♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

John Cusack etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
John Cusack etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İlk Bakış: The Numbers Station

Pazartesi, Şubat 18, 2013
•
John Cusack’ı ajan rolünde izleyeceğimiz aksiyon-gerilim “The Numbers Station”dan ilk fragman yayınlandı...

Senaryosunu F. Scott Frazier’in yazdığı filmin yönetmen koltuğunda Danimarkalı Kasper Barfoed oturuyor. Vasat aile komedilerinin yönetmeniyken 2006 yapımı “Tempelriddernes skat” ile adını duyuran, “Den som dræber” dizisini yönetmesiyle kariyeri bir anda değişen Barfoed, dizinin başarısı sayesinde uluslararası oyuncularla çalışma fırsatı yakalamış. John Cusask ile Malin Akerman başrollerde yer alırken, Liam Cunningham, Hannah Murray, Lucy Griffiths ve Bryan Dick onlara eşlik eden oyuncular.

Son görevi inanılmaz şekilde yanlış gittikten sonra deneyimli CIA ajanı Emerson Kent’e (Cusack) hâlâ işini yapabildiğini kanıtlayabilmesi için son bir şans verilir. Yeni görevi, şifrelenmiş mesajların gönderilip alındığı, çok iyi korunan CIA’nin ‘Sayı Merkezi’nde çalışan kod operatörü Katherine’i (Akerman) korumaktır. Çok iyi silahlanmış görevlilerden oluşan elit bir takım merkeze gelince, Emerson ve Katherine kendilerini bir anda bilinmeyen bir düşmana karşı hayatta kalma mücadelesi içerisinde bulur. Merkezin ve masum insanların tehlike altında olmasıyla çok geç olmadan bu ölümcül olayı durdurmak zorundadırlar.

Bildik hatta vasat, muhtemelen klişelerle dolu bir konu... Cusack ve Akerman’ın ne derece uyumlu olduğunu merak etmeye bile gerek yok... Sayı merkezi deyince akla hemen Lost geliyor, insanın “4 8 15 16 23 42” diyesi geliyor... Lakin fragmandan göründüğü kadarıyla, tipik bir izle unut filmi... Kuşkusuz Danimarka sineması için önemli bir adım ama, aynı etkiyi verebileceği ülke görünmüyor... 18 Nisan’da Danimarka’da, 3 Mayıs’ta İzlanda’da gösterime girecek “The Numbers Station” henüz kesinleşmese de 26 Nisan’da Amerika’da vizyonda olacak... Buralara gelmesiniyse hiç beklemiyoruz... Direk ev sinemasında popcorn yanı olur, o da boş vakti çok olana...



ilk Bakış: The Paperboy

Cuma, Ağustos 03, 2012
•
yönetmenliğini lee daniels'ın yaptığı the paperboy filminin fragmanı yayınlandı.matthew mcconaughey ve zac efron'un iki kardeşi canlandırdığı film pete dexter'ın romanından uyarlanmış. sinopsise göre biri idealist bir gazeteci,diğeri ise okuldan atılmış serseri mayın iki kardeş ward ve jack,şerifi öldürmekle suçlanan ve elektrikli sandalyeye yolu bir kaç adım kalmış,pek de masum görünmeyen hillary van metter'ın(john cusack) masumiyetini kanıtlamak için bir araya gelir.hillary'nin sevgilisi charlotte bless(nicole kidman) ise işleri hiç de kolaylaştırmamaktadır.

ilginç oyuncu kadrosu için izlenilmeye değer görünen filmin gösterim tarihi 5 ekim.



Shannon Woodward, Anarşist Oluyor

Çarşamba, Şubat 22, 2012
•
Shannon Woodward, Emma Roberts, John Cusack ve Evan Pete’li “Adult World”de yer almak için imzayı attı.

Senaryosu Andrew Cochran’a ait olan film, Amerika’da mezuniyet sonrası hayata göz atıyor. Roberts, erotik kitap dükkanında çalışan yeni mezun bir şairi canlandırıyor. Haberlere göre Woodward ise, Roberts’ın oda arkadaşı olan punkçı bir anarşisti canlandıracak. Yönetmenliğini Scott Coffey’in yapacağı filmin çekimleri şu anda New York’ta devam etmekte.

John Cusack ve Johnny Knoxville, “Carnaval”da

Cuma, Ekim 21, 2011
•
John Cusack ve Johnny Knoxville, Josh Stern’in komedi filmi “Carnaval”da birlikte rol alacak. Filmde Cusack ajansının mirasını alabilmek için Rio de Jenerio’ya gidip dünyanın en iyi futbolcusunu kiralamak zorunda kalan bir spor menajerini canlandıracak. Ama bu işin zamanlaması maalesef şehrin çılgın karnavalına denk gelecek. Knoxville ise, ona bu yolculukta eşlik eden ve bir şekilde ünlü furbolcunun kız arkadaşıyla birlikte olan en iyi arkadaşını canlandıracak.

David Styne’den devraldığı senaryoyu Stern yazarken, filmin çekimlerine bu Ocak ayında başlanacak.

Vanessa Hudgens, Seri Katil Kurbanı

Perşembe, Eylül 15, 2011
•

“Sucker Punch”ın ve “High School Musical”in ardından karanlık bir seri cinayetler filmi olan "Frozen Ground” için imza attığına göre, Vanessa Hudgens kendini baya aşmış gözüküyor. 

Alaska’nın en acımasız seri katili Robert Hansen’in gerçek olaylarından yola çıkılacak filmde, gençleri kaçırıp Alaska’nın karlı vahşiliğinin ortasına götüren ve onları öldüren manyağın hikayesi anlatılacak.

John Cusack Hansen’i oynarken, Hudgens onun vahşetinden kurtulan birkaç kurbandan birini canlandıracak.
Nicholas Cage’i de, Hansen’in peşindeki adam rolünde izleyeceğiz. 

Yönetmen koltuğuna oturacak isim Scott Walker ise ilk uzun metrajını çekmenin heyecanını yaşayacak.

“Frozen Ground”, önümüzdeki ay Alaska’da çekilmeye başlanacak.

Serendipity / Tesadüf

Salı, Şubat 03, 2009
•


Beklenmeyen tesadüf…
Yılbaşı müziği eşliğinde noel baba görüntüleriyle bir New York alışveriş mekanının tam ortasında bi çift kaşmir eldivene takılır kamera. Standa konar konmaz, aynı anda iki el uzanır. Aralarındaki konuşmadan sonra kadının almasına karar verilir ama tam yerine konduğunda başka bir el uzanır. Onu vazgeçirme oyunu sonrasında bir mekana gidlir…
“- Ben ilk defa adı için geldim buraya. "Serendipity". Benim favori kelimelerimden.
- Öyle mi? Neden?
- Çünkü anlamına göre çok güzel söyleniyor: "Beklenmeyen Tesadüf". Aslında ben gerçekten
tesadüflere inanmam. Bence kader her şeyin arkasında.
- Kader her şeyin arkasında?
- Ben öyle düşünüyorum.
- Her şey yazılmış yani? Hiç seçeneğimiz yok mu?
- Bence kendi kararlarımızı veriyoruz. Bence kader bize küçük işaretler gönderiyor, ve biz onları okuyarak mutlu olup, olmadığımıza karar veriyoruz.
- Küçük işaretler. Evet.
- Evet. Beklenmedik tesadüfler. Şanslı buluşlar. Kolombo Amerika'da.
- Evet, veya Fleming'in penicilin'i keşfetmesi.
- Penicilin.
- Fleming adı değil mi?
- Evet. Veya "Jonathan ve Eldiven'leri. "
- Onu bilmiyorum.
- O hikayeyi bilmiyor musun? Çok klasik bir halk hikayesi. Kahramanımız, Jonathan, siyah eldiven aramaya çıkar. Ve "tesadüfçülüğün" mükemmel bir oyunu ile, çekici ve erkek arkadaşı olan bir İngiliz kızla karşılaşır.
Jonathan iyi vakit geçirdiğini söyleyerek kızın telefonunu ister ve her şeyin fitilini ateşleyen cevabı alır. Eğer bir daha buluşacaksak, zaten buluşuruz. Üzerinden çok geçmeden, aynı mekanda tekrar bir araya gelirler. Jonathan eşarbını, kızda poşetini unutmuştur. Buz patenine gittiklerinde Jonathan’ın favorilerini de öğreniriz. Sonrası İngilizlerin çilli olmalarının sebebine dair bir hikayedir… Kız telefon numarasını yazdığı kağıdı verirken, rüzgarla kağıdın uçması işaret olarak kabul görür. Jonathan’a 5 doların üzerine adını ve telefonunu yazdıran kız, büfeden bir şeyler alır ve ekler, eğer kader bizim bir araya gelmemizi istiyorsa seni arayacağım ve sende azıcık olsun inanacaksın… Aynı şeyi kızında yapması gerektiğine inanılır ve kız elindeki kitabı göstererek bunun üzerine adımı ve telefonumu yazacağım sonrada ikinci el kitapçıya satacağım. Kitabı bulduğunda beni arayacaksın…. Sonrasıysa yine kadere dair oyundur… Rastgele gittikleri otelde, derin nefes alıp, kapılar kapanınca rastgele asansörde bir kat seçeceklerdir, eldivenleri paylaşırlar ve kız adını söyler Sara. İkisi de aynı kata bassa da, kader yine araya girer. Jonathan’ın inanmıyor oluşu ile açıklanacak şekilde çıkan engellerle gece biter…
Aradan 5 yıl geçer… Jonathan evlenmek üzeredir ve hala Sara’yı unutmamıştır, yoldaki işportacıdan umutla baksa da doğru kitabı bulamaz. Sara’da hastasına ruh eşi, kader ve tesadüfler üzerine inanmadığı konuşmaları yapan terapist olarak görünür ve oda evlenmek üzeredir. Yüzüğün parmağına dar gelip girmemesi de küçük kader oyunlarından biridir. Hiç kuşkusuz filmin en müthiş sahnelerinden biri, 3 gün sonra evlenecek olan Jonathan’ın birşekilde Sara’ya doğru çekildiğini anlattıktan sonra yaptığı konuşmadır…
- Sana söylüyorum, ona doğru çekiliyorum. Onu bulmaya devam ediyorum. Golf kulübündeydi. Şişman ve büyük kalçalıydı. Tamam mı? Sonra oradan ayrıldım, çünkü Sara saçımı kesecekti, ve taksideki adam, bana "Sara" diye serenat yaptı. Sana söylüyorum, evren beni ona sürüklüyor, kafayı yiyeceğim.
- Üç gün içinde evleneceksin.
- Bende onu diyorum.
- Bu tamamen saçmalık... Düşün bakalım. Neden Halley'le olan ilişkini sadece öylesine bir rüyayı aramak için riske atasın?
- Beni dinle, adamım. Ben Halley'i sevdiğimden eminim, tamam mı? Ve belki de birine aşık olduğun her zaman, tamamıyla farklı bir deneyimdir. Yani ikisini karşılaştırmak bir hata… Anladım, Tamam. Sanki Halley, Baba 2 gibi.
- O ne?
- Baba 2. İnanılmaz bir filmdi. Orijinalinden iyi olabilirdi. Tamam mı? Fakat Baba 2'yi ne kadar seversen sev, yine de konuyu anlamak ve takdir etmek için orijinalini görmek zorundasın, değil mi?” bu konuşma üzerine gazeteci arkadaşından onu bulmak için yardım istemesiyle başlayan arama çalışması da bolca tesadüfle doludur.
Mark Clein’in yazıp, Peter Chelsom’un yönettiği 2001 yapımı Serendipity, John Cusack ve Kate Beckinsale çiftini de özel kılacak senaryosu ile farklı bir aşk filmi, bir masal… Bu masalın sonunda kaderin ikisini buluşturup buluşturmayacağına ise ancak kaderinizde bu filmi izlemek varsa, keyifle şahit olursunuz…
 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template