♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Self/less : Roller Aynı Beden Başka

Bilmediği dünyada kendisini sürekli tehlikenin içinde hisseden insanoğlu önce güvenecek bir şey aradı ve tapınacağı putlar yarattı kendisine. Tanrı ile tanıştıktan sonraysa ölümü yenebilmeyi arzulamaya başladı. Hiç bitmeyecek bir oyun da böylece başlamış oldu: Tanrıcılık oyunu… Yaratmanın sonu yoksa, tıp ve teknoloji olağanüstü hızla ilerliyorsa, her çağ vizyonu geniş dâhilerini yaratıyorsa bu işin eninde sonunda ölümsüzlüğün keşfine gitmesi bekleniyor. Buna paralel olarak bu arayışı konu edinen filmlerin de sonu gelmiyor. Şimdilik sonuncusu olan “Self/less”, ölümü beden değiştirerek yenme arzusunu konu ediniyor.

Filmin yaratıcıları, işe kısa filmlerle girişen Àlex ve David Pastor… İlk uzun metraj deneyimini 2009’da “Carriers” ile yaşayan ikili, 2103 yılına yazıp yönettikleri “Los últimos días” ile damga vurmuştu. Geçen yılı “Out of the Dark” saçmalığıyla geçirdikten sonra ilk büyük işlerine imza atmışlar. Bunu sağlayan da senaryolarının, filmi çekilmemiş en iyi senaryoların yer aldığı Black List'e girerek, sektörün dikkatini çekmesi olmuş. Yönetmen olarak da Tarsem Singh ile çalışma fırsatını yakalamışlar. 2000 yılında “The Cell”le yaptığı iyi başlangıcı altı yıl sonra olağanüstü “The Fall” ile bambaşka bir noktaya taşıyan Singh, sonrasında nedendir bilinmez gişe yönetmenliğine geçiş yapmıştı. “Immortals” ve “Mirror Mirror” ile başlayan yeni dönemin üçüncü ayağı da “Self/less” olmuş. Ryan Reynolds, Ben Kingsley, Matthew Goode, Natalie Martinez, Victor Garber ve Derek Luke da oyuncu kadrosunun başını çekenler.

Konuyu kısaca hatırlatmak gerekirse… Ölümünü bekleyen yaşlı bir adam Damian tesadüfen duyduğu bir öneriyi değerlendirmeye karar veriyor. “Deri değiştirme” adı verilen yöntemle başka bir vücuda geçecek ve hayatını sıfırlayacak. Başka bir bedeni satın alma operasyonuna girişmenin bir sakıncası yok. Laboratuvarda yaratılmış sıfır bedene geçerek başlanacak bir yeni hayat… Ama öyle olmadığı anlaşılınca macera da başlıyor. Satın alınan başka birinin hayatı ve bedeni…

“Sıradışı, sürükleyici ve tansiyonu yüksek” olarak tanımladıkları Self/less’in senaristleri David ve Alex Pastor kardeşler, yaratıcı süreçlerini motive eden şeyin, geceleri uyanık kalmaları olduğunu belirterek David şöyle diyorlar: "Bence herkes 'keşke daha fazla vaktim olsa' diyebilir. Bundan yola çıkarak her şeyi olan ama bedeni iflas eden, daha sonra parasıyla yeni bir hayat alabileceğini öğrenen güçlü bir karakteri yazmak istedik. Yeni hayatın anahtarı, devrim niteliğinde bir yeni teknoloji olsa da, teknik konulara girmemeye karar verdik. Bizi ilgilendiren ahlaki sonuçlardı." Alex ise şöyle diyor: "Bunu her konuştuğumuzda birinin 'zamanı satın alabilme' fikri beni çok heyecanlandırdı. Çünkü bazen ölümlüler olarak yapmış olduğumuz bazı şeyler yanımıza kalmazken, maddi durumu daha iyi olan kişilerin yaptıkları bazı şeyler yanlarına kalabiliyor. David ve benim yazmayı sevdiğimiz bilimkurgu türü, ahlaki ve etik konuları irdeliyor. Self/less’ta teknolojinin bizi ölmekten kurtarabileceği ve ödenen maddi olmayan karşılığın ne olacağını ele aldık. Bu fikirleri de evrensel temalara bağladık." David şöyle ekliyor: "Ölüm hepimizin ortak yanı. Paylaştığımız yolun sonundaki büyük soru işareti. Biz buna hazır mıyız?" Alex şöyle cevap veriyor: "Bence hiçbir zaman ölüme hazır değiliz çünkü yaşam mücadelesi vermek ve olabildiğince uzun yaşamaya çalışmak bizim genlerimizde var."

Tarsem Singh, "daha az fantastik bir şey" ararken karşılaştığı Pastor'ların senaryosu için şöyle diyor: "Bana 20 dakika sonrası gibi geldiği için, senaryoyu bilimkurgu olarak bile görmedim aslında ama kesinlikle içinde aksiyon olan bir gerilimdi. Çekeceğim filmde aradığım özellikler bunlardı." Ölümlülüğe dair de şunu soruyor: "Yaşlanmış bir bedenin yarattığı sıkıntılarla mı yaşamak isteriz yoksa başka bir seçeneğimiz olmasını mı?" Zihnimiz, bedenimizden çok daha uzun süre yaşayabilir ama bu konuda ne yapabiliriz ki? Einstein ve Steve Jobs biraz daha uzun süre yaşasa, insanlık için daha çok şey yapabilirler miydi?"

Buraya kadar sorun yok… Pastor kardeşler ve Singh teoride doğru çıkış noktasını bulmuşlar. İşi pratiğe dökmeye gelince bozan yapımcı Ram Bergman olmalı… Sürekli “Looper”ı anan Bergman, “En iyi bilimkurgu filmlerinin birçoğunun özelliğine sahip 'Looper' gibi, bu filmin de seyircilerin sonrasında konuşacağı harika bir film olacağını anladım. Bu senaryonun temel dayanağı insanların konuşmasını sağlayacak. Bu filmde insanların kendini bulacağı birçok unsur var: Kefaret, ikinci şanslar, hayatta daha çok eğlenebilme fırsatını yakalama.” diyor.

Üçlünün açıklamaları aynı cümlede toplanıyor: “Seyirciyi eğlendirirken ahlaki sorular ortaya atacak, benzer kışkırtıcılıkta ve heyecan verici bir bilimkurgu.” Evet “Self/less” sürükleyici bir film, eğlendiriyor ama sadece o kadar. Çıkış noktası gayet iyi, karakterleri sorunsuz, sarkmadan ilerleyen bir işleyişle izleme keyfi de veriyor. Görünenin altına bakınca ise ortada hiçbir şey yok. Ne ahlaki sorun, ne ölümlü olmanın yarattığı sorunlar ne de herhangi bir sorgulama... İçi tamamen boş… Bu kadar boş olmasına sebep olan bolca mantık hatası da var. Örneğin daha filmin başında bir rakibini böcek gibi ezdiğini gördüğümüz, kendi ifadesiyle “garantici adam”ın atlayacağı bedenin laboratuvarda yaratıldığına inanması hiç inandırıcı gelmiyor. Üstelik bu kandırılmaya bir ortak daha var. Benzer kabul edilmez durumlar sıralandıkça hızla inandırıcılığını kaybeden filmin işi aksiyona dönüştürdüğünde de özel bir yanı yok. Tipik kovalamaca işte… 

Gelelim en sinir bozucu yanında… Ölümsüzlük diye girip olası bir formülü işleyen filmin Singh’in güzel kareleri ve kurgusuyla farklı olmaya doğru giderken işin içine aileyi sokmasıyla her şey değişiyor. Ailenin kutsallığını, o meşhur ikinci şansı ve tanrıcılık oynayan kişiyi cezalandıran muhafazakar bir tipik Hollywood örneğine dönüşüyor. Sevdiklerin olmadan ölümsüz olsan ne yazar, fedakarlıklar yapılmalı gibi beylik mesajlara çıkıyor her şey. Ambalajı farklı olsa da içi bildiğimiz çürümüş şeker eninde sonunda. 

Benzerleri gibi sorular ve sorgulamalara girişmek yerine bilinen o kutsal formülü işleyen “Self/less” yüzeysel bir deneme olarak kötü bir film ama sıkılmadan izlenecek 116 dakika sunuyor. Tabii bu mesajlara sinir olmamayı başarabilirseniz…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template