♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Earthquake Bird : Hepimiz Kendi Gerçekliğimizde Yaşarız

En acı kayıplarımız zamansız ölümlerdir. Travmaya dönüşen, baş etmesi zor kayıplarla çoğu zaman yorumlarımız sertleşir. Bu kayıplar peş peşe geldiğinde gerçeklik algımız değişir. Her depremin ardından öten kuşlar gibi. Deprem kuşları gibi… Bizde kendi içimize döner öteriz. 2019 Amerikan işi “Earthquake Bird” o ötüşü resmetmeye çalışıyor. 15 Kasım itibariyle Netflix üzerinden izleyiciyle buluşan film, vaktiyle bizde de raflara düşen ve ilgi gören aynı adlı romandan uyarlama.

Susanna Jones’un 2001 yılında yayımlanan romanı, yazarı tüm dünyaya duyuran başarılı ilk adımlardan. Birçok dile çevrilen roman kısa sürede best seller olmuş, “sürükleyici, klostrofobik ve incelikli” olarak tanımlanmıştı. Bizde de 2008 yılında “Deprem Kuşu” adıyla Doğan Kitap etiketiyle raflarda yerini almıştı. Aynı ilgiyi gördüğünü söylemek zor… Zira ne kitap tekrar baskı yaptı ne de Jones göründü raflarda. Haliyle bizde pek bilinmese de dünyada bilinen ve sevilen romanın uyarlamasının ilgiyle beklenmesine yönetmen ve oyuncu kadrosu eklenince bizde katıldık. Dile kolay senaryoyu da kotaran Wash Westmoreland oturuyordu yönetmen koltuğunda. 1995’te başladığı yolu kısa videolarla yürümüş, 2001’de ilk uzun metraj denemesi “The Fluffer” ile sınavı da başarıyla geçmişti. 2006 yılında “Quinceañera” ile adlarını ilk kez dünyaya duyuran ikili idi Richard Glatzer ve Wash Westmoreland. Bol ödüllü filmden yedi yıl sonra bu kez “The Last of Robin Hood” ile geldiklerinde aynı etkiyi yaratamamışlardı. Bir yıl sonra roman uyarlaması “Still Alice” ile kariyerlerinin zirvesine çıkarlarken Julianne Moore’un Oscar ödülüne uzanmasıyla sonuçlanan bir ödül avcısına da dönüşmüşlerdi. Geçtiğimiz yıl “Colette” ile yine senaryoyu birlikte kotarsalar da yönetmen koltuğuna tek başına oturmuştu Westmoreland. İyi iş çıkarmıştı. “Earthquake Bird” de bu kez tamamen tek başına. Glatzer’ın adı sadece filmin sonunda özel teşekkür listesinde geçiyor. Oyuncu kadrosunda Oscar ödüllü Alicia Vikander, “The Girlfriend Experience” dizisindeki performansıyla yıldızlaşan Riley Keough, ilk uluslararası rolüne soyunan Naoki Kobayashi başı çekerken Jack Huston, Kiki Sukezane, Ken Yamamura ve Kazuhiro Muroyama onlara eşlik eden isimler.

Otuzlu yaşlarında bir İngiliz kadının on yıldır çevirmenlik yaparak yaşadığı Japonya’da sıradan hayatı bir cinayetle ilişkilendirildiğinde değişir. Kurban arkadaşıdır. Baş şüphelisi olduğu cinayete uzanan öykü ise Japon fotoğrafçı Teiji ve ona duyduğu saplantılı aşktır. Aşk, tutku ve kıskançlıkla başlayan soluk kesen bir romandır Deprem Kuşu. İncelikli, narin ve fazlaca sakin bir başlangıcın ardından tesadüfi bir tanışmayla aşk hikâyesine evrilen roman sonrasında kıskançlığı filizlendirerek sürükleyici ve klostrofobik bir kurban hikâyesine tüyler ürperten bir cinayet ile dönüşüyordu. Çok iyi bir romandı. Okumayanlar ve çoktan tükendiği için okuyamayacaklar için bu bilgiyi verdikten sonra filme bakış atabiliriz. Psikolojik derinliği olan romanın filme dönüşümü için başkarakter Lucy Fly rolüne Vikander çok yakışmış diyebiliriz öncelikle. Teiji için Kobayashi de doğru isim. Gülümsemesiyle enerji saçan Keough da öyle. Bu başarılı seçimlerin aksine senaryonun peliküle aktarımı aynı oranda başarısız… 89 yılında geçen olayı başlatmakta başarılı olan Westmoreland, öyküsünü de iyi kuruyor ama bir türlü romanın başardığı şeyi o dönüşümü sağlayamıyor. Sakinliğin ardından gelen soluk kesen duygu patlamaları ile ölümün yanı başında olma hissini birkaç diyalog ile vurgulamaya çalışıyor. Lucy ile Teiji arasındaki ilişkiye kimseyi ikna edemeyince onlara katılan üçüncünün de bir etkisi olamıyor. Lily’nin saplantılı bir aşk hikâyesinin ortasına dalmasından çok sıradan bir arkadaşlık izliyoruz. Doğal olarak kıskançlık ve aşk üçgeni havada kalıyor. Etkileyici olmaktan uzak bir seyirliğe dönüşüyor film. Atmosferi de kuramayan Westmoreland’in klişelerden uzak durmak için senaryosunda bıraktığı boşluklar da sırıtıyor. Dolayısıyla Lily’nin filmin sonunda yaptığı konuşmanın ve finalin etkisi neredeyse hiç yok. Romanın okura yaşattığı dönüşümü beyazperdede yaratamayan Westmoreland birkaç sahnesi etkileyici bir bulmacadan ötesini göremiyor.

Daha çocukluğunda abisinin ölümüne sebep olan Lily’nin kendine ördüğü kozada ölümle baş başa yaşadığını hissetmesini anlatır “Deprem Kuşu”. O hikâyesini anlattığında “hepimiz kendi gerçekliğimizde yaşarız” diye karşılık verir dinleyenler. İkisini de yankılayamayan “Earthquake Bird”, kendi gerçekliğini yaratmış. Vasat bir film olmanın yanı sıra ruhunu kaybetmiş roman uyarlamaları listesine de adını yazdıranlardan. Harcayacak yüz yedi dakikası olanlar dışında kimselere yar olamıyor.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template