♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Perfection : Mükemmele Ulaşmak

Mükemmele ulaşmak için neler yaparsınız? Nelerden ödün verirsiniz? Neleri ödersiniz diyet olarak? Ne kadar ileri gidebilirsiniz? Özellikle de sahne sanatları ile uğraşıyorsanız nelere katlanırsınız? Balerinseniz örneğin enstrümanistseniz…  Netflix’in 24 Mayıs’ta izleyiciye sunduğu yeni korku filmi “The Perfection” bu soruların izinden gidiyor. İki Çello dahisi üzerinden mükemmele ulaşma uğruna yaşadıklarını anlatıyor. İzleyiciyle buluşur buluşmaz birçok tartışmayı beraberinde getiren filmin yankısı da halen sürüyor. Fazlaca esinlenme/(ç)alma ithamlarının, mide bulantısı ve kusma haberlerinin arasında film izleyiciye ulaşmaya devam ediyor.

The Perfection üzerinde dönen tartışmalar, künyesine bakıldığında sürpriz değil. Zira filmin yönetmeni Richard Shepard aykırı fikirleri peliküle aktarmayı seviyor. Shepard, daha önce dizilerde birlikte çalıştığı iki kişiyle kotarmış senaryoyu. Fantastik ve doğaüstü gerilim dizilerini birlikte kotaran Eric C. Charmelo ve Nicole Snyder deyince akla “'Til Death Do Us Part”, “Ringer”, “Do No Harm”, “Supernatural” ve “Midnight, Texas” geliyor. Üçlünün ortaklaşa işleri de tutmayıp tek sezonda kalan yaratıcıları oldukları dizi “Ringer”. Charmelo ve Snyder’ın ilk işleri de iki roman uyarlamasını tv filmi için senaryolaştırmak olmuş. 2004 yılında “I Do (But I Don't)” ve 2005’te “Confessions of a Sociopathic Social Climber” adlı iki romantik komediden sonra tv dünyasına yaptıkları girişi dizilerle sürdürüyorlar. 14 yıl aradan sonra bir film için senaryoya girişmişler. Gelelim Shepard’a… 1990’da video pazarına Mark Mullin ile ortaklaşa yazıp yönettikleri romantik/korku/komedi kırması “Cool Blue” ile vasat bir ilk adımı atan Shepard, yedi yönetmenli HBO sex kısa filmleri toplamı “Inside Out” ile birlikte tek başına yönetmen koltuğuna oturduğu suç komedisi “The Linguini Incident” ile 1991’de adını duyurmuştu. Sonrası yine ağırlıklı olarak küçük ölçekli filmler ama hepsinin ortak özelliği aykırılığı sevmesi, suç ve seksi birlikte kullanması, estetize etmesiydi. Kamerasını şiddete yöneltmekten çekinmemesinin yanı sıra iyi kadrolarla da çalışmış bir isim oldu hep. 1995’te yazıp yönettiği “Mercy”nin yıldızı gencecik Sam Rockwell idi örneğin. Dört yıl sonra “Oxygen”de aynı durum Adrian Brody için geçerliydi. 1990 ile 2001 arasına on film sığdıran yönetmenin adını geniş kitlelere duyurmasıysa 2005 yılında “The Matador” ile olmuştu. Yazıp yönettiği suç komedisi yılın da en iyi filmlerinden biriydi. İki yıl sonra bu kez bir makaleden yola çıkarak çektiği “The Hunting Party” ile bu başarıyı tekrarladıktan sonra nedense ara vererek tv dünyasına işler üretti yeniden. Filmografisindeki klasik adımlama da böyle gitti hep. 2013 yılında “Dom Hemingway” ile gelen üçüncü başarıdan sonra yeniden dizilere dönmesini başka türlü izah etmek zor. “Girls” ile geçen yılları çıkarırsak elde pek bir şey yok aslında. 2018 yılında yeniden uzun metraj için motor demesiyle de “The Perfection”a ulaşmış oluyoruz. Künyeden yola çıkarak bu kadar uzun cümle kurduktan sonra oyuncu kadrosuyla bitirelim sözü. “Girls”de birlikte çalıştığı Allison Williams ve “Bratz”ın Sasha’sı olarak tanınan Logan Browning başrollerde. Yine dizilerden aşina olduğumuz simalar Alaina Huffman, Steven Weber, Molly Grace, Graeme Duffy ve Mark Kandborg da onlara eşlik ediyor. Artık filme geçebiliriz…

İşin içinde Richard Shepard olunca beklentiler yüksek oluyor sizin anlayacağınız. Hep aynı türde filmler çekerken denemekten vazgeçmiyor Shepard. Kurgusuna ve estetiğine çok dikkat ediyor. Hep iyi sahneler kuruyor. Kötü de olsa vasat da olsa filmden zevk alınacağı muhakkak. “The Perfection” netflix işi olunca bu kez daha özgür davranma fırsatını bulmuş ve coşmuş denebilir. Bu coşma kısmı da tartışmaların odağında zaten. Neyse buna tekrar dönmek üzere filmin konusuna geçelim biz…

İlk sahneden Charlotte ile tanışıyoruz. Ölmüş annesinin başında gözleri boşluğa dalmış giderken. Sorunlu bir müzik dehası olduğunu öğreniyoruz sonra. Annesinin hastalanmasıyla ayrılmak zorunda kaldığı özel okulun yöneticilerini arıyor ve soluğu yanlarında alıyor. Özel bir etkinlikle kendisinin yerini alan deha Elizabeth ile tanışıyor. Jüri olarak seçmelerde yer aldığında yakınlaşıyorlar ve birlikte özel bir performans sergiledikten sonra soluğu yatakta alıyorlar. Sabahında Elizabeth’in iki haftalık tatilim var beraber gidelim teklifiyle yollara düşüyorlar ve olaylar gelişiyor…

Shepard, filmi dört bölüme bölmüş. Görev, sapma, ev ve düet adını taşıyan bölümlerde dozu yavaş yavaş arttırıyor. Çok iyi formüle ettiğini belirtmek gerek. Tam sıkıcı hale gelmek üzereyken atağını yapıyor, tam bu atak klişe derken şaşırtıcı bir açıklama getiriyor ve bunu tekrarlayarak finaline yürüyor. İki kadının arasındaki kimyayı o kadar çabuk veriyor ve şahane bir kurguyla müzik ile seksi birleştiriyor. Yolculuk sırasında küçük hamleleri takip eden sahnenin kusma hissi uyandırması çokça eleştiri konusu. Bu eleştirileri hak edecek denli ağır şeyler yok esasen. En azından korku janrı içinde daha kötülerini gördüğümüzü belirtelim. Sonrasını spoiler vermeden anlatmanın mümkünü yok. Ama gerek de yok esasen.

Shepard özgün bir senaryo ile yola çıkmamış, uygulamada da aynı esinlenmelerle bir karma oluşturmuş. Birçok önemli sekansı, hafızalara kazınan sahneyi tekrarlıyor. Bunlardan biri meşhur “Vertigo” göndermesi örneğin. Hitchcock ustanın kullandığı o ağır sarmal dönüş. Şaşırtıcı anlarda ise Haneke’nin kullandığı görüntüyü geri sarmayı kullanıyor. “Black Swan” ve “The Handmaiden” esinlenmeleriyse şüphe götürmeyecek derecede doğru. “Boxing Helena” da geliyor akla. Ters köşe yapmak için kullanılan numaralar konusunda açıklama yapan Shepard, durumu üstü kapalı da olsa kabul etmişti. “Black Swan”dan ilham aldığını sakınmayarak, Park Chan-wook'un yönetmeni olduğu lezbiyen gerilimi The Handmaiden’e de değindi: "Kore Sineması'nda yapılmak istenen ters köşelerin Amerikan filmlerinde yapılmayan bir şey olduğunu hissettim. Amerikan filmlerinin ters köşeleri ya da buna benzer şeyler olabilir. Ama Kore filmleri buna o kadar farklı bakıyor ki, ters köşeler artık başka bir film yaratıyor." The Perfection'da da The Handmaiden'da yer alan ters köşelerin örnek alındığını belirten yönetmen, izleyiciyi uyanık tutmak ve en uca götürmek için çeşitli yollara başvurduğunu ifade etti.

24 Mayıs’ta izleyiciye sunulan filmin pazarlamasında konuya hiç yer verilmemesiyle başlayan tuhaflıklar da kafa karışıklığı yaratıyor. Body Horror diyen de var, LGBTQ+ temalı korku diyen de, mide bulandırıcı gerilim olarak adlandırılıyor sonucunda. Oysa durum tam olarak öyle değil. Bunca tartışmanın ortasında çok iyi bir film var. Müziğin kullanımı muhteşem örneğin… Her sahnesi stilize bir estetik barındırıyor. Çok iyi formüle edilmiş senaryosuyla seyircisini sürekli ters köşeye yatırmakta çok başarılı. Bu ters köşeler mantıktan uzak değil, zorlama değil. Gayet inandırıcı, tahmin edilebilir, akla yatkın ve yer yer şok edici. En önemlisi de finali bunca ters köşe ile seyirciyle oynamasına rağmen tatmin edici. Tüm bunların 90 dakikaya sığması da önemli başarı. Shepard, doğru formülle kendi filmografisi açısından her anlamda mükemmele ulaşmayı başarmış. Sonuç olarak tüm tartışmalara ve duyduklarınıza kulağınızı tıkayıp kendinizi “The Perfection”a teslim edin derim. Alacağınız haz mükemmele ulaşabilir…

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template