♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

When Animals Dream : Büyüme Sancıları

Her yanımızı fantastik yaratıklar ve doğaüstü kahramanların allanıp pullandığı maceralar sarmışken nihayet nefes alma fırsatı Danimarka’dan geldi... Özellikle edebiyat dünyasının başını çektiği kurt adam ve vampirleri çağdaşlaştırma harekatına daha derinden katılan 2104 yapımı “Når Dyrene Drømmer” ya da uluslararası adıyla “When Animals Dream”, bizde “Hayvan Düşü” adıyla vizyonda...

Dogma akımından nasibini almış ve Lars Von Trier’le birlikte çalışmış Jonas Alexander Arnby ilk uzun metraj denemesinde. Filmin konusunda da üç ismin imzası var: Arnby, hayranı olduğumuz “Reconstruction” ve “Allegro”nun yönetmeni Christoffer Boe ile senaryoyu da kotaran Rasmus Birch... “Umarım insanlar bunun aksiyon yüklü bir korku filmi olmadığını anlar. Bir neslin portresi, bir karakterin tasviri.” diyerek özetliyor her şeyi Arnby. Kurt adam filmi beklentisinde olanları önceden uyarıyor. Bir büyüme öyküsü bu, daha doğrusu genç bir kızın büyüme öyküsünden bir kesit... Ergenliğin ilk adımlarına dair metaforik bir anlatım...

Danimarka’da küçük bir balıkçı kasabasındayız... Babası ve hasta annesiyle yaşayan genç kızımız Marie ile tanışıyoruz... İlk sahnesinden itibaren tüm gözler onun üzerinde. Doktorun onu etraflıca muayene etmesiyle başlıyoruz ve o muayene hiç bitmiyor. Balık fabrikasında çalışmasıyla başlayan süreci gerilim tonundan çok uzakta bir büyüme öyküsü olarak anlatan Arnby, hiç acele etmeden ilmek ilmek örüyor filmi. Odaktan çıkaracak hiç bir yan yola sapmıyor, seyirciye de sadece bilmesi gerekenleri veriyor.

Annesinin bilinmeyen hastalığı, kasabalıların tuhaf tedirginliği, başka hiçbir akranı kadını görmeyişimizle desteklenen öykünün ön planında da kurt adama dönüşme kesitleri var. Küçük bir bölgedeki kıllanmayla başlayan değişimin yansımaları da büyüme ile aynı. Doktorun da “dengesiz ve sinirli bir dönemden geçecek” diyerek açıkladığı yan etkiler her ruh için geçerli ne de olsa. Marie’nin flörtleşmelesine gösterilen tepkiler, soyunma odasında yapılan şakalar gibi detaylarla işlenen baskıcı ortamı da çok iyi yansıtıyor ve tepkisini tehdidi gören bireyin özgürlük arayışıyla gösteriyor “Hayvan Düşü”... Fiziki değişimin aslında ruhundaki değişim olduğuna dair uzun bir alt metin okuması yapma fırsatı veren muhteşem 84 dakika kurt adam metaforunu da allayıp pullamadan sadece basit bir kılıf olarak kullanıyor ve bu konuda da alkışlık bir iş çıkarıyor. 

Başına ne geldiğini tam olarak bilemese de tahmin eden Marie’nin baskıcı ve dindar toplumun baskısı altında kurt adam kimliğine hiç şaşırmaması ve sahip çıkması da filmin kıssadan hissesi... Söylendiği gibi rahatsız edici değil... İlk gösterimini Cannes’da yapan film kısa sürede festival gözdesi olmuş ve ödüllerle taçlanmıştı. Yılın en kayda değer yapımları arasında gösterilen filmin festival maratonu da halen devam ediyor.

İnsanoğlu ne zaman baskı görse çığrından çıkıyor, içindeki hayvanı salıyor... Özellikle de topluma büyüdüğünü kabul ettirme döneminde daha büyük bir mücadelenin içinde buluyor kendini... Erkek için her şey çok daha kolayken, kadın her daim kendisine dayatılan rolün dışına çıkmak için bir çok engeli aşmak zorunda... Kadının içindeki kurdu terbiye etmek yerine salması çok afili bir feminist duruş oluyor... Bu duruşun sinema perdesine kurt adama dönüşme metaforuyla yansımasıysa müthiş bir ziyafet... 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template