♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Jonathan Levine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jonathan Levine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İlk Bakış: Warm Bodies / Sıcak Kalpler

Pazar, Kasım 18, 2012
•
Gençlere aşkı pazarlama konusunda sınır tanımayan yapımların ardı arkası kesilmiyor. Bu kez aşık olan vampir değil, zombi...

Isaac Marion’un ilk romanından uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda, son olarak “50/50” ile gönülleri fetheden Jonathan Levine oturuyor. Senaryoyu da bizzat uyarlayan yönetmen, filmografisine bakıldığında kendisine çok uyan bir projenin başına geçmiş besbelli... Lakin konuya bakıldığında bir tür Alacakaranlık öyküsü olduğunu görmek zor değil. Elbette aşk herşeye kadirdir ama mutlaka doğaüstü yaratıklar arasında olmak zorunda değil... İki normal insanın aşkı bulması ve yürütmesi de aynı oranda zor yahu...

Bir zombinin kendisini öldürmeye gelen kıza aşık olmasıyla iyileşmeye başlama sürecini anlatan Warm Bodies, Nicholas Hoult ve Teresa Palmer üzerinden aşkın bizi insan yaptığını anlatmaya soyunuyor. İkiliye eşlik edenler arasında Rob Corddry, John Malkovich, Analeigh Tipton, Dave Franco ve Cory Hardrict yer alıyor. Aşk filmi olunca kaçınılmaz pazarlama gününde vizyona girmesi de şaşırtıcı değil elbette... 1 Şubat 2013’te vizyona girecek film, Levine için daha büyük dağıtım ağıyla, daha çok sinemada görücüye çıkan ilk yapım olacak. 

İşin arkasında Levine olunca, derli toplu anlatılan bir öykü olduğunu fragmandan görmek mümkün. Her zamanki gibi iyi bir soundtrack sahnelere eşlik ediyor. Saf romantizme boğulmadığını da birkaç espriyle anlıyoruz... Umarım Levine çok ticari bir işe imza atmamıştır da keyifle izleriz... Şimdilik fragman umut veriyor...



Güncelleme: 13 Mart
Filmin 5 Nisan'da vizyona gireceği duyuruldu. 

Yönetmen ve Oyuncuların Görüşleri

Yönetmen Jonathan Levine “Filmin temasında beni en çok etkileyen kısım, insan olmanın ne demek olduğunu unutanların bu film sayesinde sevginin ne anlama geldiğini yeniden anlayacak olmaları. Ben filmin zombi filmi olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Benim için WARM BODIES bir yaratık hikâyesinin aşka dönüşmesinin filmi oldu.” diyor.

Yapımcı Bruna Papandrea “Castı yaparken zombi karakterini canlandıracak olan isim için Skins’deki inanılmaz performansıyla Nicholas Hoult’u hiç şüphesiz tercih ettik. Onun yüzünde inanılmaz bir ifade var ve performansı tam da aradığımız güçteydi.” diyor.

Julie’nin soğuk babası ve zombilerden kaçan insanların lideri General Grigio karakterine hayat veren John Malkovich, “Filmin anlatılışından o kadar çok etkilendim ki rolü kabul etmeden önce çok da uzun süre düşünmem gerekmedi. Kitabın sinema uyarlamasının hala roman kokması beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu.” diyor.



John Malkovich Zombilerle Savaşacak!

Cuma, Eylül 09, 2011
•

Nicholas Hoult’un, kurbanlarından birinin kız arkadaşına (Teresa Palmer) aşık olan ve onu diğer zombilerden korumaya çalışırken tekrar insan özellikler kazanan zombie R’yi canlandırdığı “Warm Bodies” filmi için bugünlerde konuşulan isim John Malkovich.

Kadroya katılmak için son görüşmeleri yapan Malkovich, zombie tehdidiyle savaşan General Grigio’yu canlandıracak. Kadrodaki diğer isim ise, R ile aynı özellikleri taşıyan M adlı zombiyi oynayan Rob Corddry.

"All The Boys Love Mandy Lane" ve "The Wackness"den hatırladığımız Jonathan Levine'ın aynı adlı Isaac Marion romanından uyarladığı filmin gösterim tarihi ise henüz belli değil...


All The Boys Love Mandy Lane / Herkes Mandy Lane’in Peşinde / Vahşet Partisi

Salı, Mart 31, 2009
•

Hepimiz öleceğiz ama önce Lise bitmeli
12 yaşından beri film çeken Jonathan Levine, doğma büyüme New Yorklu. Brown Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra tanınmış senaryo yazarı/yönetmen Paul Schrader’ın asistanlığını yapmak üzere New York’a döndü. 2002 senesinde Amerikan Film Enstitüsü’ne başlayan Levine’ın kısa metraj tez filmi “Shards” çeşitli ödüller kazandı. Bağımsız yönetmenlerin birçok kaynakta mırıltılar olarak da adlandırılan yeni dönem filmlerine derli toplu örnekler veren isimlerden olan Levine, İf 2009’a iki uzun metrajıyla birden katılan isimlerden aynı zamanda. 23 dakikalık kısa metraj draması “Shards” ile sex, uyuşturucu ve hip hop üçgenine açtığı parantezle beğeni toplayan Levine, 2005’te “Love Bytes” ile dökümanter komedi denemesine soyunmuş pek de beğenilmemişti. 2006 ise ilk uzun metrajını müjdeledi.
Sinemanın anlatmaktan ve yaratmaktan bıkmadığı kadın karakterlerin son çağdaş örneklerinden biri için çıkılmış yola. Mandy Lane filmdeki tanımıyla “İşte geliyor çocuklar, Mandy Lane... El değmemiş, saf. Lise ikinin başından beri erkekler ona sahip olmaya çalıştı, ama bugüne kadar hiçbiri bunu başaramadı.” Kimsenin elinin değmediği, herkesin sahip olmaya çalıştığı, anne ve babasını kaybedince teyzesi ile yaşamaya başlayan bir sarışın afet… Ana karakterini çok iyi yaratan filmin, açılışı da hayli etkili. Mandy Lane’in etkileme uğruna çatıdan havuza atlayışın sonuçlarıyla ölümüne Mandy Lane coşkusu ilk andan itibaren veriliyor. Sonrası da benzer durumlar aslında. Tüm erkeklerin elde etmek için uğraş vermesi bir nevi O.C. ve Gossip Gril başta olmak üzere son dönem gençlik dizileri tonlarından ve atmosferinde anlatılıyor ilk başlarda.
Mandy Lane arkadaşlarının hafta sonunu bir çiftlik evinde geçirme teklifini kabul ediyor ve başlıyor macera. Lisenin prensesi artık arkadaşlarının avı halindedir artık… Carrie başta olmak üzere sorunlu kadın karakterli filmlere gönderme yapması beklentisi içine girer izleyici ama nafile… Mandy Lane yaratıldığının aksine çok normal ve sıradan bir kız olarak çiziliyor. Her şey çok normal, çok olağan… 4 erkek ve 3 kızdan oluşan grubumuz çiftlik evinde bolca uyuşturucu ve bira eşliğinde eğleniyorlar. Filmin yarısına geliniyor ama ortada bir huzursuzluk falan da yok. Tam anlaşıldı bundan bir şey çıkmayacak denirken, her şey başlıyor nihayet…
Arkadaş grubundan başlayan ölümlerle teen slasher’a göz kırpıyor film hemen… Ama hala çok sıradan yeni bir şey vaat etmeyen halde akmaya devam ediyor. Bir can pazarı başlıyor ama o da pek bir sıradan ve ürkütücü olmayacak şekilde sürüyor. Can pazarına yol açan şeyin küskün bir aşığın hezeyanları olması da pek bir klişe… Levine birkaç klişe kullanıp, seyirciyi şaşırtacak şekilde bu klişeleri tersyüz etme formülünü denemeye soyunuyor belli ki…
Bunca sıradanlığın sonunda iyi bir şeyler gelmeli beklentisi ise hayli sonlara saklanmış belli ki… Her şeyin sonuna düello tadında bırakılan final filmin zirvesi oluveriyor bir anda. Şaşırtıcı final var işin ucunda ama o da bir hayli tuhaf esasen. Büyük bir buluş değil elbette sürpriz final ama bu filmden beklenecek bir final de değil o kesin… Temiz tonlarla, tertemiz ilerleyen film, tamda bu dakikalarda karanlığını, kirini, pasını döküyor ve Mandy Lane daha bir güçlü çıkıyor bu savaştan… Doğru ya hepimiz öleceğiz ama önce lise bitmeli…Bolca festival gezen film aslında pek de ön plana çıkmış filmlerden biri değil. Festivalinde orta karar filmlerinden biri olduğu kanısı yaygın. Ama filmin bütününe bakıldığında ortaya çıkan yargının aksine son yarım saatiyle de izlenmeye değer görülebilecek filmlerden…
 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template