♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Echoes : Uykusuzluk Çölü

Uyku üzerinden birçok önemli figür çıkaran korku/gerilim sinemasının vazgeçemediği karabasanlar çoğunlukla fantastik hikayelere zemin hazırlarken en korkutucu anları da uyku sırasında ölümler oluşturuyor. Freddy Kruger’ın neler yaptığı hepimizin malumu. Bu malzemeyi daha farklı zemine oturtmaya çalışan Nils Timm, 2014 yapımı ilk uzun metrajında halen fizyolojisi hakkında çok az şey bilinen “uyku felci”nin üzerine kurmuş konusunu. Birinin kabusu başka birinin kabusu oluyor “Echoes”de...

2008 yılında çektiği iki kısa filmle övgüler arasında sinemaya adım atan Nils Timm, uzun bir süre ortalarda görünmemiş ve ancak beş yıl sonra komedi dizisi “Bloomers”ın görüntü yönetmeni olarak dönmüş setlere. Sonrası ilk uzun metrajı “Echoes” olmuş. Kısa filmlerinden itibaren beklenti yaratmış bir isim olduğunun da altı çiziliyor. Dizilerden en çok da “One Tree Hill”den tanıdığımız Kate French filmin tüm yükünü çekerken tanıdık simalar Steven Brand, Billy Wirth, Caroline Whitney Smith ve Steve Hanks de ona eşlik edenler.

Önce uyku felcinin tam tanımı için vikipedi’ye bakalım... “Uyku felci, uyandıktan hemen sonra veya seyrek olarak, uykuya dalmadan hemen önce, bedenin geçici olarak hareket edememesi (felç olması) ile karakterize edilen bir durumdur. Fizyolojik olarak, REM atonia olarak da bilinen REM uykusu sırasında oluşan normal felç ile yakından ilgilidir. Buna göre bazı bilim insanları ve fizikçiler bunun uyku döngüsünün "doğal" bir etkisi olduğuna inanır. Uyku felci beyin REM durumundan tamamen uyanık duruma geçse de beden felcinin devam etmesi durumunda oluşur. Bu durum, kişinin bilincinin tamamen açık olmasına rağmen hareket edememesine sebep olur. Ayrıca bu durum ile birlikte hipnopompik sanrılar olabilir. Çoğu zaman, uyku felcine uğrayan kişi tarafından bunun bir rüya sebebiyle oluştuğuna inanılır. Bu yüzden, insanların hareket etmek istese de hareket edemediği rüya sayısı bu kadar fazladır. Uyku felcinin sebep olduğu sanrılar bazen durumun normal bir rüya olarak algılanmasına, bazen de oda içerisinde hayali şeyler görülmesine sebep olur.”

Bir film için çok iyi bir çıkış noktası değil mi? Açılışını bu felç durumuyla yapıp sonrasını da acaba sanrı mı yoksa gerçek mi soruları arasında seyirciyi sürüklemek ve finalde de alabildiğine şaşırtmak mümkün. Ama Timm’in senaryosu o kadar dolambaçlı bir yolu tercih etmiyor. Daha katmanlı kurmak istemiş filmini, ana karakterine daha çok odaklanarak olayları drama bağlamak istemiş. Öyle yansıtılmış olsa da bu bir korku/gerilim filmi değil saf bir dram. 

Önce Anna Parker ile tanışıyoruz. Etkili bir açılışla o uyku felci’nin nelere kadir olduğunu görüyoruz. Yeni romanıyla cebelleşen yazar, ilişki de yaşadığı menajeriyle görüştüğünde üzerinde daha çok çalışması gerektiğine karar veriyorlar. Bunun için uygun ortamı da fazlasıyla buluyorlar. Çölün ortasında cam bir ev... Bir proje olarak yapılmış cam evin mazisi, Anna’nın uyku sorunu derken derinleşen konu evi yapan mimarın kaybolması üzerinden yarattığı bulmacanın peşine düşüyor...

Filmini sadece açılış sahnesiyle korku/gerilime yaklaştıran Nils Timm, seyircisini huzursuz etmek yerine başarıyla yarattığı atmosferden faydalanarak konusuna odaklamayı hedeflemiş. Bu hedefi tutturmak için planladıklarını uygulayabildiğini gösteriyor ama senaryosunun gediklerinden dolayı ortalarından itibaren filmin zayıflamasının önüne geçememiş. Sırf seyirciye afili görünmek için eklenen bir karakter ve hipnoz seansı gibi filme katkısı olmayan ve konuyu dağıtan sahnelerle daha çabuk gidebileceği finale sürüklenerek gidiyor. Bir noktadan sonra Anna’nın kabuslarına nelerin neden olduğunun ve olayın aydınlanmasının önemi kalmıyor. Önemli olsa ne olacak. Tatmin etmekten uzak kötü final, aslında her şeyin çok basit olduğunu ve klasik yoldan anlatılsa on dakikada her şeyi anlaşılan bir filmin biraz makyajla farklılaştığını gösteriyor.

Seyirciyle sadece festivallerde buluşan film, ilk gösteriminde FilmQuest’ten yönetmen, senaryo ve kadın oyuncu ödüllerini alarak taçlanmış. Santa Monica’dan da bir ödül almış. Filmle ilgili en şaşırtıcı olan da bu... Ödülü alan buysa diğerleri ne halde acaba dedirten bir seçim olmuş. Nihayetinde ortada herhangi bir yenilik taşımayan ve ışık vermeyen 93 dakika var...

Çok basit bir temayı bir kaç numarayla süsleyerek seyircisini oyalayıp asıl öyküsüne odaklamak isteyen “Echoes”, ikinci yarısında büsbütün dağılan ve temposu da düşünce seyircisini finaline taşıyamayan kötü bir deneme. Uykusuzluk sorununuza ilaç olacak bir sıkıcılıkta...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template