♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

İlk Bakış: Lucy

“Nikita” ve “Sevginin Gücü”nden “5. Element”e kadar sinema tarihinin en sert ve unutulmaz kadın aksiyon karakterlerini yaratan yazar/yönetmen Luc Besson’un yeni sert kadın denemesi “Lucy” 8 Ağustos’ta gösterime giriyor...

İnsan beyni ve yapabilecekleri en başarılı bilim adamlarını uzun süredir şaşırtmış ve derin ilgilerini çekmiştir. Genelde zihnimizin kullanabildiğimizin çok azını kullandığımız bilinse de kesin yüzde belirsizliğini korur ve hep değişir. Yazar/Yönetmen Luc Besson aklında bu düşünceyle bu hipotezi yeni filminin hikâyesi için bir başlangıç noktası olarak almış. Beynimizin derinliklerine ulaşırsak ne olacağını hayal etmiş ve kendisine bunun hayatı ve içindeki rolümüzü anlamamıza nasıl etkisi olacağını sormuş. “Kendimiz ve başkaları üzerinde kontrolümüz daha mı çok olurdu?” diye düşünmüş.

Besson, kendi deyimiyle “ortalama bir kız”ın olması, zihninin kilidi açıldığında zihinsel ve fiziksel olarak süper insan yetenekleri geliştirmesi düşüncesindeydi. Şöyle anlatıyor; “Lucy’nin herkes gibi sorunları var ve hayatında ne yapacağını bilmiyor. Yine de evrenin en iyi bilgisine ulaşacak.”

Yapımcı Virginie Besson-Silla, önceki üç filminde Besson’la çalışmış- The Family, The Lady ve The Extraordinary Adventures of Adèle Blanc-Sec ve yazar/yönetmenin bu fikri aslında 10 yıl önce bulduğunu söylüyor. “Hikayenin temeli oradaydı ama Luc’un tam olarak hazır olduğunu sanmıyorum. Sanırım olgunlaşmasını bekledi. Bu yüzden sonunda yine bu fikre dönmek üzere o kadar yıl bekledi.”

Besson, bir insanın beyin kapasitesini genişletme fikrinin muazzam bir aksiyon gerilim malzemesi olduğunu düşünse de Lucy’yi en azından kısmi olarak bilimsel gerçeğe dayandırmak istemiş. Yapımcı şunları söylüyor; “Birkaç bilim adamıyla görüştükten sonra bana kanser, hücreler, birbirimizle iletişim kurmak için milyonlarca hücremiz olduğu gerçeği hakkında söylediklerine hayret ettim. Her hücre, saniyede bin kadar sinyal iletiyor. Web bununla kıyaslanamaz bile. Gerçekle hayalin ne olduğu arasındaki doğru dengey kurmam için birkaç yıl geçmesi gerekti.”

Besson konseptin içine girdikçe Besson’un da kurucu üyelerinden olduğu, Paris’te bulunan Pitié-Salpêtrière Hastanesi’ndeki yer alan Brain & Spine Institiute (ICM)’ün kurucusu, dünyaca ünlü nörolog YVES AGID gibi birçok bilim adamına ulaşmış. Agid, Besson’la “kurgu ve gerçeğin birleşimi olan bir hikâye”den söz ettiklerini hatırlıyor. Şunları söylüyor; “Luc senaryoyu bana anlattığında sıra dışı bulmuştum. Yine de yaratıcılığını gerçeklerle bir az zaptetmek zorunda kaldım. Sonunda kolay oldu çünkü her şeyi çok hızlı anlıyor.”

Nörolog, Besson’ın kuramsal gerçek ile hayal gücü arasındaki çizgide yürümesine yardım ederken Besson bir film yapımcısı için yaratıcılığın, bir bilim adamı olarak çalışmak için gereken yeteneklere benzemediğini görmeye başlamış. Agid şöyle anlatıyor; “Filmde muhteşem bulduğum bu; Gerçek bilgiler var. Örneğin Lucy beyindeki hücre sayısıyla, bir hücrenin bir saniyede gönderdiği sinyal sayısıyla ilgileniyor gibi. Luc, tüm bu sayılardan yararlanarak film boyunca inanılmaz bir dinamik oluşturuyor. Elbette Lucy filmde ilerledikçe hikâye de giderek kurgusallaşıyor. Bence bu çok güçlü. Filmi izlediğinizde inanıyorsunuz. Sizi içine çekiyor çünkü bir dereceye kadar gerçeğin içinde yere sağlam basıyor.”

Besson bize büyük hikâyesine bilgi sağlayan araştırmayı anlatıyor; “Bunu mümkün kılan bir dizi öğeler kombinasyonu var. Bunlara kötü insanlar ve yeni bir ilaç türü dâhildir. Aslında tam olarak ilaç da değil. Hamile kadınların altıncı haftada ürettiği CPH4 denen doğal bir madde. Bazı doktorlara göre tümüyle mantıksız olmayan bu fikri buldum. Bir noktada beyninizin kapasitesini artırırsanız, yüzde 20’ye erişebilirseniz yüzde 30’u açabilirsiniz. Yüzde 30’a ulaşınca yüzde 40’ı açabilirsiniz ve böyle devam eder. Bir tür domino etkisi. Yani Lucy kendi beynini düzenliyor ve durduramıyor. Bunu istemiyor ve onunla ne yapacağını bile bilmiyor.”

Besson, La Femme Nikita’nın başkarakteri, The Professional’daki Mathilda ve The Fifth Element’daki Leeloo gibi güçlü ve benzersiz kadın karakterlerle modern sinemanın en acımasız, en sert kadın aksiyon kahramanlarından bazılarını yaratmıştır. Son filmindeki başrolü canlandırması için son derece hassas ama aynı zamanda yasa dışı bir maddeye yanlışlıkla maruz kalınca inanılmaz yetenekler elde etmesine neden olduğunda süper güçlü olduğuna inandırabilecek bir oyuncu bulması gerekiyordu.

Besson-Silla, bu hikâyenin benzersiz kadın kahramanını şöyle tarif ediyor; “Lucy Asya’da arkadaşlarıyla eğlenen sıradan bir kız. Çok fazla âlem yapıyorlar. Hayatı keşfediyor ama zor yoldan keşfediyor ve beklediğinden çok daha fazla ileri gidiyor.” 

Besson ve yapımcısı rol için Lost in Translation ve Her gibi romantik filmlerin yanı sıra Iron Man 2, The Avengers ve son olarak Captain America: The Winter Soldier filmlerinde rol alan Scarlett Johansson’a gitmiş. Besson, oyuncunun disiplininden etkilenmiş. Besson en başından itibaren titiz ve profesyonel olduğunu söylüyor; “İlk buluşmamızda Scarlett senaryoyu okumuştu ve senaryodan söz etme tarzı hoşuma gitti. Doğru nedenden dolayı yani hikâyeden dolayı heyecanlıydı. O anda anlaşma benim için olmuştu. Aradığım oyuncu kesinlikle oydu.” 

Johansson, Lucy’yi canlandırma konusunda ilgisini çekenlerden bir şeyin de karakterin “onu bulduğumuzda hayatının bir geçiş döneminde olması, kim olduğunu çözüyor olması ve hayatını rayına oturtması gerektiğini düşünmesi” olduğunu söylüyor.  Oyuncuyu çeken sadece malzemeye değil Besson’ın vizyonu da olmuş. Şunları söylüyor; “Filmde bazı karmaşık varoluşçu sorular var. Senaryonun nasıl gelişeceğini hayal etmek zor olurdu çünkü bunların büyük çoğunluğu Luc’un vizyonu. Sadece senaryodaki açıklamaları okuyarak hayal edebildiğim her şey, Luc’un bu projeye kattığı gerçek hayatın yanında soluk kalıyor.”

Johansson, başında senaryonun doğrusal olmayan yapısından dolayı kafası karışmış olsa da yönetmene güvenebileceğini bildiğini söylüyor. Besson’ın eserlerine oldukça aşina olduğu için uyarıları bir kenara bırakmış ve filme imza atmış. “Aslında beni projeye çeken de bu oldu. Luc’un vizyonuna güvenmem gerekiyordu. Onunla buluştuğumuzu hatırlıyorum, ‘Bunun ne olduğunu bildiğime güvenmelisin. Çünkü bazen belirsiz olabilir. Ama benim gördüklerimi görürsen inanacaksın.’ Dedi. Ben de inandım. Zihninde ne gördüğünü bilen ve vizyonun kusursuz bir biçimde sergilenmesini isteyen güçlü biri.”

Yapıma dâhil olan herkes Lucy’nin çok talepkâr bir rol olduğunu kabul ediyor. Yine de Johansson, herkesin beklentilerinin ötesine geçmiş. Besson-Silla şunları söylüyor; “Lucy’nin sıradan bir kız olarak başlaması ve süper kahramana dönüşmesi, her şey çok zordu. Çok şey yaşıyor. Scarlett bu yolculuğu kolaylıkla yapmayı başardı.”

Besson, başrol oyuncuyla ilgili olarak böyle net bir görüşle başrol oyuncusunun karaktere bürünmesi için bir yöntem geliştirmeyi başarmış. Şunları söylüyor; “Scarlett’in duvarında çok komik bir şey oluşturduk. Böylece ondan beyin gücünün %25’ini, %50’sini ya da %70’ini oynamasını istediğimde hangi tepkileri istediğimi anlayabilecekti.”

Besson “Her %10’luk dilim için o yüzdeyle yapabileceklerini, bilgi düzeyini ve olasılıkları gösteren tablolar yaptık.” Diye devam ediyor. “Çok güzel bir kılavuzdu. Her sabah tabloya bakıp hangi kızı oynaması gerektiğini görüyordu. Başındaki ve sonundaki Lucy’ye bakarsanız çok az ortak noktaları vardır. Sete geldiğimizde Scarlett olağanüstüydü. Ne isterseniz söyleyebilirsiniz ve kabul eder. Her zaman denemeye isteklidir.”

Oyuncu en zor kısmının Lucy’yi yaşadığı psikolojik ve fiziksel değişimlere rağmen gerçekten bağ kurulabilecek bir karakter olarak resmetmek olduğunu kabul ediyor. “İlaç etkisini gösterdikçe Lucy yavaş yavaş empati kurma ve acıyı hissetme yeteneğini kaybediyor. Birinin zihnine derinlemesine girebilmesine ve sonunda kişiyi fiziksel olarak kontrol edemese de hiçbir seçeneği yok. Diğer kişi hakkında daha önceden oluşan düşüncelerini ve yargılarını kaybediyor. Performansımı düz ve monoton yapmak zordu. İçinde bulunduğu şartların ardındaki insanlığı görmeniz gerekiyor.”

Aksiyon gerilim türündeki film, yanlışlıkla içine çekildiği karanlık bir anlaşma sonucu insan beyninin çok ötesinde bir kapasiteye sahip, acımasız bir savaşçıya dönüşen bir kadının hikayesini anlatıyor. Besson’ın hikâyesini beyaz perdeye taşıyan ekip, uzun zamandır kamera arkasında işbirliği yapan bir ekip. Scarlett Johansson, Morgan Freeman, Chai Min Sik, Amr Waked, Julian Rhind-Tutt, Pilou Asbæk ve Analeigh Tipton da kadronun başı çeken oyuncuları...

Her zamanki gibi ucuz bir konunun peşinden giden bir Besson filmi, Johansson’un buraya kadar düşmesi şaşırtıcı... 25 Temmuz’dan bu yana birçok ülkede yavaş yavaş gösterime girmeye başlayan film, çok bekletmeden geliyor... Vasatlarda dolaştığı ama en azından sıkılmadan izlenebilir olduğu yorumları ile kendine seyirci arasa da, açılış haftasında bütçesini çıkarıp kârâ geçerek Besson’u mutlu etmiş durumda... Çok yaratıcı bir konusu olmasa da fragmanı gönül çeliyor ve gaz veriyor... Kaçarı yok, kendimizi aksiyonun kollarına atmak için merakla bekliyoruz...



Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template