♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Alevli Günler : Kalabalıkların Tahammülsüzlüğü

Anadolu turnesine çıkarak "Alevli Günler"le izleyicileri salonlara çağıran İstanbul Halk Tiyatrosu, geçtiğimiz perşembe akşamı Mersin Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı'nda sahne aldı...

Irmak Bahçeci'nin yazdığı, Yıldıray Şahinler'in yönettiği, 2009 yılından bu yana İstanbul'da seyircisine keyifli zamanlar yaşatan oyunun kadrosu Cem Davran, Bahtiyar Ergin, Yıldıray Şahinler, Erkan Can ve Selin Yeninci'den oluşuyor... Mersin'de şaman ateşini yakan "Alevli Günler", çocukluklarından bu yana birbirinden ayrılmayan üç arkadaşın öyküsüne odaklanıyor. Kasap Hayri, Muhasebeci Mensur ve Türkoloji profesörü Tarık'tan oluşan üçlünün rakı masasındaki geyikleriyle başlayan oyun, Şaman Tarık'ın yazıları nedeniyle karakola düşmesiyle komedinin fitilini ateşliyor... Erkan Can'ın canlandırdığı altı farklı karakterin oyuna yaptığı katkıyla, ilk andan seyircisini avcunun içine alıyor... Profesörün kanser olmasıyla, üzüntüye boğulan üçlünün değişen hedefleriyse Tarık'ın vasiyeti... "Ben gömülmek istemiyorum. İnançlarım gereği yakılmak istiyorum" deyince, meşhur resmi işlemlerle dolu kültürümüz de giriyor devreye... Sonrası gırgır şamata... Harika oyunculuklarla keyifle geçen iki saat yaşatıyor seyircisine "Alevli Günler"...

Defalarca sahnelenmiş oyunu dolu salonda izleme keyfi bambaşka öncelikle... Perşembe akşamını bolca dizi yerine, tiyatroya ayıran seyircinin salonu doldurmasını görmek güzel duygu... Benim gibi televizyon düşmanı için, çok daha büyük keyif... Oyunu bizim için özel kılan, Nüfus memuresi rolündeki Erkan Can ile Davran arasındaki kopuş anıydı... Erkan Can'ın kopması ve gülme kriziyle neredeyse gözümüzden yaşlar gelmesiyle de bitmedi olay, replikleri tamamlayarak sufle vermeye kalkan izleyiciyi gören Davran'ın atışması da aynı gülme krizini yarattı seyircide... İzlemiş olanlar Hayri ile Mensur'un sahneden inip, ellerinde fenerle seyirci arasında dolaştığını bilirler... İşte o anlarda ikilinin birbirini paslayarak seyirciye sataşmaları da oyunun zirve noktalarından biriydi... İki perdelik oyun, özellikle ilk perdesinde o kadar çok güldürüyor ve bunu o kadar kolay yapıyor ki, basit ama etkili bir metinle zaman akıp gidiyor... İkinci perde biraz daha hayatın gerçeklerini koyuyor önümüze, tam o anlarda da Davran lafı gediğine koyuyor... Kalabalıkların, azınlığa olan tahammülsüzlüğü hiç değişmeden sürüyor... Süregelen durumu değiştirmek için pısıp oturmamak, sesi yükseltmek gerek... Bu farkındalığı yaşamak ve sesiniz olduğunu hatırlamak içinse, tvyi kapatıp hayatın içine karışmak...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template