İletişim Yayınları’ndan Ocak Yenileri

Salı, Ocak 03, 2017 by Serkan Murat KIRIKCI
İletişim Yayınları Ocak ayını yedi kitap ile karşılıyor. Levent Cantek’in denemelerinden oluşan “Kuş Eppeği”, Özge Samancı’nın uzun zamandır beklenen grafik romanı “Bırak Üzülsünler”, İlya İlf ve Yevgeni Petrov’un panoramik Sovyet romanlarının ikincisi “Altın Buzağı”, Nobel Edebiyat ödüllü İvo Andriç’in Balkanlar’daki çarpıcı toplumsal değişimi Bosna’nın aynasından yansıtan başyapıtı “Travnik Günlüğü” ve Daniel Defoe’nin yaşadığı topluma ve ahlâka dair fikirlerini, İngiliz edebiyat tarihinin en çarpıcı kadın anlatıcılarından birinin ağzından okura sunduğu romanı “Moll Flanders” ayın edebiyat kitapları… Fransız tarihçi Noémi Lévy-Aksu’nun “Osmanlı İstanbulu'nda Asayiş 1879 – 1909”u tarih dizisinin, Hakan Özoğlu’nun “Osmanlı’da Kürt Milliyetçiliği” de araştırma-inceleme dizisinin yeni kitapları…


Kuş Eppeği / Levent Cantek
Levent Cantek’in edebiyatçılardan oyunculara, ses sanatçılarından çizerlere, kültür dünyamızın birçok ismi üzerine kaleme aldığı denemelerden oluşan Kuş Eppeği İletişim Yayınları’ndan çıktı. Yer yer muzip yer yer hüzünlü bu denemeler bazen “büyük” isimler üzerine yeniden düşünmenize imkân sağlayacak, bazen de “daha az bilinen” isimleri tüm yönleriyle karşınıza çıkaracak. Kuş Eppeği, deneme türünün usta işi örneklerinden…

Halide Edib’den Aziz Nesin’e, Refik Halid’den Yusuf Atılgan’a, Kerime Nadir’den Sevgi Soysal’a, her renkten yazarlar… Cilalı İbo’dan Yılmaz Güney’e, sinemanın bambaşka karakterleri… Behiye Aksoy, Gönül Yazar, Ajda Pekkan, Zeki Müren: ses ve sahne efsaneleri… “Abidin”den Doğan Güzel’e, her demden çizgi ustaları… 

Eppek’in sade hacmi değil ama asıl ruhu ince. İnce gören, ince işleyen bir dil... Deli gibi dip köşe okuyan, can gözüyle hayatın seyrine bakan şen bir merakî, bir merak kumkuması, onca birikmişini süzgeçten geçirmiş, bize leziz bir kâse sunuyor. Hayranlıklarını zekâyla gemleyerek, sataştıklarını şefkatle kollayarak. Elinizdeki, içinde kuşlar havalanan bir billur cam kâse.

Levent Cantek’ten, “kültür dünyası” denen âlemin dört köşesinden, kimi o cenahtan kimi bu cenahtan, kimi sahiden “büyük” kimi popüler kimi daha az bilinen şahsiyetlere dair portreler… 
Kitap, ismini kuşların yediği ufarak bahar otlarına verilen addan, kuş eppeğinden (kuş ekmeği, yani) alıyor. Lafları kuş lokması kadar. “Türkçenin uçurulan şeyhi” gibi, dedikodu zevkini okşayacak aforizmalar da bulursunuz Eppek kâsesinde; “Kendini zaman sayan başyazı” gibi, on makale kuvvetinde hikmetler de. 
Türkçe Edebiyat, 128 Sayfa, 11 TL


Bırak Üzülsünler - Türkiye’de Büyümek / Özge Samancı
Özge Samancı’nın uzun zamandır beklenen grafik romanı Bırak Üzülsünler İletişim Yayınları’ndan çıktı. Samancı’nın hikâyesi, 80’li yıllarda çocuk olmuş herkesin kendinden bir parça bulabileceği kadar tanıdık… O, büyüme yolculuğunda karşılaştığı tüm zorlukları anlatırken, darbelerden Kürt sorununa, modernleşme sancılarından kadına yönelik şiddete uzanan geniş bir çerçevede Türkiye panoramasını da gözler önüne seriyor. 

Bırak Üzülsünler, orta sınıftan bir kız çocuğunun okul ve büyüme hikâyesi. 

Otoriteye, tartışılamayan ezberlere toslayan, hayallerine sığınarak kendi yolunu arayan bir çocuğun inadı ve savrulmaları... Eğitim sisteminin, öğretmenlerin, muktedirlerin ve erkeklik hallerinin garip ve ağrılı manzaraları. 

Özge Samancı, otobiyografik bir grafik romanla içini döküyor, farklı olmanın, ayakta kalmanın hararetli hatıralarını anlatıyor.
Türkçe Edebiyat, 190 Sayfa, 49 TL


Altın Buzağı / İlya İlf, Yevgeni Petrov
İletişim Yayınları, İlya İlf ve Yevgeni Petrov’un daha önce On İki Sandalye adıyla ilkini yayımladığı Sovyet romanlarının ikincisini, Altın Buzağı’yı edebiyatseverlerin beğenisine sunuyor. Ostap Bender ve arkadaşlarının bir milyonerin peşinde Sovyet Rusya’da yaptıkları yolculukların etrafında şekillenen roman, Sovyetler’de yaşanan kalkınma ve sanayileşme dönemi sonrasında ortaya çıkan toplumsal değişimleri ve oluşan yeni taşrayı tüm canlılığıyla yansıtıyor. Dönemine eleştirel bir gözle bakan Altın Buzağı, Sovyet edebiyatının en önemli eserlerinden…

Altın Buzağı, Ostap Bender karakteriyle Rus edebiyatında unutulmaz bir kahraman yaratan İlya İlf ve Yevgeni Petrov’un panoramik Sovyet romanlarının ikincisi.

Erken Sovyet döneminin bürokratik gerçekliğinden bunalan Ostap Bender, bir yolunu bulup Rio de Janeiro’ya gitmeye karar verir. Ostap ve ekibi ihtiyaç duydukları parayı temin edebilmek için Sovyet bürokrasisinin gediklerinde zenginleşen bir ruble milyonerinin peşine düşerler. Bender ve arkadaşlarının Sovyet Rusya’daki yolculuğu kalkınma ve sanayileşme sarmalındaki bir rejimin yarattığı yeni tutunamayanları, taşrada yaşanan değişimin topluma kazandırdığı yeni çehreyi yansıtır. Mizahî olduğu kadar eleştirel bir panorama sunan Altın Buzağı, On İki Sandalye ile sahneye çıkan Ostap Bender’i edebiyat panteonunda ölümsüzleştiren bir eser.

“Rus romanı İlya İlf ve Yevgeni Petrov’un satirik yapıtlarında bir yeniden doğuş çabasına tanıklık etmiştir.” D. S. Mirsky
Dünya Edebiyatı, Çeviri: Mehmet Özgül, 471 Sayfa, 30 TL


Travnik Günlüğü / İvo Andriç
Travnik Günlüğü, Drina Köprüsü’nün de yazarı, Nobel Edebiyat ödüllü İvo Andriç’in Balkanlar’daki çarpıcı toplumsal değişimi Bosna’nın aynasından yansıtan başyapıtlarından biri.

Travnik Günlüğü’nde Andriç, 1807-1814 arası yedi yıllık dönemde Osmanlı’nın Bosna eyaletinin başkenti Travnik’te vezir konağı ile Fransa ve Avusturya konsoloslukları arasında kümelenen olayları, Sırbistan ayaklanmaları ve Napoléon seferlerinin dağlar arasına sıkışmış bu küçük kasabaya getirdiği yankıları anlatır. Sırp, Hırvat, Arnavut, Levanten, Yahudi, Fransız ve Avusturyalı kimliklerin birbirine geçiştiği bu bölgenin zengin deneyimine insancıl bir dikkat ve itinayla eğilen Travnik Günlüğü, Osmanlı idaresi altındaki Balkanların benzersiz bir panoramasıdır. Andriç, Travnik Günlüğü’nde çağımız insanına ancak gölgeler halinde akseden tarihsel hakikatleri bulup çıkartırken sadece büyük romancıların başarabileceği bir insanlık gerçekliğini sunuyor.

“İvo Andriç, Yugoslavya’nın en büyük yazarlarından biriydi. Toplumunun ilginç ve karmaşık tarihi, Andriç’in yaratıcı zihninin başlıca besin kaynağı olmuştur.” Murat Belge
Dünya Edebiyatı, Çeviri: Tahir Alangu, 514 sayfa, 33,00 TL


Moll Flanders / Daniel Defoe
Moll Flanders’ta Defoe, yaşadığı topluma ve ahlâka dair fikirlerini, İngiliz edebiyat tarihinin en çarpıcı kadın anlatıcılarından birinin ağzından okura sunar.

Londra’daki Newgate Hapishanesi’nde dünyaya gelen ve annesi tarafından terk edilen Moll, erken yaşta tanıştığı suç dünyasında ensest, yankesicilik, fuhuş ve koca avlamayla dolu bir hayata başlar. Hâlâ koloniler halindeki yeni kıtayı ziyaret eder; evlilikler yapar, fakirlik ve zenginlik arasında gidip gelir, nihayet kendini İngiltere’de doğduğu hayata geri dönmüş bulur. Moll hayat hikâyesini öyle bir iştahla ve keyifle anlatır ki, tövbekâr mı, yoksa usta bir yalancı mı olduğu yüzyıllar sonra halen tartışılmaktadır.

Nazan Arıbaş Erbil çevirisi,
Yazarın ve Dorothy Van Ghent’in önsözleri,
Virginia Woolf ve Jale Parla’nın sonsözleri,
Yazar ve dönem kronolojisi,
Kitaba dair görsellerle.

“Defoe’yu muazzam bir yazar yapan bana sahip olduğum sınıfı, kişiliği ve şartları unutturup, onu okuduğum sırada beni yücelterek ‘evrensel insan’ haline getirmesidir.”
SAMUEL TAYLOR COLERIDGE
İletişim Klasikleri, Çeviri: Nazan Arıbaş Erbil, 395 sayfa, 28,00 TL


Osmanlı İstanbulu'nda Asayiş 1879 – 1909 / Noémi Lévy-Aksu
Noémi Lévy-Aksu’nun Osmanlı İstanbulu’nda asayişin nasıl sağlandığı sorusu üzerinden yola çıktığı Osmanlı İstanbulu’nda Asayiş 1879 – 1909 İletişim Yayınları’ndan çıktı. Aksu, 1879-1909 yılları arasındaki dönemi İstanbul’daki bekçilerden polislere, hamallardan kabadayılara uzanan geniş bir kesim üzerinden anlatırken, hem bu “birimlerin” asayişi sağlamada ne derece başarılı olduklarını sorguluyor, hem de asayiş üzerinden yola çıkarak saray ve halk arasında kurulan ilişkinin geniş bir dökümünü sunuyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olarak İstanbul, kalabalık nüfusunu meydana getiren etnik ve dinî çeşitlilik nedeniyle, asayişi özel ilgi gerektiren bir şehir olagelmiştir. Kamu düzenini sağlamak kadar, sarayı korumak da zor ve çetrefil bir meseledir. Bu zor görevin ifasında, Tanzimat’la birlikte ortadan kalkan yeniçeriler bir yana, resmî alanda bekçilerden polislere, sivil alanda hamallardan kabadayılara, çok çeşitli birimler rol alır. Bu birimler asayişin sağlanması kadar sağlanamamasında da pay sahibi olurlar.

Fransız tarihçi Noémi Lévy-Aksu, Osmanlı İstanbulu’nun asayiş meselesini, II. Abdülhamid’in Zaptiye Nezareti’ni kurduğu tarih olan 1879’la, bu nezaretin yerine Dahiliye Nezareti’ne bağlı Emniyet-i Umûmiye Müdüriyeti’nin oluşturulduğu 1909 arasındaki dönemi esas alarak anlatıyor ve Osmanlı’nın son döneminde sarayla tebaa arasındaki ilişkinin çeşitli veçhelerine ışık tutuyor.

“Bu eserin dönem hakkındaki bilgilerimize pek çok katkısı olduğu aşikâr; zira okuyucu burada Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde devlet ve toplum arasındaki ilişkilere dair derinlemesine düşünceler kadar, Osmanlı polis memurlarına yönelik hazırlanmış ders kitapları, 1890’lı yıllarda Ermeni göçmenlere yapılan muamele, gündelik hayatta karşılaşılan sapma ve ihlâller, hatta İstanbul gece hayatının tarihi gibi geniş bir konu yelpazesinde, elle tutulur bilgiler bulacaktır.” FRANÇOIS GEORGEON
Tarih, 431 Sayfa, 32,50 TL


Osmanlı’da Kürt Milliyetçiliği - Kimlik, Evrim, Sadakat / Hakan Özoğlu
Hakan Özoğlu’nun Osmanlı’nın son ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki Kürt milliyetçiliğini incelediği kitabı Osmanlı’da Kürt Milliyetçiliği - Kimlik, Evrim, Sadakat İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Özoğuz, 19. yüzyılın sonlarından itibaren hızla yayılmaya başlayan milliyetçilik fikrinin Kürt halkı üzerindeki yansımalarını incelerken, aynı zamanda Kürt kimliğinin imparatorluk, âyanlar, aşiretler, aileler ve kişiler üzerinden nasıl biçimlendiğini de tüm yönleriyle gözler önüne seriyor.

Hakan Özoğlu Osmanlı’da Kürt Milliyetçiliği: Kimlik, Evrim, Sadakat’te coğrafi, kronolojik ve metodolojik bir yaklaşımla Osmanlı’nın son dönemiyle Cumhuriyet’in ilk dönemi boyunca Kürt milliyetçiliğini inceliyor. Ağırlıklı olarak Kürt milliyetçiliğinin toplumsal ve siyasi tarihi, Kürt kimliği ve Osmanlı Devleti’nin Kürdistan’daki idari politikalarına odaklanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Kürt âyanın rolüne ve imparatorluk devletinin âyanla kurduğu ilişkiye Kürt milliyetçiliğinin doğuşundaki etkileri üzerinden yoğunlaşırken, Kürtlerin 19. yüzyıl boyunca yürüttükleri entelektüel faaliyetlere de toplumsal ve siyasi tarih bağlamında göndermeler yapıyor. Kürt milliyetçiliğini temsilen Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC) de kitapta inceleniyor. Daha evvel kurulmuş benzer örgütlerden farklı olarak iyi örgütlenmiş bu cemiyet, türdeş bir Kürt kimliğinin yaratılmasıyla ve bunun ideolojisinin yayılmasıyla aktif olarak uğraşmıştı. Sosyal bileşimi heterojen bir yapıya sahip bu cemiyet, Kürt entelektüel ve milliyetçi sınıfını temsil etme iddiasındaki önde gelen farklı ailelerden oluşuyordu. Birinci Dünya Savaşı ertesinde, anılan Kürt siyasal sınıfının önde gelenleri, yıkılan rejimle bağlarını gözden geçirip, kurulmakta olan rejimin taleplerine verilecek cevapları da biçimlendirdiler. 

Osmanlı’da Kürt Milliyetçiliği, 19. yüzyılın sonunda tüm dünyayı ve imparatorluk coğrafyasını etkisi altına alan milliyetçiliğin Ortadoğu’nun en önemli bileşenlerinden birini, Kürt kimliğini, nasıl biçimlendirdiğini imparatorluk, âyan, aileler/aşiretler, kişiler ve sosyal-siyasal değişim üzerinden tartışıyor.
Araştırma İnceleme, 261 Sayfa, 23,50 TL


0 blogger-facebook:

Yorum Gönder

Etiketler