♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Vatican Tapes : Klişelerin Şeytan Üçgeni

“Şeytan sizi seçer. Sizi izler ve inceler. Güçlü ve güçsüz yönlerinizi belirler. İncil deccalın İsa'nın kılığına girip dünyayı dolaşacağını söyler. Ve aldananlar sahte peygamber ile işbirliği yapacaktır. Ve en korktuğumuz gün de budur. Kötü güçler yükseliyor. Sömürgeciliğin seviyesi dünyanın her yerinde artıyor. Şeytan neden biri varken diğerini seçiyor? Açıklaması yok. Şeytan herkesi seçebilir. Aklın başına geldiği günden itibaren, şeytan seni yok etmeye çalışır, ara sıra ve sonsuza dek ve ölünceye dek seni bırakmaz.” Korku sinemasının vazgeçmediği şeytan çıkarma filmlerinin şimdilik son örneği “The Vatican Tapes” bu sözlerle yapıyor açılışını... Vatikan’ın şeytanın hareketlerini arşivlediği tezini öne sürerek öyküsünü de yaşanmış kabul etmenizi istiyor... Bir aksiyoncunun korku sınavı aynı zamanda...

Christopher Borrelli ve Chris Morgan’ın yarattığı konuyu senaryolaştırmak yine bir ikiliye düşmüş. 2004 yapımı “Cellular” ile adını ilk senaryosuyla duyuran Morgan, “Wanted”, “Hızlı ve Öfkeli” serisi ve “47 Ronin” derken hep aksiyonun içinde kalmıştı. İlk kez kafayı deccal’e takmış. 2007 yapımı “Whisper”ın senaristi Borelli ile Michael C. Martin de senaryoya son şeklini vermiş. 2009’da “Brooklyn's Finest”ın senaristi olarak tanıdığımız Martin, geçtiğimiz yıl “10 Cent Pistol” ile ilk yönetmenlik sınavını da başarıyla vermişti. Yönetmen koltuğundaysa Mark Neveldine oturuyor. İlk kez tek başına... 2006’da Brian Taylor ile birlikte yönettikleri “Crank” ile rüya gibi bir başlangıç yapan ikili, üç yıl sonra iki filmle birden gövde gösterisi yapmışlardı. Ne devam filmi ne de “Gamer” hedefi tutturamamıştı ama çizgi roman uyarlamaları furyasından “Jonah Hex” ile nasiplerini de aldılar. Gereksiz devam filmi “Ghost Rider: Spirit of Vengeance” ise çöküş noktasıydı. 2011’de faciayı gören ikiliden Taylor halen sessiz ve yeni projesi yok ama belli ki Neveldine vazgeçmiyor. Benzer kariyer öyküleri her daim kaybedecek bir şeyim yok düşüncesiyle risksiz bir cankurtaran aramaktır. Yönetmen de kendine bildik bir korku öyküsü bulmuş ve iyi bir oyuncu kadrosu kurmaya yüklenmiş. Olivia Taylor Dudley, Dougray Scott, John Patrick Amedori, Michael Peña, Kathleen Robertson ve Alison Lohman kadronun başı çeken oyuncuları.

Açılışını şeytandan korkmamız gerektiği uyarısıyla yapan film, hikayesini olabildiğince gerçekçi göstermek ve hatta buluntu filme yaslamak için elinde ne varsa topla, tüfekle saldırıyor... Vatikan’da izlenen görüntüler, arşiv odası, kardinal ve peder... Hatta arşiv odasının çok gizli olduğunu ve bilgisayardan girilen bir şifre ile inilebilen kocaman bir depo olduğunu sıralıyor ilk elden. Onların ilgisini çeken olay filmin de konusunu oluşturuyor. Sıradan bir genç kız Angela ile tanışıyoruz. Sevgilisiyle birlikte yaşayan kızımız gayet normal biri. Hatta sürpriz şekilde babasının da yetiştiği doğum gününü olabildiğince mutlu geçiriyor. Pastayı keserken elini kesince soluğu hastanede alıyorlar ve her şey değişiyor. Angela’yı takip eden kuzgunun yara ile teması da fitili ateşliyor.

Kendisine çok bildik bir konu bulan Neveldine her şeyin tahmin edildiği klişe bir işleyişi tahmin etmiş. Klişe sahneleri müziğin artışı ile destekleyerek türün gereklerini yerine getirmeye çalışıyor. En büyük yanlışıysa filmin renk paleti... Fazla ışıklı, pırıl pırıl sahnelerle bir türlü atmosferi kuramıyor. Angela’nın öyküsünün de fazla hızlı ilerlemesiyle baş gösteren aceleciliği sayesinde karakterlerini de yaratamıyor. Ortasına geldiğinde elde sadece olaylar var ama herhangi bir bağ yok neredeyse. Oyuncuların abartılı performansları ve akıllara zarar diyaloglarla tamamen dağılıyor. En azından vasatı yakalayabilse türün fanlarını oyalayabilecek bir 90 dakika çıkabilirmiş ortaya. Ama ne gezer! Bir şekilde sonuna kadar izlemeyi başarabileni de berbat bir finalle pişman ediyor.

Yeniden çıkış arayan biri için en azından vasat bir seyirlikle ısınma turu attıracak bir seçim olan “The Vatican Tapes”, bir yönetmenin hakim olmadığı türe el atınca başına neler geleceğinin belgesi... Mark Neveldine gereken dersleri çıkarıp toparlanır mı bilinmez ama klişelerle bezeli rezil filmi hepimizin unutmasında fayda var...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template