıyor ve çoğu zaman dikişler görünüyor. Mesajını her şeyin ortasında dümdüz vermek gibi bir kolaycılığa kaçtığı için ya fazla duruyor ya da yapay. “Beyoğlu'nun En Güzel Abisi”nde ağaçların gezi direnişinde ölenlerin isimlerini fısıldaması evet duyarlılıktı, evet güzel bir anmaydı ama çok fazlaydı ve yapaydı. “Elveda Güzel Vatanım”da o kadar fazla tekrar vardı ki örneğin, sık sık aynı cümleyi kuruyor ve okuru salak yerine koyuyordu. “Kırlangıç Çığlığı” da zaten başlı başına gündeme ait bir romandı. Pedofili üzerinden akıyordu. Acı gerçeği anlatmak ve mesaj vermek için karakter fazlalıkları vardı. Tüm yalınlığına ve akıcılığına rağmen okuru romandan koparan fazlalıklar ve dönüş için olayların fazlaca hızlı akmasını sağlıyordu.

Toplumsal eleştiri yapma sorumluluğunu üzerinde hisseden yazarın bunu okurun çıkarım yapması, kıssadan hisseye kendi çözümüyle ulaşması yerine dikte eder hale gelmesi kalemini de değiştirdi son kitaplarında. “Aşkımız Eski Bir Roman”ın beklendiği kadar iyi olmamasının, vasat kalmasının en önemli sebebi bu. Son dört kitabının aynı kaderi paylaşması da bunun sonucu. Oysa Başkomser Nevzat önemli bir figür. Sevdiğimiz bir kahraman. Ailemizin bir parçası gibi adeta… Zeynep ve Ali’yi, Evgenia’yı da aynı orada seviyoruz. Ama onları severken bize tamamlama ya da yorum yapma fırsatı bırakmaması gibi sorun var. Onca maceradan sonra yine herhangi bir olayın ortasında “Zeynep’in gözleri ışıldadı. Ali’yi görecek ne de olsa.” gibi eklemelere gerek yok artık. Onu okur yapabilir. Bunca kitabın ardından bu tip yorum ve tamlamalar tamamen fazlalık gibi duruyor. Evet sıcak ve samimi bir dil için gerekli ama artık lüzumu yok. Okur zaten bu tip kemikleşmiş şeyler için o cümleyi söylemek üzere hazırda bekler her zaman. “Aşkımız Eski Bir Roman” yazarın hedefleri belli oluyor yine. Üç öyküde de bıkmadan ve tekrarla “trafik” konulu kamu spotu yazmış neredeyse. Erkeklerin aşk uğruna kadınları öldürmesi zaten en büyük yara. Onu es geçmemiş haliyle. Suriyelilere farklı gözle bakışımıza dair mesajını da Nevzat’ın sert oynaması üzerinden paylayarak veriyor. Sokakların durumuna da her zamanki gibi kelimelerini ayırmış. Aşk öldürmüyor sonuç olarak yazarın ısrarlı tekrarları ve mesajı öldürüyor.

1994 yılında “Bir Ses Böler Geceyi” ile dönemin okurunun sevgilisi olmuş bir yazardı Ahmet Ümit. İki yıl sonra ilk romanını yayımlandığında “Sis ve Gece” beklentilerin o kadar üstündeydi ki şaşkınlık da yaratmıştı bir parça. Tam bir başyapıttır halen. Yerli polisiyenin en önemli başyapıtlarından birini yazmış yazarın o romandan 23 yıl sonra bu noktada oluşu nasıl yorumlanır diye düşünmemek elde değil. Gündeme dair konuyu alıp hazır karakterleri yerleştirip macerayı akıtırken arada mikrofonu alıp durum tespitlerine girişip beylik cümlelerle toplumsal eleştiri yapması hiç işe yaramıyor doğrusu. Evet eleştiri lazım. Birileri çıkıp gündeme dair cümleler sarf etmeli, birileri başkaldırmalı, birileri isyan etmeli ama yöntem bu şekilde sakız jelatini cümleleriyle değil. Okura da yorum yapma üzerine düşünme fırsatı verilerek yapılmalı. Neyse diyelim ve detayları başka bir yazının konusu olarak bırakalım.

“Aşkımız Eski Bir Roman”, yazarın yayınevi değişikliğinin hemen ardından gelmesinin de etkisiyle belki de aceleye gelmiş gibi görünen bir öykü toplamı. Çok okunmak ve popülerlik gibi kaygılarla yazı ve öykünün amaç yerine araca dönüşmesinin yansıması. Basit ve formüle bir bütün. Tipik bir şezlong eğlenceliği, oku unut kitabı.

Aşkımız Eski Bir Roman / Ahmet Ümit
Öykü
Eylül 2019, Yapı Kredi Yayınları
223 Sayfa
22 TL

Share this:

1 yorum :

  1. Öykülerden mi oluşuyormuş. Ben diğer kitapları gibi düşünmüştüm. Belki alırım. Teşekkürler:)

    YanıtlayınSil

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template