♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Cold Blood : Tereddüde Yer Yok

“Leon” olarak zihnimize kazınan, çok sevdiğimiz tetikçi Jean Reno eline yeniden silah alırsa izlemeye koşacağımız, heyecanlanacağımız aşikâr. Benzer rollerle görmeye alıştığımız Fransız aktörün son yıllarda yaşadığı düşüşü de biliyoruz. Vasat filmlerle o sevdiğimiz oyuncudan sıradan görünmelere dönüşen kariyerinde afişlerde ön planda olmaktan bile uzakta duruyor epeydir. O yüzden 2019 yapımı bir filmin afişinde hem de elinde silahla görünce heyecanlanıyor insan. Nisan ayının ortalarında görücüye çıkan posterin ardından 15 Mayıs’ta gösterime gireceğinin açıklanması ile radarımıza girmişti “Cold Blood”. Bizde de gösterime girip girmeyeceği belli değildi ama olsundu, beklerdik. Peş peşe gelen haberlere filmin beğenilmediğini öğrenince işin artık internete kaldığını anladık. Temmuz başında Jean Reno sevenlerle buluştu “Cold Blood”.

2019 yapımı Fransa/Ukrayna ortaklığı filmin adı ilk önce “Cold Blood Legacy” olarak açıklanmışken neden sonra afişlerde “Cold Blood” olarak geçiyor. Fransa’da gösterime girerken “Cold Blood Legacy: La mémoire du sang” adını alan filmin uluslararası piyasada da “The Last Step” adını almasıyla yaşanan bir karmaşa mevcut. Bu karmaşanın ardında bir ilk yatıyor. Filmin yaratıcısı Frédéric Petitjean ilk uzun metraj sınavında. Senarist olarak tanınan Petitjean, orijinal fikirleriyle biliniyor daha çok. 2006 yılında peliküle dönüşen “Madame Irma”nın hem fikri hem de senaryosu ile adını ilk kez künyeye yazdıran, altı yıl sonra “Nos plus belles vacances”in senaryosu ile aile komedisi üreten Petitjean, 2013 yılında spor macerası “En solitaire” ile kariyer zirvesini görmüştü. Yeterince piştiğini düşünmüş olsa gerek ilk adımı kısa metrajla atmış. 2015 yılında yazıp yönettiği kısa metraj “Trois fois rien” sonrası ilk uzun metrajına hazır hale gelmiş ve kolları sıvamış. Daha önce yazdığı senaryolara benzemeyen “Cold Blood” ile aksiyon/macera sularına girişmiş ve ağırlıklı atmosfer isteyen bir film hayal etmiş. Jean Reno’nun başrolü üstlenmesiyle çekeceği ilgiyi Sarah Lind, Joe Anderson, David Gyasi, Ihor Ciszkewycz, François Guétary ve Samantha Bond’un başını çektiği kadro ile tamamlamış. 

Filmin konusunu bültenden aktarayım. Henry adında efsanevi bir tetikçi mesleğinden emekli olmuş ve Kuzey Amerika’nın el değmemiş çorak topraklarında, göl kıyısındaki bir evde tek başına yaşamaya başlamıştır. Bir gün evinin yakınlarında bir kadın kar arabası kazası yaşar ve onun hayatını kurtarmak Henry’ye düşer. İnsanları öldürmeye alışık olan emekli tetikçi, zor durumdaki kadını kurtarmaya çalışırken kendi hayatını da riske eder. Kadının sakladığı sır ise işleri daha da karmaşık bir hale getirecek ve Henry’yi eski günlerine geri dönmeye zorlayacaktır.

Jean Reno ilgisiyle uyanan merakın büsbütün yerle yeksan olduğu konudan tek çıkarabilecek olumlu nokta efsanevi tetikçi Henry olarak izleyecek olmamız. Lakin onu da pek tanıyamıyoruz. Henry’nin kim olduğunu, öyküsünü hiç irdelemiyor, öyle bir uğraşı da yok. Frédéric Petitjean’in kafasında nasıl bir film olduğunu bilmiyoruz tabi ama senaryosu ile katkı verdiği filmlerden dolayı işi bildiği gerçeğinden şüphe etmiyoruz. Öte yandan görünen köy ise kılavuz istemiyor. “Cold Blood” tam bir ham fikir, yamalı bir bohça. Petitjean, kafasında güzel fotoğraflar üretmiş, iyi görüntüler kurmuş, yakaladığı resimlerle seyircisini mest etmeyi planlamış. Bunu da başarmış ama bu görüntülerin haz vermesi için ortada bir dramaturji olması gerektiğini bilmiyormuş gibi her şeyi boş vermiş. Daha yarım saat dolmadan her şeyin nasıl gelişeceği anlaşılan basit bir senaryo ile seyirciye hiçbir şey bırakmamış. Üstelik daha da fenası geri dönüşlerle bariz belli olanı gizleyip, şaşırtmayı deneyerek seyircinin zekasıyla dalga geçiyor. Karlarla kaplı manzaraların, şahane göl evinin ortasında bir cinayetin intikamının peşine düşüyor. Bu sırada olası Stockholm sendromuna berbat bir şekilde göz kırpıyor ama o kadar dağılıyor ki, sonuca gitmekten fersah fersah uzaklaşıyor. Reno’nun alıştığımız tetikçiyi aynı düzlükte oynamasına diğer oyuncuların da eşlik etmesiyle ortaya saçma sapan bir film çıkıyor. Aslında filmin söylemek istedikleri var. Yer yer eleştiriler getiriyor. Netflix’e, kültüre, polisliğe, yalnızlığa ama üzerine düşünülmesini geçtim ciddiye alınmaktan uzak yapaylıkla eriyen cümleler bunlar. İki polis karakterinin filmde ne işi olduğunu anlayan beri gelsin zaten… Frédéric Petitjean, altı üstü tereddüde yer olmadığını, soğukkanlı olmak gerektiğini anlatmanın derdinde işte.

“Cold Blood”, 91 dakikalık süresiyle seyircisinin sabrını zorlayan berbat bir film sonuç olarak. Bir senaristin yönetmenliğe adım atacağında ders çıkarabileceği bir olmamışlık. İlişmeyin…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template