♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

İlk Bakış: The Two Faces of January / Ocak Ayının İki Yüzü

Sinemanın önemli beslenme kaynaklarından biri olan Patricia Highsmith’in aynı adlı romanından uyarlanan ve bir kısmı İstanbul’da çekilen gerilim “The Two Faces of January”, “Ocak Ayının İki Yüzü” adıyla 16 Mayıs’ta gösterime giriyor...

“Yetenekli Bay Ripley” ile dünyaca tanınan Highsmith’in 1964’de yayımlanan romanı ülkemizde de 2005 yılında Can yayınları etiketiyle raflarda yer almakta... Polisiye roman türünün filozofu Hitchcock, Clement ve Wenders gibi ustaların filmlerine de kaynaklık etmişti... Bu kez daha toy bir isme, Hossein Amini’ye kaynak olmuş... Henry James’in klasik romanından uyarladığı “Wings of a Dove” senaryosuyla, 1998’de kazandığı adaylığı ile adını duyuran Amini, “Jude”, “The Four Fathers”, “Killshot” ve “Shanghai” ile ağır aksak devam ederken ikinci çıkışını “Drive” ile yapmış kendini yeniden büyük stüdyo filmlerinde bulmuştu... “Snow White and the Huntsman” ve “47 Ronin”in senarist ekibinde yer alan Amini ilk kez yönetmen koltuğuna oturmuş... Senaryo da kendisine ait dememize gerek yok sanırım... Viggo Mortensen, Kirsten Dunst ve Oscar Isaac’ın başı çektiği oyuncu kadrosunda David Warshofsky, Daisy Bevan, Nikos Mavrakis dışında bizden de iki takviye mevcut: Yiğit Özşener ve Ozan Taş...

Yıl 1962. Karizmatik Chester MacFarland ile kendinden yaşça küçük ve göz alıcı eşi Colette herkesin imrendiği Amerikalı bir çifttir ve çıktıkları Avrupa tatilinde Atina şehrindedirler. Akropol’de gezerken, Rydal isimli tur rehberiyle karşılaşırlar. Rydal, genç, Yunanca konuşabilen bir Amerikalıdır ve bir yandan rehberlik yaparken, diğer yandan kadın turistleri dolandırmaktadır. Colette’in güzelliğine kapılan ve Chester’ın zenginliği ve entelektüelliğinden etkilenen Rydal, çiftin akşam yemeği davetini memnuniyetle kabul eder. Ne var ki, MacFarland ailesinde her şey göründüğü gibi değildir.

Yönetmenin Görüşü:
Patricia Highsmith’in Ocak Ayının İki Yüzü isimli kitabını ilk defa 20 yıl önce okumuştum. Olay örgüsü çok güçlü değildi, hatta kimi zaman tutarsız ve mantık dışıydı ama öykü ve barındırdığı kusurlu karakterler bir şekilde içime işlemiş, aklımdan hiç çıkmamıştı.

Sinemaya uyarladığım ve büyük oranda karakterlerin duygusal çelişkilerini ve kusurlarını kendimde de gördüğüm için, yönetmen koltuğuna oturmak zorunda hissettiğim ilk kitap oldu. Yazar Highsmith’in, gizlemek istediğimiz yönlerimize, özellikle de insani duyguların ve davranışların rezilliğine ışık tutmak konusunda olağanüstü bir yeteneği var.

Yarattığı karakterler yalancılar, dolandırıcılar, fırıldakçılar, ayyaşlar; mantık sınırlarını zorlayacak derecede kıskanç, paranoyak ve genellikle aptal olabiliyorlar. Ne var ki, bu kusurları ve çelişkileri, onları acınacak derecede insan kılıyor ve onlarla özdeşleşmemizi sağlıyor.

İnsan doğasının karanlık tarafı filmlerde sık sık işlenir ama zayıf yönleri nadiren ele alınır. Bu kitapta beni büyüleyen de buydu. Filmin başlarında bir replik var: Rydal ‘Tanrı’nın erkeklere karşı oynadığı acımasız oyunlardan’ bahsediyor. Filmdeki üç ana karakterin durumu, Tanrıların insafına kalmış halde; üstelik karakterler yazgılarına karşı mücadele etmeleri bakımından da tanrılara meydan okuyorlar.

Yönetmen sıfatıyla, üç karaktere de tutkuyla yaklaştım. Onları mikroskopla incelemek yerine, yaptıkları hatalara suç ortağı olmak; ahlaki ve duygusal çelişkilerini anlamak; korku ve hayal kırıklıklarını paylaşmak istedim.

Bunun yanında, 1960’lardaki Yunanistan veya Türkiye’nin kartpostalını yansıtmak yerine, karakterlerin psikolojik durumlarını ve kendi cehennemlerine düşüşlerini yansıtmak istedim.

Bana göre, bütün kusurlarına rağmen, bu karakterler kendi çaplarında kahraman sayılırlar. Hayat onları alt etmek için kumpas kuruyor ama onlar alt edildikleri noktada en asil ve insani hallerine bürünüyorlar. İşte bu, onların Tanrılara karşı meydan okuma çığlığı oluyor.
Hossein Amini / Londra, Ocak 2014

İlk gösterimini Berlin’de yapan film festival gezinmelerinde genel olarak beğenilmiş durumda ama San Fransisco Film Festivali’nden sonra bile Amerika’da gösterim şansı yakalayamadı... Uyarlama konusunda kendisini kanıtlamış bir senarist ilk yönetmenlik denemesine çok doğru bir seçimle soyunmuş... Highsmith’in hiç bir romanından kötü senaryo çıkması mümkün değil... Oyuncu kadrosu da iyi... En büyük oyuncuysa İstanbul... O yüzden biraz daha meraklıyız... Bakalım nasıl yansıtmışlar diye düşünürken izlediğimiz fragman da gayet iyi... Merakla bekliyoruz...



Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template