♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Dizi Raporu : Ağustos Yenileri

Yaz sezonunun kapanışını yaptığımız Ağustos ayı, beklendiği gibi az ama öz dizinin başlangıcına sahne oldu... Biri İngiliz yapımı toplam sekiz yeni dizi ekran macerasına vasatın üzerine çıkarak başladı genelde... Ağırlığı da roman uyarlamaları ve sinemacıların dizilere el atması oluşturuyor... “Intruders”, “Outlander” ve Steven Soderberg imzalı “The Knick” ayın en iyi yenileri olurken, “Black Jesus” ve “Partners” en kötüleri... Pamuk şekeri tadında müzikal komedi “Garfunkel & Oates” özel ilgi beklerken, “Siblings” de eğlendirmeyi bekliyor... Vasat başlayan “Legends”se seyircisinden bir kaç bölüm sabır isteyenlerden... İşte bu ay başlayan sekiz diziye ve merakla beklenen finalini yapan “The Killing”e dair değerlendirme... 


Black Jesus
Adult Swim’in 7 Ağustos’ta başlayan komedisi daha önce işlenmiş bir konuyu tekrar işleyen klasik Amerikan işi… Ülkesi dışında pek ilgi görmeyen diziye imza atan isimler; “The Boondocks”un yaratıcısı Aaron McGruder ve “Trailer Park Boys”un yaratıcısı Mike Clattenburg… Gerald "Slink" Johnson, Charlie Murphy, Corey Holcomb, Kali Hawk, King Bach ve Andra Fuller da oyuncu kadrosunda öne çıkanlar… Günümzde yaşayan siyahi İsa’nın maceraları tipik mahalle gezileri ve absürt olaylarla işleniyor… Çok Amerikan olduğu için gülmesi de, beğenmesi de bir hayli zor…


Garfunkel & Oates
Ayın en şeker yenisi, müzikalle harmanlanan özel dizilerden… Yaratıcıları Riki Lindhome ve Kate Micucci, aynı zamanda başrolleri de paylaşıyorlar ve kendilerini oynuyorlar… Bolca dizi ve filmde yer alan tanıdık sima Lindhome ve son olarak “Raising Hope”un Shelley’i olarak izlediğimiz Micucci 2007’den bu yana aynı isimli parodi grubu olarak sahne şovu yapıyor… Gösterilerini folk-comedy olarak tanımlayan ikili, Los Angeles da hatırı sayılır bir kitleye de sahip… Dört stüdyo albümü yayımlayan şahane grubu tanımayanlar için harika bir tanışma fırsatı sunan dizi, cesur, eğlenceli ve komik ikiliyi ekrana taşıyor… Özellikle Micucci’ye hayran olmamak imkansız… 


Intruders
Son yıllarda gaza basan BBC America’nın yeni dizisi, konusu ve yaratıcısıyla dikkat çekiyor… Ayın en meraklı bekleyişini yaşatmasının altında köklerini roman serisinden alması ve kült dizilerin yaratıcısının uyarlamasının payı büyük… Kısa öyküleri ve romanlarıyla tanınan İngiliz yazar, küçük ölçekli BBC uyarlamaları dışında ilk kez bu çapta bir işe kaynak oluyor… 2007’de aynı adla yayımlanan romanını ekrana uyarlayan isimse Glen Morgan… “21 Jump Street”, “The X Files” ve “Millennium” dizilerinin senaristlerinden biri olan Morgan, “Son Durak” serisinin de yaratıcılarından… John Simm, Mira Sorvino, Tory Kittles, James Frain ve Millie Brown’ın başı çektiği oyuncu kadrosu da gayet iyi… Konusu birkaç bölüm sonra anlaşılabilen ve iyi işleyen dizi, ölümsüzlüğü başkalarının bedenlerine geçerek yakalamaya çalışan bir topluluğu ve onun peşindekileri anlatıyor… İlk sezonu sekiz bölümden oluşacak dizi, çok iyi bir ilk bölümle başlamakla kalmadı işleyişi ile de açıldıkça açılıyor… Yayımlanan iki bölümden görünen, gidişatının çok iyi olduğu…


Legends
TNT’nin yaz sezonu denemesi artık alıştığımız roman uyarlamalarından... Ünlü casus romanları yazarı Robert Littell’in 2005’de yayımlanan “Legends: A Novel of Dissimulation”dan uyarlanan dizinin yaratıcıları Howard Gordon, Jeffrey Nachmanoff ve Mark Bomback... “The X Files”ın yazar kadrosundan tanıdığımız Gordon, 1986’dan bu yana bolca dizide yer alan ustalardan... “24”, “Homeland” ve “Tyrant”da hali hazırda imza attığı diğer diziler... Adını “The Day After Tomorrow” ile duyduğumuz “Nachmanoff” da tek sezonda kalan “Hostages”e imza atmıştı... Genellikle yeniden çevrimler ile devam filmlerinin senaristi olarak tanıdığımız Bomback ise “Unstoppable” ile çıkış yapmış son olarak “Dawn of the Planet of the Apes”e imza atmıştı... Oyuncu kadrosunda başı çeken isimlerse hayli dikkat çekici: Sean Bean, Ali Larter, Morris Chestnut, Amber Valletta, Mason Cook, Tina Majorino, Rob Mayes ve Steve Harris... Bir ajanın öyküsünü izliyoruz... Martin Odum, sürekli gizli görevlerde... Girdiği kimlikleri çıkamayacak derecesinde yaşayan, uçlarda bir karakter... Hayatını karıştıracak kadar hem de... Görevler için yaratılan bu karakterler için kullanılıyor “Legends” kelimesi... Kendisini izlediğini farkettiği bir yabancı ile hayatı değişiyor... Aslında Martin Odum da yok, o da bir efsane diyor o yabancı... Böylece ajanımızın kimliğini bulma macerası başlıyor... Hayli klişe bir konuyla ve işleyişle başlayan dizi, ilk bölümden sezonun geneli hakkında fikir veriyor... Türü ve TNT hafifliğini sevenler için biçilmiş kaftan... Vasat başlangıcın devamının da aynı şekilde geleceğini tahmin etmek zor değil... Bean’in oyunculuğunun ve özlenen Larter’ın varlığının öne çıkması da boşa çaba...


Outlander
Starz’ın yeni macerası, ilk bölümün ardından ikinci sezon onayını alarak rüştünü ispat edenlerden... Amerikalı yazar Diana Gabaldon’un 1991’de aynı adla yayımlanan ve best olarak seriye dönüşen romanından uyarlanan dizi, konu sıkıntısı da çekmeyecek... Zira şu anda yedi kitabı deviren ve yakınlarda sekizincisi çıkacak bir seri var ortada... Uyarlamanın başında da çok önemli bir isim var: Ronald D. Moore... Bilim kurgu dizisi sevenlerin baş tacı olan Moore, “Star Trek”, “Roswell”, “Battlestar Galactica”, “Caprica” ve “Helix”e imza atmıştı... Caitriona Balfe, Sam Heughan, Tobias Menzies, Gary Lewis, Graham McTavish, Lotte Verbeek, Duncan Lacroix, Grant O'Rourke ve Stephen Walters’dan oluşan gayet iyi bir oyuncu kadrosuna sahip dizinin ilk sezonu da 16 bölümden oluşacak... Önce 1945 yılındayız, Claire Randall ile tanışıyoruz... Kocasıyla tatil yapan savaş hemşiresi, eşinin soyacağı araştırmalarıyla bölgeyi geziyor ve önemli bir güne denk geliyor önce... Birlikte izledikleri törenden sonra kendisini 1743 yılında buluyor... Bu gizemli yolculuğun sonrasında savaşın ortasına ve genç romantik İskoç bir savaşçının kollarına düşüyor ve macera başlıyor... Çok iyi bir ilk bölümle başlayan dizi, tipik İngiliz dizilerinin işleyişine sahip... Biraz daha tempolu hali tabii... Bölümler ilerledikçe daha da keyifli bir izleme sunan dizi, uzun yıllar sürecek bir başlangıca imza atmış görünüyor...


Partners
FX’in 10 bölüm sipariş ederek ikişer bölüm yayımlayarak çabucak final yaptırdığı komedi, daha ilk başta ölü doğan projelerden... Chicago’lu iki avukatın komik maceraları olarak düşünülen dizinin arkasındaki isimler, Seksenlerin efsane dizileri “Perfect Strangers”, “Step by Step” ve imza atan Robert L. Boyett ile “High Society”nin yaratıcılarından Robert Horn... Kelsey Grammer ve Martin Lawrence’in üzerine kurulu olan dizide ikiliye Rory O'Malley, Edi Patterson, Telma Hopkins, Danièle Watts ve McKaley Miller eşlik ediyor... Eşinden ayrılmanın eşiğindeki Lawrence, boşanma davası sırasında gereğinden fazla verici davranıyor... Biten evliliği sonrasında her şeyi eşine bırakmayı düşünürken devreye Grammer giriyor ve önce avukatlığını üstleniyor, sonra da ortak oluyor... Çok iyi ikili olamadıkları bariz belli olan iki oyuncudan Grammer daha çok çabalayan ve komik anları yaratan isim ama “Fraiser” sonrası bir türlü iyi proje bulamıyor... Her saniyesinden klişe fışkıran dizi, vasat ilk bölümüyle yaptığı kötü başlangıçla unutulmayı hak ediyor... Ayın en kötü yenisi...


Siblings
BBC Three’nin 7 Ağustos’ta başlayan komedisi, adından da anlaşılabileceği gibi iki kardeşin maceralarına odaklanıyor... Dizinin yaratıcısı “Fresh Meat” dışında adını hiç bir yerde görmediğimiz yeni bir isim: Keith Akushie... Charlotte Ritchie ve Tom Stourton kardeşleri oynarken, onlara Stella Gonet, Matthew Steer, Rosie Day ile James Lance eşlik ediyor... “Fresh Meat” ile sivrilen sempatik hatun Ritchie yine döktürüyor ve üzerine kurulu dizide gerekeni fazlasıyla yapıyor... Stourton’da bu şansı iyi kullanarak, ona ayak uydurunca gerekli enerji ve kimya yakalanmış... İki tembel Hannah ve Dan’ın maceraları ilk bölümden iyi başlayıp, karakterlerini tanıtıp oturtmakla kalmıyor, sevdiriyor da... Tipik İngiliz soğuk esprilerinin de uzağına düşünce, herkes için izlenebilir ve eğlendiren bir dizi çıkmış ortaya... Altı bölümlük ilk sezon, yeni komedi arayanlar için biçilmiş kaftan... 


The Knick
Sinemanın önemli isimlerinin televizyona olan ilgisinin şimdilik son örneği, daha yayımlanmadan ikinci sezon onayı alarak dikkat çekmişti... 1900 New York’unda geçen hastane draması İki önemli isimle dikkat çekiyor: Steven Soderbergh ve Clive Owen... 10 bölümden oluşacak ilk sezonun senaryosunu vasat aile komedilerinden tanıdığımız Jack Amiel, Michael Begler ve Steven Katz kotarıyor ve bölümleri Soderberg yönetiyor... Başrolü canlandıran Owen’a da Andre Holland, Jeremy Bobb, Juliet Rylance, Eve Hewson, Michael Angarano, Chris Sullivan, Cara Seymour, Eric Johnson, David Fierro ve Matt Frewer eşlik ediyor... Yer Knickerbocker Hastanesi, doktorumuz John W. Thackery, modern tıpa geçiş dönemindeyiz... Yetenekli doktorumuzun keşifleri, tıp dünyasına katkılarının dışında diğer hastane personellerinin hayatlarına da odaklanıyoruz... Uyuşturucu bağımlısı doktor, akıl hocasının intiharı sonrası baştabipliğe yükseliyor ve yeni yardımcının kim olacağı konuşulurken hastane yönetiminin önerdiği yetenekli doktorun renginin sorun olduğu bir dönemdeyiz... Ameliyatların seyircili yapıldığı, salgın hastalıkların kol gezdiği 1900 New York’unda özellikle atmosfer çok öne çıkıyor... Cliff Martinez’in müziklerinin de altını çizelim... Oyunculukları, atmosferi, müzikleri ile müthiş bir sinema filmi tadı veren dizinin tek kusuruysa çok temposuz ve ağır gidişi... Buna rağmen ilk bölümden çok iyi girizgah yapıyor ve ziyafete dönüşüyor... Son dönemin en iyilerinden biri olduğunu anlamak için de ilk bölümü izlemek yeterli...


The Killing Sezon 4
Olağanüstü iki sezonla Kuzey polisiyelerinin Amerikan uyarlamaları furyasını başlatan “The Killing”, son iki yılda bolca konuşulmuştu... Üçüncü sezonunun olup olmayacağı çok tartışıldı, seyirciler de ikiye bölündü... Dile kolay, koca iki sezon sadece tek bir cinayeti aydınlatma peşinde gitmiş, katilin kimliği de son bölümde ortaya çıkmıştı... Hiç devam etmese de olur tadından güzel de bir final yapmıştı dizi... Yaratıcı ekibe güvenerek üçüncü sezonu isteyenleri bekleyenlere hüsran yaşatan vasat üçüncü sezonun ardından yayıncı kanal AMC, dizinin iptal olduğunu açıklamıştı... Yine tartışmalar arasında geçen dönemin sonunu Netflix getirdi... Diziye final yapma şansını altı bölümlük dördüncü sezonla tanıdılar... Merakla beklediğimiz dördüncü sezonun tüm bölümlerinin tek günde gelmesi de güzel bir bonus oldu... Lakin, bu kez daha basit bir cinayetin peşindeydi ikilimiz... Zengin bir ailenin katledilmiş, askeri okulda okuyan asi oğul yaralı olarak kurtulmuş... Başından aldığı kurşun yarası sebebiyle hafıza kaybı yaşamasıyla bolca bilinmezle ilerleyen araştırma bu kez çok basit işleniyor... Bundan önceki şaşırtıcılığın aksine, tahmin edilebilir bir cinayetle karşılaşıyoruz... Hadi bunu kabul ettik diyelim, o ne berbat final öyle... Linden ve Holder arasında bir aşk yaratmaya çalışmak, neredeyse öpüşmelerini gösterecek hale gelmek... Hazır final yapıyoruz, seyircinin gönlünü okşayalım, tribüne oynayalım ve nabza şerbet verelim hedefiyle üretilmiş berbat bir sezon, bu kadar iyi bir diziye hiç yakışmadı... 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template