♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Sonsuzluk ve Karanlık

Sinemanın kendisini tükettiğini ve iyi senaryoların artık hayal olduğunu düşünmeye başlayalı çok da zaman olmadı. Artık çizgi roman uyarlamalarına kaldığımızı kabullendik. Bu kabullenişin getirdiği ilgi tüm yükü sırtlanmasına neden oldu süper kahraman filmlerinin. Hemen ardından gelen Marvel – DC Comics savaşıyla doz iyice arttı. Son bir yıl içinde kaç süper kahraman filmi izlediğinizi bir düşünsenize. Sayı epey kabarık ve böyle de gidecek gibi görünüyor. Kabulleniş demiştik. Sinema seyircisinin ikiye bölünmesine yol açtı bu durum. Kesin ve net bir şekilde “Ben süper kahraman filmleri sevmiyorum” diyen bir kitle oluştu. Bugün baktığımızda iyi ki de oluşmuş diyebiliriz. Zira süper kahraman filmlerinin yeni bir çağ başlatmasına sebep olan tam olarak bu. O sevmiyorum diyen kitleyi de yakalamak için yapılan çalışmalar ile artık gösterişin, makyajın yerini daha derinlikli işler alır hale geldi. İşte “Avengers: Infinity War” bu yeniçağın kapısını aralıyor tam olarak. Daha fragmanı yayımlanır yayımlanmaz ilgi çeken, gösterime gireceği tarihe gün saydıran filmin rekora da giderek bunu taçlandıracağı aşikar. Üstelik ikinci filmle bunu aşacağı da şimdiden belli gibi neredeyse…

İlk “Avengers” filmi evet iyiydi. Gösterişi yerindeydi. Aksiyonu, temposu yerindeydi ama bir şeyler eksikti. Fazla ütopik görünüyordu. Evet bu dünyaya ait kahramanlara sahipti ama çok inandırıcı gelmiyordu her izleyiciye. Fazla ciddiydi. Replikler, diyaloglar çok suniydi. Marvel doğru hamle ile önce bu zinciri eğlenceyi dozunu yükselttiği yapımlarla kırdı ilkin. “Guardians of the Galaxy” bu konuda önemli bir yere sahip. Sevilen anti-kahraman “Deadpool” da öyle. Çok anlamsız görünen “The Ant-Man”in de payı var. Marvel evreni her filmde doğru formülü oluşturmak için adım attı ve bu adımların sonunda da büyük parçaya ulaştı diyerek özetleyebiliriz “Avengers: Sonsuzluk Savaşı”nı. Bu savaşın kazananı olduklarının da altını çizerek.

Christopher Markus ve Stephen McFeely’in senaryosunu kotardığı filmin yönetmen koltuğunda Russo kardeşler oturuyor. İki “Kaptan Amerika” ile ana filme iyi katkı veren ve prova yapan biraderler için hedef büyütme bu aynı zamanda. 60 civarı kahraman ile dolu, mekanı bol bir senaryoyu hayata geçirmek çok da kolay iş değil. Galaksiler arası gezilecek, kahraman menüsünün doğru şekilde sahne alması sağlanacak, iyiye kötüye gereken zaman ayrılacak, senaryodaki derinlik yakalanacak ve ana mesaj verilecek. Zor iş. Bunca şeyi yaparken tempo düşmeyecek ve süre iyi kullanılacak. Russo kardeşler hepsini başarıyla gerçekleştirmiş. Gerçekleştirirken bazı filmlerden ilham almış ama özgün bir karma yaratmayı da başarmış. 149 dakikalık bir şölen çıkarmışlar ortaya.

“Avengers: Sonsuzluk Savaşı” yeni bir çağı başlatıyor demiştik. Her zamanki gibi iyi bir açılış sahnesiyle atıyor ilk adımı. Farkını da gösterme fırsatını buluyor daha ilk andan. Kahramanını harcamaktan çekinmediğini gösteriyor. Filmi güzelleştiriyor bu durum. Seyirci için güvenli sular yok. Her an her şey olabilir. Koltuğunuzda öyle rahat oturmayın. Sinema salonunda “ohaa”, “vay be”, “hayır, hayır” nidalarının yükselmesine neden oluyor. Senaryonun ne kadar iyi olduğunu fark etmek için de arayı beklemek gerekiyor. Zira göz kırpacak zaman yok. Temposu yerinde, aksiyonu tam gaz, eğlencesi güldürüsü yerinde. Üstelik derinliği de mevcut. Zaten her şeyini bildiğimiz karakterlere fazla zaman harcamaya gerek olmamasını avantaja dönüştürüyor. Bu avantajla kötüsünü derinleştirerek ete kemiğe büründürüyor. O kadar canlı ki hayatın içinden herhangi biri gibi. Dünyayı kurtarma adına soykırım yapmaktan çekinmeyen ve bunu fedakarlık olarak nitelendiren Thanos ile tanışıyoruz. Kötü demekte zorlanıyoruz. İyi ile kötü arasındaki ayrımı devre dışı bırakacak denli iyi bir karakter yaratımı var. Ne çok iyi, ne çok kötü… Hayatta da böyle değil mi? Saf kötü diye bir şey var mı? Kaldı mı? Bir diğer önemli nokta da filmin tonunun hayli karanlık olması… İzleyeni içine çeken bir karanlık… Yarattığı albeni de sürüklüyor ve filmin başrollerinden birine dönüşüyor adeta. Daha önce izlediğimiz süper kahraman filmlerinden ayrılmasını sağlıyor. Hele o final… Görkemli savaş sahnesini de barındıran bir epik. Daha ne beklenir ki?

“Avengers: Infinity War” kahramanlarına karşı da mesafeli. Önceki filmlerdeki gibi her birine ayrılan şov zamanları, ayrıcalık falan yok. Kimin sahne alması gerekiyorsa ona doğrultuyor kamerasını. Parçadan bütüne gitmiyor. Sürekli bütün halinde kalmaya özen gösteriyor. Kavramlar üzerinden ana mesajını da başarıyla veriyor. Oyunculuk gösterisine dönüşmesine de gerek kalmıyor böylece. Josh Brolin’i ayrı bir yere koymalı yine de. Bir “blockbuster”dan ne bekleniyorsa hepsini veriyor özetle. O alışılmış süper kahraman filmlerinin doğru formülle nasıl boyut değiştirebileceğini göstererek çıtayı yükseltiyor. İzlemeyi ihmal etmeyin derim…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template