♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

İlk Bakış: Bir Don Juan Öldürmek

Toplumsal konuları irdeleyen klasik yunan trajedisi olarak tanımlanan farklı yerli yapım “Bir Don Juan Öldürmek”, 18 Temmuz’da gösterime giriyor...

Bir ilk film olan “Bir Don Juan Öldürmek”, Sabahattin Sakman imzalı... 12 Mart 1971 Darbesi sonrası ordudan tasfiye edilen solcu subaylar arasında bulunan Sabahattin Sakman, çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri yayınlanmış, televizyonda programcılık ve haber yorumculuğu yapmış bir isim... Ayrıca “Rasyonel İnsanın Felsefesi” adlı bir kitabı mevcut... Sinan Çetin’in “Komser Şekspir”inde oynadığı küçük bir rol dışında sinema deneyimi olmayan bir isim... Süleyman Atanısev, Teoman Kumbaracıbaşı, Pervin Bağdat ile Pelin Batu’nun başını çektiği oyuncu kadrosunda ağırlığı Devlet Tiyatrosu kökenliler oluşturuyor... 

Kenan Aktan yüksek kültürlü, kibar ve başarılı bir psikiyatrdır. Fakat bir gün, eski hastalarından biri olan bir kadın geride gizemli bir not bırakarak intihar eder. Vaka kısa sürede Dr. Kenan’ın üstüne kalır, zira doktorun haberi olmadan kadın aslında ona aşık olmuştur. Kenan Aktan ne olup bittiğini anlamadan magazin medyası kendisini “Dr. Don Juan” olarak etiketler. Bu süreçte intihar vakası adli soruşturmaya sevk edilmiştir. Olayı araştırmakla görevli polisler Kenan’ı ve muayenehanesindeki çalışanları sorgular. Ama kişiliğinden ödün vermeyen Kenan temize çıkar. Tüm bu yaşadıklarından sonra internette psikolojik sorunlarla mücadele kadınlarla iletişime geçerek, iş dışında onlarla buluşur. Şizofreni, obsesif-kompulsif ve manik-depresif durumları ile yaşayan bu kadınlardan tek istediği gözlem yapabilmektir. Fakat kendisini kaptırdığı araştırma/deney süreci ona pahalıya patlayacaktır…

Ayn Rand’ın objektivizm felsefesini inceleyerek ülkemizde de bilinmesini sağlayan Sakman, ilk sinema denemesinde bolca felsefe yapmayı ihmal etmemiş... Filmin basın bültenlerinde hayli ilginç bir yazısı da mevcut... “Bir Don Juan Öldürmek İsimli Sinema Filminin Edebi Kökeni ve İrdelediği Sair Toplumsal Konular” başlıklı denemesinde filmi edebi bir metin olarak, bir “Klasik Yunan Trajedisi” olarak tanımlayarak, “Trajedi”den ne anladığını ve trajedinin bu öyküdeki ortaya çıkış tarzını anlatıyor... Üç bölümden oluşan denemesinde; Aristo’nun tanımladığı anlamda kabul ettiği trajedi kavramından ne anladığını özetlediği önsöz, öyküdeki karakter ve olayların, trajedi yapısında nasıl rol oynadıklarına değindiği “Trajedi Unsurlarının, Bu Öyküde Hayat Buluş Tarzı” başlıklı sonsöz yer alıyor. 

En ilginci üçüncü bölüm ki, filmin irdelediği sair toplumsal konuları, “trajik öykünün asli akışı içinde rastladığımız ve üzerinde düşünülmeğe değer, trajik yapıya gayrı-asli olan toplumsal meselelere işaret ettim.” diyerek açıklıyor...

İntihar nasıl bir eylemdir? Lüks bir hayat içinde yaşayan, üzerinde çabalasa, mutlu olmak için her türlü olanağa sahip görünen bir insan, neden olmayacak bir aşkın peşinde intihar eder?

Paparazzilik mesleğinde, “karakter katli” ile gazetecilik arasındaki çizgi nerededir?   

Bir polis detektifinin, sadece hakikatin ortaya çıkması saikiyle de olsa, yapacağı tahkikatta, vardığı tahkikatın sonuçlarını takdimde, kanunun gösterdiği yolun dışına çıkması ahlaki midir?

Bir profesyonelin, mesleki bilgisini kendi hayatına tatbik etmesi neden bazen mümkün olmaz?

Bir cinsel ilişkiye hangi şartlarda “tecavüz” denebilir?

“Celibacy” (evlenene veya aşık olunana kadar cinsel ilişki yapmamak veya hiç cinsel ilişki yapmamak) ne derecede doğrudur, düşünülebilir?

Feminizmin “erkek düşmanlığı” olarak nitelenebilecek türleri var mıdır?

İdeolojik bir saplantı cinayete nasıl götürebilir?

Şizofreni ne büyük bir gizemdir? Bir yandan hayran olunacak bir kültürel birikime erişen bir zihin, öte yandan en basit bir mantıkla çürütülebilecek hezeyanları nasıl barındırabilir?

Gerçeklik nasıl bir süreçle, olduğundan çok farklı bir şekilde algılanır? Basın ve ideolojik yönelimlerin bu sapmaya katkısı nedir.

Homofobyanın korkuya dayanan kaynakları ve homoseksüel bir şahsı tanımış olmakla bu korkunun kaybolmaya yüz tutması.

Hayli ilginç bir denemeye imza atan Sakman, sinema filminden hayli uzaklarda görünüyor... Neden roman yazmak yerine film çektiğini ya da bunun bir tv filmi olarak kalmadığını sormak lazım kendisine... Bu konuları irdelemenin dışında üç ana fikri ortaya koymak istediğini de belirtiyor...

Şiddetli bir aşk, eğer aklın süzgecinden geçmezse, hem aşığı, hem de maşuğu tahrip etme gücüne sahiptir.

Çocukluk travmaları, ömür boyu sürecek, trajik etkilere sebep olabilir.

Toplum, zihinsel bozukluklara sahip insanlara, sempati ve şefkatle yaklaşmalıdır. 

Bunları okuduktan sonra fragmanı izleyince bize düşen, önce sinema kimlere kaldı isyanında bulunmak sonra da vizyona girecek olmasına şaşırarak gördüğümüz yerde arkamıza bakmadan kaçmak... Cidden akıllara zarar...



Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template