♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Kırmızı Saçlı Kadın : Hayat Efsaneyi Tekrar Eder!

“Kuvvetli, kararlı bir babamız olsun, bize neyi yapıp neyi yapmayacağımızı söylesin isteriz. Niye? Neyi yapıp neyi yapmayacağımıza, neyin ahlaklı ve doğru, neyin ise günah ve yanlış olduğuna karar vermek zor olduğu için mi? Yoksa suçlu ve günahkâr olmadığımızı işitmeye her zaman ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bir baba ihtiyacı her zaman mı vardır, yoksa, kafamız karıştığı, dünyamız dağıldığı, ruhumuz daraldığı vakit mi isteriz babayı?”

Nobelli yazarımız Orhan Pamuk’un yeni romanı “Kırmızı Saçlı Kadın”da konu edindiği kavramları bu alıntıyla özetlemek mümkün. “Kafamda Bir Tuhaflık”tan hemen sonra kısa sürede kotardığı romanıyla yine benzer bir formülü uyguluyor Pamuk. Nesli tükenen bir meslek, İstanbul’daki tarihi değişim ve efsaneler. Önceki romanında olduğu gibi hayatın tekrar ettiğini de söylemeyi ihmal etmiyor. Baba figürünün önemine değinen roman açık seçik ve aşırı detaylandırarak iki referansını da işliyor. Romanın olumsuz yanları da böylece ortaya çıkıyor.

Anlatıcımız Cem ile tanışıyoruz. Babası dönemin siyasi atmosferi dolayısıyla ailesini terk etmiş. Cem de babasızlıktan muzdarip. Üniversite hedefi için para biriktirmek üzere bir Kuyu ustasının yanında çalışmak üzere Öngören’e gitmesiyle de olaylar başlıyor. 1980’ler ortasında eski usülle kuyu kazan Mahmut Usta ile birlikte çalışmak bir yandan Cem’in eksikliğini çektiği baba figürünü bulmasını sağlarken diğer yandan ilk aşk için önemli bir adım da atmış oluyor. Kırmızı Saçlı Kadın’a aşık olan kahramanımız, açtıkları kuyudan bir türlü su çıkmamasının baskısı ile yana yakıla kadını görme ihtiyacından ibaret yaşamında attığı bir adımla kaderini de çizmiş oluyor.

“Kırmızı Saçlı Kadın”ın konusunu kısaca böyle özetlemek mümkün... Cem’in 30 yıllık hikayesi ile baba oğul kavramını işleyen Pamuk’un Sophokles’in “Kral Oedipus”u ve Firdevsi’nin “Rüstem ve Sührab”ını bu kadar fazla anlatması şaşırtıcı bir tercih. Referansların bu kadar net anlatılması, en salak okurun bile fazlasıyla bilgi sahibi olmasını sağlamasını yadırgamamak mümkün değil. Metaforları ve göndermeleri zaten keşfeder, merak ediyorsak kaynaklarda arar bulurduk. Bu kadar pekiştirme, özellikle Cem’in müzelerde araştıracak kadar takıntılı hale gelmesi inandırıcılığı da zedeliyor. Bu takıntısına eşinin de ayak uydurması daha da tuhaf. Cem kartondan bir karakter olarak kalıyor. Kırmızı Saçlı Kadın da sanki bir yanılsama gibi. Haliyle olay örgüsü hem çok hafif, hem de etkisiz. Bu etkisizlikten nasibini de finalde alıyor roman. 

Nobel ödülü almış yazarın onuncu romanını okuyoruz dile kolay. 82’de yayımlanan ilk romanından bu yana geçen 34 yılda bir yazarın türkçesi hiç mi gelişmez? Pamuk sanki Nobel sonrası İngilizce’ye kolay çevrilsin diye kuruyor cümlelerini. Ortada bir okuma hazzı yok. En azından kurgu tatmin etsin diyoruz, o da yok! Çok tahmin edilebilir bir olay örgüsü var romanda. Daha otuzuncu sayfada yüz otuzuncu sayfada ne olacağını çok net görebiliyorsunuz. Pamuk her şeyi fazlasıyla göstere göstere yazıyor. Bu etkileşimsiz okumadan zararı gören de okur oluyor. Romanın uzun süre olaysız ve sıradan gittikten sonra ancak son 50 sayfa civarlarında hızlanması okuru zorluyor. Gereksiz görünen uzun giriş yerine kilit olay daha önce yaşansa daha etkili olacak roman yazarın tam da baba kavramını devletle, medeniyetlerle bağdaştırdığı noktada çoktan etkisini yitirmiş oluyor.

“Babasız büyürsen âlemin bir merkezi ve sınırı olduğunu anlatamaz, her şeyi yapabileceğini sanırsın... Ama bir süre sonra ne yapacağını bilmez, dünyada bir mana, bir merkez bulmaya çalışır, sana hayır diyecek birini aramaya başlarsın.” Bu cümleyi ancak 161. sayfada kuran Pamuk, yetmediğini düşünmüş olmalı ki sürekli pekiştirmelerle tekrara düşüyor. “Modern kişi şehrin ormanında kaybolan kişidir. Bu da babasız kalmak demektir. Babasını araması da boşunadır aslında. Kişi modern bir bireyse şehrin kalabalığında babasını bulamayacaktır. Bulursa da bu sefer birey olamayacaktır.”

Yazarın üç kısım ve iki anlatıcıyla sıradan hayatlarımızın efsaneleri tekrar ettiğini anlatırken, baba ve oğulun birbirlerini öldürmeleri üzerinden otorite ve birey olma kavramlarını sorguladığı romanı “Kırmızı Saçlı Kadın”, bu kavramların içini dolduramayan vasat bir metin.

Kırmızı Saçlı Kadın / Orhan Pamuk
Yapı Kredi Yayınları, Roman, 2016
Sayfa Sayısı: 204
Etiket Fiyatı: 12,00 TL

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template