♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Howl : Son Tren Dolunay

Doğaüstü yaratıkların sinema işgali her ülke sinemasının katılımıyla artarak sürüyor. Bu kez yaratıkları korku gerilim malzemesi olarak kullanma sırası İngilizlere gelmiş ve doğrudan video pazarına sürülen eski usül mütevazi bir film çıkmış ortaya. Türe hakim bir özel efekt ve makyaj uzmanı oturuyor yönetmen koltuğunda...

Ağırlıklı olarak Nickeledeon çizgi dizilerinin kadrolarında yer alan Mark Huckerby ve Nick Ostler’in senaryosunu kotardığı filmin yönetmeni Paul Hyett. İkili ilk filmleri için türlerinin dışına çıkarken, Hyett ise 1998’den bu yana türe hakim bir isim. “The Descent”in yaratık makyajı ve efektlerinden sorumlu olarak ödülün kıyısından dönen ve son olarak da “Da Vinci's Demons” dizisinin mutfağında yer alan Hyett ilk yönetmenlik denemesine 2012’de soyunmuş “The Seasoning House” ile bolca festival gezdikten sonra ödülle de taçlanarak iyi bir başlangıç yapmıştı. Üç yıl sonra kadrajına yaratıkları alırken oyuncu kadrosunu da Ed Speleers, Sean Pertwee, Holly Weston, Shauna Macdonald, Elliot Cowan, Rosie Day, Calvin Dean, Duncan Preston ve Ross Mullan’dan oluşturmuş. Hemen hepsi setinde yer aldığı dizi ve filmlerin setlerinde tanıştığı isimler. 

Londra’da tren istasyonundayız. Kondüktör Joe ile tanışıyoruz. Tam mesaisini tamamlamışken müdürünün isteğiyle izinli arkadaşının yerine son sefere katılmayı kabul ediyor. Terfi başvurusuna aldığı ret yanıtının moral bozukluğu yanında hostes Ellen’a açılamamanın sıkıntısıyla görevinin başına geçiyor. 23:30 treni yola koyuluyor ve sekiz yolcu ile sakin bir başlangıç yapılıyor. Bilet kontrolünden sonra bir sonraki durağa kadar kestiren Joe’nun uykusunu bir gürültü kesiyor... Issız bir ormanlık bölgede o karanlıkta tren duruyor ve gerilim başlıyor.

Ağırlıklı olarak trende geçen filmin en büyük eksisi yaratıcılıktan uzak senaryosu... Konserve tiplemelerle oluşturulan karakter topluluğu hem ilginç olmaktan çok uzak hem de görüldükleri ilk andan itibaren başlarına ne geleceğini tahmin edilebilir kılıyorlar. İnandırıcılığı da zedeleyen bu duruma yönetmenin yanlışları da eklenince heyecan ve gerilimden eser kalmıyor. Kapalı mekan gerilimi için çok uygun bir ortam var ve seyirci de buna hazır ama ortada bunu değerlendirebilecek bir yönetmen yok. Atmosferi kuramayan Hyett’in yaratıklara odaklanmak dışında filmdeki varlığını teyit etmek de zor. Yaratık konusunda da ilginç tercihler mevcut. Dolunay var, uluma sesleri duyuluyor, tam görülene kadar insana benzeyen kıllı bir yaratık var ama kimse “kurt adam” demiyor. Kurt ile insan arasında bir tür olarak tanımlamayı tercih ediyor. Bilinen kurt adam efsanelerinin dışına çıkmayı tercih etmiş Hyett. Kendi deyimiyle “hibrid”leri gözleri parlayan kıllı yaratıklar olarak resmetmiş. Bu hesap da tutmamış. Zira korkutmaktan, ürkütmekten fazlasıyla uzaklar. Öyle çok hızlı değiller, uçmuyorlar ve tuttuklarını koparmaktan ibaretler. Benzerlerini defalarca izlediğimiz filmlerden hiç bir farkı olmayan “Howl”un en iyi yanı 89 dakika olması. 

Trene saldıran kurt adamlardan kurtulma gerilimi olarak yaratıcılıktan uzak kötü bir deneme olan Howl, yılı dört film festivalinde geçirdikten sonra ev sineması pazarında kendine seyirci arıyor. Ulumaya çalışan kurtların nefesi yetmiyor...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template