♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Autómata : Başkalaşım Geçiren Kutsal Yolcular

Teknoloji geliştikçe artan yapay zekanın günün birinde insana hükmedeceğine dair teoriler uzun süredir edebiyat ve sinema dünyasını meşgul ediyor... Bu teorilerin gerçek olmaması için kurallar konmasının gerekliliğinin altı da sürekli çiziliyor... Türün ustaları Isaac Asimov ve Philip K. Dick de en önemli kaynak olmaya devam ediyor... Her daim özgün örnekler olacak değil ya, bu kaynaklardan oluşan çorbayla oluşmuş öykünmeler de çevrilmeye devam ediyor... Yakın gelecekte geçen 2014 yapımı İspanya Bulgaristan ortaklığı “Autómata” da robotların insanlaşmaya dair geçirdiği değişimin peşinden koşuyor...

Üç senaristli bilim kurguyu kotaranlar, kısa metrajlarla ısınma turları atan Javier Sánchez Donate, Igor Legarreta ve yönetmenliği de üstlenen Gabe Ibáñez... Özel efektçilikten 2006’da çektiği kısa metraj korkusu “Máquina” ile yönetmenliğe terfi eden Ibáñez, üç yıl sonra ilk uzun metrajı “Hierro” ile iyi iş çıkararak adını duyurmuştu... Beş yıl sonra setlere dönen yönetmen ilgi çekecek bir kadro kurarak başrolü Antonio Banderas’a vermiş... Birgitte Hjort Sørensen, Melanie Griffith, Dylan McDermott, Robert Forster, Andrew Tiernan, David Ryall ve Andy Nyman da ona eşlik eden isimler... Javier Bardem de sesiyle yer alıyor... Griffith’in “Cherry 2000”den yıllar sonra bu kez hem robotları tamir ediyor hem de dişi robot Cleo’ya ses vermiş, ki filmi hatırlayanlar için hoş ayrıntı...

M.S. 2044’deyiz... Artan solar fırtınalar yeryüzünü radyoaktif bir çöle çevirmiş ve insan nüfusunu yüzde 99.7 oranında azaltarak 21 milyona düşürmüş. Atmosfer dengesizliği karasal iletişim sistemlerinin çoğunu devre dışı edince medeniyeti yeni bir teknolojik gerilemeye zorunlu kılmış... Korku ve umutsuzluk dolu bir atmosferde ROC şirketi Kutsal Yolcu-7000 adlı otomatları yaratmış... Kalan son şehirlerde ikâmet eden insanları koruyan surları ve mekânik bulutlar yaratmak için tasarlanan bu ilkel robotlar, iki kurala göre kontrol ediliyor... Birinci kural robotların herhangi bir canlı formuna zarar vermesini engellerken, ikinci kural da robotların diğer robotları ve kendilerini başkalaştırmasını engelliyor... İnsanları otomotlardan korumak için konan bu iki kural aynı zamanda değiştirilemiyor... Milyonlarca robotun insanlığın hizmetine verildiği böylesi bir ortamda, sigorta elemanı Jacq Vaucan’la tanışıyoruz... Olaya karışan robotları kontrol ediyor, şirketin zararı tanzim edip etmeyeceğine karar veriyor... Şehirden sıkılmış, okyanusu görmek yeniden insan olduğunu hissetmek istiyor... Eşi de hamile, doğum yakın ve Jacq kızının hangi dünyaya doğacağını düşünüyor...

Olayların fitilini ateşleyen, varoşlarda bir robotun kendi kendini tamir ediyor olması... Olaya şahit olan polis tüfeğiyle fişini çekince, olay adamımıza intikal ediyor... En önemli soru da böylece ortaya çıkmış oluyor: Onu kim başkalaştırdı? Bu sorunun cevabını bulmak için başladığı macerada Jacq’ın peşine takılıyoruz...

Türün en önemli klasiği “Blade Runner”dan bolca beslenen film, Asimov’un ünlü robot yasasını da, değiştirerek kendine temel almış... Hatırlayalım; Bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz... Bir robot birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır... Bir robot birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendinin zarar görmesine izin veremez... Filmin temel sorunu, türün kilometre taşı olan yapıtlarından yamalı bohça şeklinde bir senaryo üretme çabası... Bir türlü yeni bir şey söyleyemeyen film, bir türlü oluşturamadığı temel üzerinden felsefe yapmaya çalışıyor ama nafile... Bildik sorularla, beylik cevaplarla karamsar bir dünya yaratılmış olmuyor... Bir otomatın, “siz öldükten sonra bizim içimizde yaşayacaksınız” demesi de etki yaramıyor böylece... Sık sık insan sınırlamasa, robotlar bizi çoktan aşar... Bizim limitimiz var ama onların yok önermesinin altının çizilmesi de aynı oranda etkisiz... Asimov yasayı 1942’de yazmış, onu milad kabul edersek yetmiş yıllık bir mevzuyu ele almak için dersine daha iyi çalışmak gerekiyor... 

Özel efektçilikten gelmesinin avantajıyla Ibáñez istediği geleceği resmedebilmiş ama bunun hayrını görememiş pek... Otomatlarla dolu dünya hayli gerçekçi, yaratım aşaması gayet iyi ama bir türlü istediği atmosferi kuramamış yönetmen... Bizi öyküsüne hapsedemiyor... Bolca es vererek, gereksiz ayrıntılar ve olay örgüleriyle dikkatimizi dağıtıyor... Kötü senaryonun akıcı olmaması sürpriz değil elbette ama bu kadar gevezelik ederek temponun düşmesini engelleyecek bir yönetmen de yok ortada... Gereksiz uzunluktaki 109 dakikanın sonunda da iyi bir final izleyemiyoruz...

Gün gelecek insan ölecek, robotlarla dolu yeni başlangıç olacak... İşte “Autómata” o başlangıcın hikayesi diyerek izleyicisini çağıran film, türün klasiklerine dair öykünmeleriyle oluşmuş bir çorba olarak çağrıya uyanları sabırla sınıyor, sıkıntıdan patlamaları için elinden geleni ardına koymuyor...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template