♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Falling Inn Love : Ortak Hedefler ve Hayaller

İnternette sörf yaparken açılan bir pencerede görünen çekiliş ilanlarına katılanlardan mısınız yoksa hemen o pencereyi kapatanlardan mı? Hemen hemen her şeyi kazandıran bu reklamlara çaresiz durumda itibar etmek ve heyecanla kazanmayı beklemek mümkün… Özellikle de hayallere denk düşen bir ödül söz konusuysa hayatı değiştirme hayalleri bile gördürebilir… 2019 yapımı Netflix işi “Falling Inn Love” bu hayallerin peşine düşen bir kadının öyküsü.

Netflix’in usta yönetmenlerle ürettiği filmlerin dışında her izleyiciyi yakalama projesinin en önemli durağı romantik komediler her ay en az bir yeni filmle çoğalarak sürüyor. Evinde yalnız oturan aboneyi yakalama adına üretilen içeriklerden biri “Falling Inn Love”. Tüm mütevazılığıyla beklentisiz seyirciyi yakalamayı hedefliyor. Senaryoyu “Project Mc²” dizisiyle tanıdığımız Elizabeth Hackett ve Hilary Galanoy kotarırken yönetmen koltuğundaysa uzun süredir dizilere gömülmüş olan Roger Kumble oturuyor. Hackett ve Galanoy, 2011 yapımı roman uyarlaması “Geek Charming” ile başlayan filmografilerinde birlikte “Rags” ve “Fir Crazy” derken üç film ve bir diziye imza atmışlar. Romantik komedi kalıplarını başarıyla uygulayan ne eksiği ne de fazlası olan yapımlarla bir düzey tutturmuşlar. Seyirciye istediğini verme konusunda garantili isimler. Kumble ise hayli ilginç bir isim. Yönetmenliğe 1999’da “Cruel Intentions” ile şahane bir başlangıç yapan ve bir yıl sonra devamını video pazarı için getiren Kumble, 2002 yapımı “The Sweetest Thing” ile şaşırtmıştı. Üç yıl sonra bu kez “Just Friends” ile vasat komedilerin yönetmeni olarak kalacağını 2008’de “College Road Trip” ile garantiledi neredeyse. 2010’da “Furry Vengeance” da tam tuz biber oldu üstüne. İlk filminden sonra yaşadığı dönüşüm ile sinemadan iyice uzaklaşıp tv ağırlıklı çalışmaya başladı ve dizilerin yönetmeni olup çıktı. “Suits” ve “Pretty Little Liars”da motor dediğini belirtelim. 2016’da yeniden “Cruel Intentions”u tv için neden yeniden çektiğiniyse anlamak güç. Bu tuhaf filmografiye son halkayı da üç yıl sonra bir film için motor demek üzere eklemiş. Neyse ki arayı uzun tutmamış bu sefer. Şu sıralar gelecek yıl gösterime girmesi planlanan devam filmi “After We Collided”i yönetmekle meşgul. Mütevazı film demiştik oyuncu kadrosu da öyle. Christina Milian ve Adam Demos başrolleri üstlenirken Jeffrey Bowyer-Chapman, Anna Jullienne ile Claire Chitham onlara eşlik edenlerden başı çeken isimler.

Hayallerinin peşinde genç bir kadın ile tanışıyoruz. Gabriela, yeni ekolojik sistemli evler tasarlıyor ve işinde ona verilecek fırsatı kolluyor ama o fırsat bir türlü gelmiyor. Sevgilisiyle de birlikte yaşama hevesinde. Hiç olmazsa küçük eşyalarıyla ilk adımı atsın istiyor ama o adım bir türlü gelmiyor. Bir sabah her şey değişiyor. Önce işinden oluyor sonra sevgilisiyle ayrılıyor. Vuruyor kadehe. O kafayla internette dolaşırken bir ilan görüyor. Yeni Zelanda’da bir pansiyon söz konusu… Bir makale ve küçük bir ücret karşılığında onun olabilir. O kafayla makaleyi yazmaya başlıyor… Uyandığında elinde kredi kartı ve kazandınız ibaresini görünce Yeni Zelanda’nın yolunu tutuyor ve olaylar başlıyor.

Pansiyonun reklamda göründüğü gibi olmadığını fark eden Gabriela, onca uzun yol teptikten sonra da yıkılmıyor. Hayallerini uygulayabilir. Lakin ona yardım edebilecek müteahhit Jake ile de sürekli denk geliyor, çatışıyor. Kasabaya ve Çan Kuşu Vadi Çiftliği’ne aidiyet hissedebilecek mi, yeni bir aşk mümkün mü, hayallerine ulaşabilecek mi sorularına cevap arıyor film. Bu cevap arayışına yan öyküler de ekleniyor. 

Falling Inn Love, kasabada sıfırdan yeni bir hayatın mümkün olabileceğine dair bir romantik komedi. Daha önce benzerlerini defalarca izlediklerimizden… Çok özel ya da yaratıcı bir yanı yok. Yeni Zelanda’nın doğal güzelliği, Gabriela’nın sevimliği ve kasabaya adım atar atmaz çatıştığı Jake’in yakışıklılığı ile öne çıkmaya çalışıyor. Elbette küçük kasabanın birbirini kollayan insan sıcaklığıyla da… Özenli senaryosuyla öne çıkıyor. Her karakterini işlemeye özen gösteriyor. Aradaki bağları kuvvetlendiriyor. Ev kavramı üzerine bir şeyler söylüyor. Klasik bir romantik komedide ne görüyorsak onları uyguluyor. Hatta fazlasıyla uyguluyor. Pansiyonun keçisini bir karakter olarak işlerken komediyi kullanıyor. Duvarda gizlenmiş mektuplarla aşkı güçlendiriyor. Küçük bir rekabet ile düğümü kuvvetlendirirken çözüme de bir felaket uyarısıyla gidiyor. Bunca şeyi işlemesine rağmen Kumble filmin temposunu hep elinde tutuyor ve akıcılığı korumayı başarmış. 98 dakikalık film olduğuna inanmanın zor olduğu bir doluluk mevcut. Bu noktada da ikinci yarıda her şeyin biraz fazla hızlı ilerlemesi göze gözükmüyor, hissedilmiyor. Kasabanın sıcaklığı, samimiyeti, ortamın huzuru derken seyirciyi sıkmadan ilerliyor. Christina Milian ve Adam Demos’un kimyaları çok tutmamasına rağmen üstelik.

“Harekete geç ve gerisini düşünme” mesajını işleyerek ortak hedefleri ve hayalleri olanların karşılaşabileceği umudunu tazeleyen bir romantik komedi Falling Inn Love. Pazar akşamı evde sinema tadında vasatı aşan bir seyirlik… Türü sevenleri keyifli dakikalar bekliyor.

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template