♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Ghoul : Musallat Gurme

Seyirci için artık bir etkisi ve albenisi kalmasa da buluntu filmlerin sinemacılar üzerindeki etkisi bitmek bilmiyor. Bıktıracak kadar fazla örnekle tükenme sendromu yaşayan tür, halen sıçrama peşindeki yönetmenlerin gözdesi. Maliyetinin düşüklüğü ve basitliği sebebiyle korku gerilim hastası herkesin kolayca kotarabileceği buluntu filmlere son örnekler artık Avrupalı sinemacılardan geliyor. 2015 yapımı “Ghoul” Çek Cumhuiyeti Ukrayna ortaklığıyla tarihi gerçeklerden esinledikleri ibaresini de ekleyerek korkutmayı deniyor.

Oyunculuk kariyerine ülkesinde başlayan ve üç filmin ardından 2012 yapımı “Bad Company” ile şansını Hollywood’da denemeye karar veren ama istediğini bulamayan Petr Jákl ikinci yönetmenlik denemesine soyunmuş. İlk yönetmenlik sınavını 2010’da “Kajinek” ile veren Jákl, beş yıl sonra korku/gerilim için sete dönüş yaparken senaryoyu da Petr Bok ile kotarmış. Ağırlığı tek mekanda geçen filmi de Amerikan destekli beş oyuncu ile kotarmış. Jennifer Armour, Alina Golovlyova, Jeremy Isabella, Paul S. Tracey ve Inna Belikova’dan oluşan kadro tanınmamış isimlerden oluşuyor.

1930’lar Ukraynasında yaşanan ilginç bir olayın belgeselini çeken üç genç ile tanışıyoruz. “20. yüzyılın Yamyamları” adlı belgeselin ilk bölümü için soluğu Ukrayna’da alıyorlar. “1932 ve 1933 yıllarında Ukrayna'da felaket bir kıtlık yaşandı ki bu da pek çok insanı yamyamlığa başvurmaya yönlendirdi. Kıtlıktan sağ kurtulanlarla röportaj yapacağız ama burada asıl sebep olarak yamyamlıkla suçlanmış ve bundan açıkça bahsetmeye karar vermiş Boris Glasov için bulunuyoruz. Bir yamyamın itirafları olacak.” diyerek bilgiyi veriyorlar. Bir rehber ve çevirmen eşliğinde olayın yaşandığı kulübeye doğru yola çıkıyorlar. Rehberin ısrarıyla yanlarına bir cadı da ekleniyor. Çekimler için hazırlıkları yapacak ve Boris’i bekleyecekler ama kulübeyi kolaçan etmeleriyle işler değişiyor ve olaylar başlıyor.

Gerçek bir olaydan yola çıkan filmin esin kaynağı “Rostov Ripper” ve “Butcher of Rostov” lakaplarıyla bilinen Ukrayna doğumlu Sovyet seri katil Andrei Chikatilo olmuş. 1978-1990 yılları arasında 53 kesinleşen cinayet işlemiş Chikatilo, 50'den fazla kadın ve çocuğu vahşice doğrayıp kanını içmesi bir yana; dillerini, mahrem yerlerini kesip yemesiyle akıllarda kalmış. İtirafçı Boris’in “bana bir ses yememi emretti” demesiyle seri katile kapı açan film, elindeki bu malzemeyi iyi kullanamıyor. Bu vahşi yöntemler ve bol kanla desteklenecek sahneler yerine aşırı derecede sıradan bir musallat gerilimiyle ilerliyor. Ruh çağırma seansı, en olmadık anda elektriğin kesilmesi, karanlıkta dışarı çıkış, ormana kaçış ve kameranın gece görüşünü açma gibi birbirinden ucuz numaralarla korkuyu gerilmeyi geçelim ürpertinin bile yanından geçemiyor. Zaten ortada ne inandırıcılık var ne de atmosfer. 

Jákl’ın projesi aslında yıllanmış ve uzun süredir rafta bekleyen bir film. Çekim aşaması da ikiye bölünmüş. Kasım 2011’de yapılan üç haftalık çekimlerin ardından 2012 yazında on günlük çekimle son halini almış ama post-prodüksiyon aşaması bir türlü bitmek bilmemiş. Bu sırada 3D filme dönüşmüş. Uzadıkça eksiği gediği daha görünür hale gelen bir film çıkmış ortaya.

İyi bir fikirle yola çıkan ama en kolay numaraları seçerek uygulamaya nefesi yetmeyen “Ghoul” türü sevenlerin sofrasına klişelerle oturmanın bedelini ödüyor. 89 dakikalık bayatlık, daha ilk tadımda korku gurmelerinin beğenmeyip tüküreceği bir lokma.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template