♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

İlk Bakış: Admission / Başvuru: Kabul

Tina Fey ile Paul Rudd’u beyazperdede buluşturan “Admission”, “Başvuru: Kabul” adıyla 14 Haziran’da vizyona giriyor...

Filmin yönetmeni, “About A Boy” ile Oscar adaylığı bulunan “Little Fockers”, “American Pie” gibi başarılı komedi filmleriyle tanıdığımız Paul Weitz... “30 Rock” işe Tv dünyasında kendine saygın bir yer edinen Tina Fey, aynı etkiyi beyazperdede yaratma amacıyla gelirken, Paul Rudd, Michael Sheen, Gloria Reuben, Lily Tomlin ve Nat Wolf ona eşlik ediyor.

Admission’ı diğer hikayelerden daha farklı kılan yanı, komedi ve dramayı eşsiz bir şekilde birleştirdiğini iddia ediyor olması. Bir kitap uyarlaması olan Admission’ın yazarı Jean Hanff Korelitz 2009 yılında kitabı yazmaya başlarken yola bu hedefle çıkmış. Yazar, hikaye çok katmanlı olduğunu için hem komediyi hem dramı barındırması için çabalamış. Hikaye romantizmin yanı sıra, üniversite başvurusunda yaşanan rekabeti ve öğrencilerin seçim sürecinde işin içine duyguların karışabileceğini de gözler önüne seriyor.

Korelitz’in itirafına göre; kendisi de Princeton Üniversitesi’nde kabul ofisinde bir süre çalışmış ve eşi üniversitede görevli bir profesörmüş. Bu sebepten öğrencilerin seçim sürecinde yaşadıklarından çok etkilenmiş. Yazar, uzunca bir süre eşinin derslerine giren öğrencileri, kendi evinde ağırlayarak gözlemlemiş. Hepsinin de olağanüstü gençler olduğunu düşünüyor ve üniversiteye kabul edilme sürecinin insanı deli edebilecek derecede rekabetli olduğunu dile getiriyor. Korelitz, hikayenin baş kahramanının öğrenci veya öğretmen olmasını özellikle istememiş. Kabul ofisinde çalışan; bu süreci endişelenmeden soğukkanlı bir şekilde atlatabilen birinin hikayenin baş kahramanı olmasını istemiş. Senarist Karen Croner da kitabı okumuş ve hikayeden çok etkilenmiş. About a Boy filminin yönetmeninin Paul Weitz olduğunu hatırladıklarındaysa, bu filmi daha iyi çekebilecek başka biri olamayacağına karar vermişler. Konunun Oscar adaylığı bulunan yönetmen Paul Weitz’in de ilgisini çekmesiyle projenin temelleri atılmış. Senarist Croner, hikayenin içtenliğinden çok etkilendiğini ve hikayeyle en başından itibaren kendini özdeşleştirdiğini söylüyor. Croner’ı bu kitabı okumaya iten en büyük etken ise; hikayenin başkahramanının, hayatı yanlış bir yolda ilerleyen bir kadın oluşuymuş.Sürece daha sonrasında Tina Fey dahil olmuş. Tina’yı bu hikayeye çeken neden Portia karakteri olmuş. Tina Fey, Portia karakterini geliştirmek için çalışmalarına başlamışken, senarist Croner diğer karakterler için araştırmalarına devam etmiş. Sonuçta bulacakları kişinin birbirinden farklı tarzları oynayıp başarı göstermiş olan biri olması gerektiğine karar verilmiş. Bu noktada Paul Rudd, canlandırdığı değişik karakterlerle akla gelen ilk isim olmuş. Filmin çekimlerinin bir bölümü Princeton Üniversitesi’nin de işbirliğiyle üniversite kampüsünde gerçekleştirilmiş.

Princeton Üniversitesi’nde kabul ofisi görevlisi olarak çalışan Portia Nathan her ilkbahar, lise son sınıf öğrencilerinin başvurularını değelendirmektedir. Portia hayatını bu ofiste çalışarak, kitaplar içinde geçirmiştir. Ev hayatı da iş hayatıyla iç içedir. Yıllardır yine Princeton Üniversitesi’nde profesör olan Mark’la birlikte yaşamaktadır. Kabul ofisinin dekanı yaklaşmakta olan emekliliğini duyurduğunda iki muhtemel aday vardır. Biri Portia diğeri ise Corinne’dir. Portia bu süreç devam ederken, her yıl olduğu gibi okula seçilen öğrencileri toplamak üzere yola çıkar. Seyahati sırasında geleneklerin dışında bir tarzı olan annesi Susannah ile görüşür. New Quest okulunu ziyarete gittiğinde de üniversiteden sınıf arkadaşı olan idealist öğretmen John Pressman’la iletişime geçer. John, yetenekli öğrencisi Jeremiah’ın Portia’nın yıllar önce gizlice evlatlık verdiği oğlu olduğunu düşünmektedir ve Jeremiah, Princeton Üniversitesi’ne kabul edilmek üzeredir. Bu noktada Portia’nın özel hayatında ve profesyonel hayatında değerlendirmeleri doğru yapıp, bir karar alması gerekecektir. Doğru yolu bulması için geçen bu süreçte ise kendine dair birçok şey keşfedecek, hayatın ne kadar keyifli olduğunu anlayacak ve kendini hayalini bile kuramayacağı bir romantizmi içinde bulacaktır.

Bunca söze, havalı cümlelere rağmen, 22 Mart’ta başlayan gösterimlerinden bu yana herhangi bir etki yaratamayan ve vasatı aşamadığı görülen film, fragmanıyla da aynı etkisizliği gösteriyor... Kadın kahramanlı komedilerin giderek artmasından yola çıkarak çekilmiş ve popüler isimleri eklemeye çalışmış vasat bir deneme olduğu belli... Merak etmiyor, pas geçiyoruz...



Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template