♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Dead Rising : Zombi Kapanı

2006 yılında Capcom tarafından XBOX 360 için yaratılan bir oyun o kadar büyük bir ilgi gördü ki adeta bir çılgınlığa dönüştü. Başarılı grafikleriyle göz dolduran oyunun en büyük özelliği her şeyin silah olarak kullanılabilmesiydi. Ve elbette bu ilgi karşılıksız bırakılmamış, dört yıl sonra çıkan “Dead Rising 2” tüm platformlarda oynanabilir hale gelince bu çılgınlıkta büyümüştü. Özellikle avm’ye sığınıp her şeyi kullanarak zombi avlama keyfi yaşatan oyunun sinemaya uyarlanması da gecikmedi. Oyunun fanlarınca merakla beklenen “Dead Rising” yanına “Watchtower” takısını da alarak yeni bir öyküyle dijital ortamda izleyicisiyle buluştu.

Önce oyunun konusunu hatırlayalım: Frank West isimli muhabir, Amerikan ordusunun Willamate şehrini karantinaya aldığı haberini alır ve helikopterle o şehre gider. Şehre ulaştığında şehrin bütün çıkışlarının kapatıldığını ve şehirde insanların birbirini vahşice öldürdüğünü görür. Helikopterden yeterli haberi alamadığını düşünen Frank, şehrin en büyük alışveriş merkezi olan Willamate Plaza'nın çatısına atlar ve büyük macera başlar. Daha sonra burada zombilerle savaşacak, insanları kurtaracak ve pek tabi ki kendini kurtarmaya çalışacaktır. 

“Dead Rising: Watchtower” beklendiği gibi birebir uyarlama değil, iki ile üçüncü oyunun arasında bir yerlere konuşlanıyor. Senaryoyu Tim Carter kotarırken Zach Lipovsky de peliküle aktarmış. 2011 yılında romantik drama “The Chateau Meroux”ın senaristlerinden biri olan Carter, ününü yine XBOX 360’da fenomen olan “Sleeping Dogs”a borçlu. Şu anda da “Dead Rising”in diziye dönüşmesinin ön hazırlıklarıyla uğraşıyor. Oyunculukla başladığı kariyerini sinemanın her alanında çalışarak sürdüren ve b-türü filmlerin görsel efektçisi olan Lipovsky ise yedinci filminde. Korku filmi sevenler onu da 2014 yapımı “Leprechaun: Origins”in yönetmeni olarak hatırlayabilir. Jesse Metcalfe, Meghan Ory, Virginia Madsen, Dennis Haysbert ve Keegan Connor Tracy’nin başını çektiği oyuncu kadrosu da dizi karması gibi. 

Oregon’da, karantina bölgesindeyiz... Zombi virüsü yayılmış ama çaresi bulunmuş. Zombrex adlı aşıyı düzenli olarak kullanarak insan olarak yaşamlarını sürdürebiliyor. Karantina bölgesinde iki haberciyle tanışıyoruz. Chase ve kameraman Jordan sayesinde hükümetin vatandaşlarını sahipsiz bıraktığı haberleri arasında aşının işe yaramadığına tanık oluyoruz ve macera başlıyor. Chase ve beraberindeki grubun hayatta kalma mücadelesine ek olarak tv programı da filmin bir parçası olarak zombilerin arasından sağ kurtulan Frank West’i ekrana taşıyor. West taktikleri veriyor, Chase, Crystal ve Maggie de bu zombi kapanından kurtulmaya çalışıyor. 

Dead Rising: Watchtower, oyunun yarattığı eğlenceyi kullanan bir b-türü film olmak yerine ciddi bir zombi filmi olmaya soyunmuş. İşi dallanıp budaklandırarak sistem eleştirisi yapmak ve komplo teorisi üretmek gibi boyundan büyük işlere kalkışınca sürekli kan kaybederek ilerliyor. Ortaya çıkan senaryo, öncülü filmlerin karması olmaktan öteye de gidemiyor. Tempoyu düşürüp filmin süresini de uzatan bu formül inandırıcılığı da zedelemiş. Oyunun tüm eğlencesi hazır dururken ve filme dönüştürmesi de bu kadar kolayken Carter’ın bu malzemeyi neden elinin tersiyle ittiğini anlamak mümkün değil. Lipovsky ise aksiyonu zaman zaman tek ve uzun planlarla işleterek elinden geleni yapmış.

Afişi ve fragmanıyla bol kanlı, çılgın bir zombi avı olarak pazarlanan “Dead Rising: Watchtower” oyunun ruhundan çok uzağa düşen kötü bir uyarlama. Kaş yapayım derken göz çıkaran senaryosu sayesinde sıkıcı ve temposuz... En kötüsü de fazlasıyla uzun süresi. 118 dakikalık bir işkence görmek istemiyorsanız uzak durun.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template