♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Good Dinosaur : Korkunun Üstesinden Gelmek

“Inside Out” ile duyguları işleyerek yıla damga vuran Pixar, 2015’e sığdırdığı ikinci filminde de duygulardan vazgeçmiyor ve korkuların üzerine yürüyor. Korkuları yenmek ile yüzleşmek arasındaki ikilemi yine bir kahramanın yolculuğu üzerinden anlatıyor. Ülkesinde şükran gününde izleyiciye sunulan “The Good Dinosaur” biraz gecikmeli de olsa bizde de “İyi Bir Dinozor” adıyla vizyonda. 

Peter Sohn, Erik Benson, Meg LeFauve, Kelsey Mann ve Bob Peterson tarafından geliştirilen öykü Meg LeFauve tarafından senaryolaştırılmış. Peter Sohn da ilk uzun metrajını yönetme fırsatını yakalamış. İlk yönetmenlik deneyimi Pixar’a ait bir kısa animasyon filmi olan “Partly Cloudy” olan Sohn, sanat, senaryo ve animasyon departmanlarında çalışmanın yanı sıra seslendirme kadrolarında da yer almış. Filmin iyi bir seslendirme kadrosu var demek isterdim ama maalesef dublaja mahkum kalıyoruz.

“İyi Bir Dinozor" şu soruyu soruyor: Ya dünyayı sonsuza dek değiştiren o meteor gezegeni tamamen ıskalasaydı ve dinozorların soyu asla tükenmeseydi? Pixar Animasyon Stüdyoları bizi Arlo isimli bir Apatozorun sıra dışı bir arkadaş edindiği dinozorlar dünyasında destansı bir yolculuğa çıkartıyor. Arlo, zorlu ve gizemli coğrafyada yolculuk ederken korkularıyla yüzleşmenin gücünü öğreniyor ve gerçekte neler yapabileceğini keşfediyor. 

“The Good Dinosaur” izleyicisini tarih öncesi döneme götürüyor. Arlo ile tanıştırıyor. Koca yumurtadan çıkan küçük dinozor kardeşlerinin gerisinde kalmaktan muzdarip. Ailenin ürkeği ve yeteneksizi... Yiyecek stoklarını koruma görevi sırasında gördüğü yaratığın peşinden babasıyla koşuyorsa da eve yalnız dönebiliyor. Babasının ölümüne sebep olan yaratığı aramak üzere yola koyulunca da macera başlıyor. 

Filmi önce yapım ekibinden dinleyelim...
Yönetmen Peter Sohn’un deyişiyle “Arlo doğduğu andan itibaren dünyadan korkuyor. Eğlenceyi seven ve kararlı: iş ailesine yardım etme isteği olduğunda içi ateş dolu. Ve babası da en büyük destekçisi. Ama Arlo korkuyor. Bu korku onu engelliyor. Spot ise Arlo’nun tam tersi. Azimli, cesur ve her anlamda bir hayvan. Bu bir oğlanla köpeğinin hikâyesi – sadece bizim hikayemizde oğlan bir dinozor ve köpek de bir oğlan.”

Kuzeybatı Amerika’dan esinlenen film yapımcıları dev gibi dinozorların bile doğru ortamda küçük görünebileceklerinden esinlenmişler ki bu da Arlo’nun korkularını yoğunlaştırıyor. Yapımcı Denice Ream’a göre sanatçıların yarattığı etkileyici ve çoğu zaman yorucu olan arazi sonunda hikâyede büyük bir rol oynuyor. “Doğa her şeyi yenebilir.” diyor ve ekliyor, “dev bir dinozoru bile.”

Bu orijinal hikâye babasının trajik kaybıyla başa çıkmaya çalışırken korkularıyla yüzleşmekte ve hayatta kalmakta zorlanan Arlo’yu geniş ormanın içine atıyor. Arlo burada evrimine büyük katkıda bulunacak olan, iyi veya kötü, eşsiz karakterlerle karşılaşıyor. Ama en büyük etkiyi Spot’la kurduğu arkadaşlık yapıyor. Spot konuşamıyor, ama yine de Arlo’nun kendisini keşfetmesini ateşleyen karşılıksız bir sevdi ve sadakat sunuyor. “Arlo’nun yenmesi gereken çok şey var” diyor Sohn ve ekliyor, “Babası her zaman daha fazlasını yapabileceğini biliyordu ama Arlo’nun bunu fark etmesi için bu duygusal yolculuğa çıkması gerekiyordu.”

Inside Out’un damga vurduğu yılda yine duygularla ilgili bir animasyonla karşılaşmak hayli tuhaf aslında. Tarih öncesi canlandırma olarak başarılı olsa da hiçbir orijinalliği olmayan tipik bir animasyon var karşımızda. Uyumsuz karakter kendisini bulmak üzere maceraya atılır ve kahraman olarak geri döner klişesinden ibaret bir film. Çok tahmin edilebilir vasat senaryoya sahip ve yan karakterlerde de risk almamış. Filmdeki her şey ve her karakter hayli tanıdık ve yavan. Risk almadan kotarılan senaryonun en ayrıksı yanı olarak Spot’u görebiliyoruz ama o da köpek olarak dolaşıyor ortalıkta. Bütün olay korku üzerine verilen mesajlardan ibaret: “Korkudan kurtulamazsın. Tıpkı Doğa Ana gibi. Doğa Ana'yı yenemezsin veya ondan kaçamazsın fakat üstesinden gelebilirsin. Ne kadar cesur olduğunu gösterebilirsin.” Sohn’un maceraya tempo kazandırmak yerine mesajlarının altını çizmeyi tercih etmesi yüzünden ikinci yarıda yavanlaşan ve tekrar hissi uyandıran film beklenen finali yaparak görevini tamamlıyor. 2013’de gösterime girmesi planlanan filmin yaşadığı gecikmenin sebebini de böylece anlamış oluyoruz. Tekrar yazılan senaryonun ilk halini bilmiyoruz ama son hali klişe ve formüle. Filmi kurtaran tek şeyse efektlerin neredeyse kusursuz olması ve seyirciyi de içine alan bir atmosferinin bulunması. En azından bu görsel ziyafetle oyalanmak ve keyif almak mümkün...

Filmi “yaptığımız en duygusal filmlerden biri” diyerek tanımlayan John Lasseter, “Gerçekten çok komik ve akıllıca ve hikaye ilerledikçe derin bir duygu ortaya çıkıyor. Arlo’yla beraber Spot’a da aşık oluyorsunuz. Aralarındaki bağ o kadar ilginç ve eşsiz ki yaptığımız diğer şeylerden çok farklı. Bu çok özel bir film.” diyorsa da ortada özel bir durum yok. Buram buram klişe kokan formüle film, 93 dakikayı güldürüp eğlendirmek yerine “Korkunun üstesinden gelemezsen hayatta kalamazsın” demek için harcamaktan ibaret.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template