♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Cloverfield Paradox : On Yıllık Miras

Bundan tam on yıl önce buluntu filmlerin modası geçmek üzereyken herkesi koltuğuna çivileyen bir filmle tanışmıştık. Dünyanın sonu mu gelmişti, kıyamet mi kopuyordu, insanlar neden kaçışıyordu, neyden kaçıyordu soruları arasında 85 dakika su gibi akmıştı. Herkesi mutlu eden “Cloverfield” doğal olarak tek filmde kalmadı. 2016’da “10 Cloverfield Lane” ile devam filmi geldi. O da iyiydi. Yapımcılar madem sonrasını gösterdik öncesini de gösterelim diye düşünmüş olsa gerek 2018’i de “The Cloverfield Paradox” ile karşılıyoruz. İlk filmden tam on yıl sonra her şeyin başına dönüyoruz. Üçlemeyi tamamlayan filmin bu kez izleyiciyle sinema salonlarında değil Netflix üzerinden buluştuğunu belirtelim. 

Adı daha önce “God Particle” olarak duyurulan filmin öyküsü pek tanımadığımız bir ikiliye Oren Uziel ve Doug Jung’a ait. Uziel senaryolaştırılmış ve peliküle aktaran isim de kısa metrajlarıyla tanınan Julius Onah olmuş. İlk uzun metraj sınavını 2015 yılında yazıp yönettiği “The Girl Is in Trouble” ile veren Onah pek de iyi iş çıkaramamıştı. Klişe bir öykü anlatarak bir dönemin modası olan kesişen hayatları resmetmeyi denemişti. İkinci uzun metrajında büyük fırsat yakalamış. Popüler bir filmde popüler oyuncularla çalışma fırsatını tepmemiş. Kadro demişken sayalım; Daniel Brühl, Roger Davies, Elizabeth Debicki, Aksel Hennie, Gugu Mbatha-Raw, Chris O’Dowd, John Ortiz, David Oyelowo ve Zhang Ziyi. Bildik isimler ve tanınmış simalarla iyi bir kadro bir araya gelmiş. O’Dowd biraz sırıtıyor, Brühl bazen abartıp büyük oynamaya çalışıyor, Ziyi de donuk ifadelerle başka bir filmdeymiş gibi duruyorsa da takım oyununu bir şekilde kurmayı başarıyorlar.

Filmimiz yakın gelecekte yapıyor açılışını. Dünyada kaynaklar tükenmiş durumda. Enerji krizi patlak vermiş ve bu sorunu çözmek için yapılan plan gereği işler uzayda çözülecek. Uzay istasyonunda alıyoruz soluğu. Bir grup uluslar arası astronot deneysel bir teknolojiyi test ediyor. Başarısızlıkla geçen denemelerin ardından nihayet başarıyorlar. Ama o da ne, dünya yerinde yok… Bir yandan ne olduğunu anlamaya çalışırken bir yandan da yol açtıkları tuhaflıklarla mücadele etmeye başlıyorlar. Elbette hayatta kalma mücadelesine de başlıyorlar…

“The Cloverfield Paradox” iyi başlıyor ve ilk yarım saatini hayli ilgi çekici geçiriyorsa da yarısına gelmeden ne kadar plansız olduğunu hissettiriyor. Neler olacağını seyirci gibi senarist de bilmiyor sanki. Mantık aramayı da bırakıp akışa kapılmak istediğimizde de tüm mevzu klişelere bağlanıyor. Olmazsa olmaz klişeler, ailenin önemi vurgusu, hatalar derken büsbütün saçmalığa dönüşüyor. İyi bilim kurgu olmayı bile başaramıyor bir türlü. Yarattığı paradoksu belki çözmüş görünüyor ama kafalarda çözmekten uzak ve tatmin de etmiyor. Çok savruluyor ve ikinci yarıda iyice sıkıcı hale geliyor. Ritm sorununa çözüm bulamıyor Onah, oyunculara yüklenerek atmak istemiş üzerinden yükü. Oysa bir iki sahnede görebildiğimiz ince espriler ve eğlenceli anlarla denge kurulabilir ve o zaman dilimi daha akıcı olabilirdi. Bir yandan dünyayı anlatması da facia… Nedense haberlerle yetiniyoruz. Dünya sahnelerinde olabildiğince karanlıkta ilerlemek zorunda kalıyoruz. O sahnelerin eninde sonunda “10 Cloverfield Lane”e pas atmak olduğunu anladığımızda ise sonuç hüsran oluyor kaçınılmaz olarak.

102 dakikalık süresiyle bir türlü ilerleyemeyen, orta düzey zeka içeren senaryosu ile paradoksu da yaşatamayan “The Cloverfield Paradox” on yıl öncesinin mirasını yemekten başka bir işe yaramıyor. Bize de neyse ki sinema salonlarında gösterime girmedi diye avunmak kalıyor…


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template