♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

John Wick : Öcünün Umut Kırıntısı

Suç yer altına indiğinde jargon bellidir... Bırakılmaz, emekli olunmaz bu yolda... Siz onu bıraksanız, geçmişinizi silseniz bile o geçmiş sizi bırakmaz... İster kader, ister paradoks ister şanssızlık deyin adına, gelir sizi bulur ve fena yakalar genelde... Gün geri dönme günü olur, sahalara dönme vaktidir ve genellikle de bir ödeşme mevzu bahistir... İntikam ne uğruna olursa olsun alınmalıdır... Aksiyon filmlerinin işlemeden duramadığı konuyu kullanan şimdilik son örnek 2014 yapımı Amerikan işi “John Wick”, aynı adla vizyonda...

“Kimi Kızdırdığına dikkat et” sloganıyla sinema salonlarını işgal eden filmin senaryosunu kurşun yağdırmayı seven Derek Kolstad kotarmış... B türü iki aksiyon “One in the Chamber” ve “The Package”i 2012 yılına sığdıran Kolstad, Dolph Lundgren, Cuba Gooding Jr. ve Steve Austin’li filmlerden sonra henüz üçüncü filminde sınıf atlama fırsatı yakalamış... Yönetmen koltuğundaysa 1991’den bu yana dublörlük yapan Chad Stahelski oturuyor... Ki ilk görev aldığı film “Point Break”de Keanu Reeves’in dublörlüğünü yapan Stahelski, yıllar sonra onu yönetiyor... Sette görevli herkesle iletişiminin iyi olduğunu ve onlara yaptığı büyük jestleri bildiğimiz Reeves için bu durum sürpriz değil... Dövüş sanatları uzmanı olarak gişe filmlerinin de koreografilerini kotaran Stahelski de hiç yabancılık çekmediği filmle yönetmenliğe adım atmış... Reeves’e, Michael Nyqvist, Alfie Allen, Adrianne Palicki, Bridget Moynahan, Dean Winters, Lance Reddick, Toby Leonard Moore, Ian McShane, John Leguizamo ve Willem Dafoe eşlik ediyor...

John Wick, son sahnesiyle açılan filmlerden... Kısa ve etkisiz bu girişten sonra kederli bir adamla tanışıyoruz... Kendi halinde, yalnız kalmış, kalbi kırık bir adam... Çok sevdiği karısını yeni kaybetmiş, toprağa verdikten sonra evine gelen bir kargoyla ağlayan kırılgan bir adam... Hastalığının son deminde yalnız kalmaması için eşinin ayarladığı köpekle bağ kurmaya başlayan sıradan bir adamın huzuru bir karşılaşmayla bozuluyor... Çok sevdiği karısından gelen son hediye ile 1969 model Mustang’i sadistik bir gencin dikkatini çeker... Çok geçmeden evi basıp John’u bilincini kaybedene kadar dövmekle kalmaz, köpeği öldürüp arabayı da alırlar... Bunun üzerine kahramanımız yasını böler ve intikam peşine düşer... Lakin intikam da çok uzakta değildir...

Bu başlangıcı siz olsanız nasıl devam ettireceğinizi düşünün, işte tastamam öyle bir film John Wick... Türün tüm klişelerini harfiyen yerine getiren, jargonun tüm gereklerine uyan ve aksiyonu bölmemek için kurşunları yağdırırken kahramanının ruh haline odaklanma derdinde aynı zamanda... Tüm karakterleri çok net, yer altı dünyası katı kuralcı, mekanlar bildik... Zaten Stahelski’nin tüm derdi jargonu iyi bildiğini göstererek türün fanatiklerine iyi vakit geçirtmek... Bunun için de detaylara dikkat ederek gerçekçi bir atmosfer yaratmış... Özellikle temizlikçi servisi ve otel konsepti ile çok iyi destekliyor... Aksiyonun olmadığı anlarda da emekli suikastçisinin sıktığı ilk kurşundan itibaren içindeki karanlığın ruhunu ele geçirmesine odaklanmaya çalışıyor... O köpeğin ölümü demek, içindeki son umut kırıntısının ölmesi demek o yüzden... Böyle anlatınca etkili gibi görünüyorsa da, filmde bu ruh değişimi tamamen Reeves’in oyunculuğundan alıyor gücünü... Ortada bir yönetmen olmayınca, gözlerine yapılan yakın plan çekimlerin hedefi tutturduğunu söylemek de güç... Oysa kağıt üzerinde her şey gayet iyi görünüyormuş...

“Karakter kesinlikle katı. Onu tanıtmaktansa art arda kayıplar yaşamasına odaklandık. Keanu canlandırdığı her karaktere duygusal bir yön getiriyor. Hiç bir zaman sadece sert olan birini canlandırmıyor. John ise birçok duygu yaşıyor: depresyon, kızgınlık, acı ve umut. En son olarak da kızgınlığının en son noktasına ulaşıyor. Hala insani yönüne bağlı kalıyor.” diyor yönetmen Stahelski ve Kolstad’ın senaryoda açık bıraktığı yerlerin Reeves’e John’un nasıl biri olması gerektiği konusunda yardımcı olduğunu belirtiyor: “Derek‟in üslubunda güzellik olduğu kadar keskinlik de bulunuyor. Senaryo kader ile uğraşıyor ve hepimizde bulunan bizi zorlayan karanlık tarafımızla. Yaşamak istediğimiz hayatı ve aslında yaşadığımız hayatı anlatıyor.”

Tipik efsanenin geri dönüşü sahneleriyle seyircisini biraz gaza getirmeyi başarabilen film, “o ne adamdı be... Sadece bir kalemle üç kişiyi öldürdü... İmkansız iş verdim, başardı ve öyle emekli oldu” replikleriyle aynı anda gömdüğü geçmişini bulan John Wick, çıkıyor sahaya oynuyor hepsi o... Attığını vuruyor ve o kadar büyük efsane ki, yaralanması da sürpriz... Bildik hikaye çatısı ile daha önce izlemiştik hissi verse de, temposundan kurtarıyor... Aksiyon filmi diye geçmesi de yanıltmasın, öyle patlamalar arabayla kovalamacalar, uçuşlar, kaçışlar yok... Salt olarak kurşunlar konuşuyor... Olmazsa olmaz yağmur altında yakın dövüş sahnesi de gerekli yerde devreye giriyor...

“Öcü Adam”ın geri dönüşünü vasat senaryosu ve klişelerle dolu işleyişiyle anlatan “John Wick”, gereksiz uzayan 101 dakikasını sadece türün fanatiklerinin hizmetine sunanlardan... İyi öykü ve bir parça da olsa yaratıcılık bekleyenler içinse izlenmese de olur aksiyonlardan...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template