♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Pamplona : Kontra Boksör Yolda

Sorun varsa ilk anda akla gelen kaçmaktır. Çözüm değilse de nefes alma fırsatı verir. O kaçışların şehri terk etmelere dek uzanması da yollara düşmektir. Yolculuklar da güzeldir. Hele de o kafayla hiç düşünmeden yollara düşülmüşse otostop güzel şeydir. Yeni biriyle tanışılacak ve sohbetle geçecek o uzun yol keyiflidir. Böyle düşünmüş olmalı Hollandalı yazar Jan Van Mersbergen, 2007’de yayımlanan romanı “Morgen zijn we in Pamplona”yı yazarken... Aslında resmederken desek daha doğru olur. Zira film çekmiş Mersbergen...

Burak Sengir’in çevirisiyle “Pamplona” adıyla Şubat ayında Dedalus etiketiyle okurlarla buluşan roman, yazarın dilimizdeki ikinci kitabı. Romancılığının zirvesi olarak adlandırılan “Naar de overkant van de nacht” 2013 yılında yine Dedalus etiketiyle ve yine Sengir’in çevirisiyle “Gecenin Öteki Yakasına Yolculuk” adıyla yayımlanmış ve iyi bir tanışma olmuştu. Yine de kısaca hatırlatalım. 1971 doğumlu yazar, ilk romanı “De Grasbijter” (Çim Yiyen) ile 2001’de edebiyat dünyasına girmiş. Bunu sırasıyla “De Macht Over Het Stuur” (Tekerleklerin Gücü, 2003), De Hemelrat (Uzay faresi, 2005), Morgen Zijn We in Pamplona  (Pamplona, 2007) ve Zo Begint Het (Nasıl Başlar?, 2009) takip etmiş. 2011 yılında “Naar de Overkant van de Nacht” (Gecenin Öteki Yakasına Yolculuk) ile okurunu yoğun biçimde etki alan romanıyla Hollanda’nın üç büyük ödülünü almış. 2014 yılında da son romanı “De laatste ontsnapping” yayımlanmış.

“Pamplona” bir kaçış romanı... Uzun yol kaçışlarının, gece yolculuklarının romanı... Erkeklerin romanı... Danny ile tanışırız. Sağanak yağmur altında otostop yapmaktadır. Ne parası, ne rotası ne de hedefi vardır. Yanına hiçbir şey almamıştır. Gidecek yeri yoktur ve kendini yola vurmuştur. Bir şeylerden kaçıyordur boksör, sessizdir... Onu arabasına alan Robert ile tanışırız. Evli ve iki çocuklu, sigorta şirketinde çalışan olabildiğince sıradan bir adamdır. Neyse ki konuşkandır. Rotası da hedefi de bellidir: Pamplona. Her yıl yaptığı ritüelidir bu yol... Yılda bir kez dünyasından uzaklaşmak, heyecanı tatmak için kendini boğaların önüne atıp koşmaktır. Hayatının tek aksiyonudur. Böylece kendisini yeniden hissedecek ve canlanacaktır. İkilinin uzun yolculuğu da böyle başlar ve diyaloglarıyla karakterleri tanımaya başlarız. Bir yandan bugünü okurken paralel kurgu ile Danny’nin geçmişini de okumaya başlarız.

Mersbergen tam bir uzun yol romanı yaratmış. Kısa ve net cümlelerle, kesik kesik bir anlatımla ve sadece ikiliyle daraltarak. Araya Danny’nin geçmişi dışında hiçbir şey girmeyince yolculuk atmosferini çok iyi kurmuş. Okuması keyifli ve insanın kendini yola atası geliyor bu bakımdan. Hele de erkek okur için mutlak bir kaçış noktasını içinde taşıyanlar için çok daha etkili ve tanıdık. Keşke her şey atmosferden ibaret olsaydı... Arka kapağından alıntılıyalım: “Sayfaları büyük bir heyecanla çevirmemizi sağlayan iki gerilim noktası var: Pamplona’da neler olacak ve Danny’nin parasız ve yanına hiçbir şey almadan Hollanda’ya geri dönmesine neden olacak olay ne?” Böyle bir gerilim falan yok. Sayfaları çevirmenizi sağlayacak hiçbir noktası yok. 

Yine arka kapaktan alıntılıyalım: “Pamplona, ister istemez, Ernest Hemingway’in “Güneş de Doğar” adlı romanını kaçınılmaz biçimde çağrıştırır bize.” Çağrışım az kalır. Mersberger romanı bolca gönderme ile kaynak olarak kullanmış. Karakterleri, olayları, isimleri de birebir almış. Bu kadar iyi malzemeden kısır bir roman çıkarması da hayli şaşırtıcı... Yine erkeklerin dünyası, yine boğa koşusu, yine boksör, yine Robert... Peki niye okuyoruz? Klişe yağmuruna tutulmak için mi? Robert’ın tekrar cümlelerinden ibaret kalan eskiye özlem için mi? Zaten bildiğimiz boks dünyası ve hikayeye bu sayede dahil olan kartondan karakterler için mi? Danny’nin kaçış sebebinin basitliği için mi?

Robert ve Danny için erkek dünyasını doyasıya yaşamanın bugünün dünyasında yeri yok. Elde kalanlar, en afili dönemlerine ve kim wilde gibi onlar için pazarlanan araçlara duyulan özlem. Bu özlemi bir nebze gidermenin yolu da Pamplona’da... Mantıksızca boğaların önünde ölüme koşarak istenen testesteron iyice salgılanacak... Romanını bunu anlatmak için kuran Mersberger, gerisini koyvermiş. Danny ve Robert hem çok sıradan hem de hayli kısır karakterler. Robert’ın neden yola düştüğü çok bariz ve onu anlamak için iki cümlesi de yeterli oluyor. Danny’nin nedenlerinin de eninde sonunda bir klişeye bağlanmasıyla elde bir olay kalmıyor. Danny’nin geçmişiyle gittiğimiz boks dünyası da yaratıcılıktan çok uzak. Haliyle romana hiçbir katkısı da yok. Danny hiç hatırlamasa eksikliği hiç hissedilmeyecek bir geçmiş kurgulamış Mersbergen.

“Pamplona” aslında tam bir yol filmi. Romandan çok senaryoyu andırıyor. Yolu keyifle arşınlatıyorsa da yola çıkış sebeplerini anlatmaya başlayınca tekleyerek yolda kalıyor. 


Pamplona / Jan Van Mersbergen
Çeviren: Burak Sengir
Dedalus Yayınevi
Şubat 2015
200 sayfa
15 TL.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template