♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Kpk 8 Yaşında!

2006 tuhaf yıldı!... Herşeyden sıkılmıştım, öyle bir sıkkınlık ki vücudumun her zerresinde hissediyordum onu... Başta ilişkimden sıkılmıştım... On yıla dayanmış, kör topal giden ama şöyle bir doğrulup uzaktan bakınca bundan sonra gidecek hiç bir yolu olmadığı görünen ilişkimden... Hayata olumsuz tarafından bakan iki ezik aşık olarak görünmekten sıkılmıştım, her yanım olumsuzluk diyen ve her dakka yakınan sevgili yüzünden her bokta boncuk bulmaya çalışan, bardaktaki doluluğu görmeye çalışan birine dönüşmem de yakındı nerdeyse... Hadi sevgili bir yana, işimden de sıkılmıştım artık... Çağın yükselen işiydi, gün geçtikçe önemi artıyordu falan ama boşvermiştim... En başta kendi bürosunda kendine çalışan grafiker olmak göründüğü kadar kolay değildi... İşinin en iyisi olmak zaten bela... Müşteri potansiyelim çok iyiydi ama artık işler tekdüze hale gelmişti... Bana bir logo yarat diyen olmuyordu, şuna benzesin buna benzesin zihniyetiyle geliyorlardı, ki delleniyordum... “Parası güzel lan, yap işte... Sanki yaratınca ne bok olacak...” replikleri yağıyordu çevremden ama dedim ya mutlu değildim, sıkılmıştım... Parayı hayatımın hiç bir döneminde önemsememiş biri olarak bol sıfırlı işten vazgeçmekte kolaydı benim için... Zaten askere gidecektim, kısa dönemdi falan ama olsun... O gidişin dönüşünde beni sıkan şeylerden de bir çırpıda kurtulmak güzel olurdu be... Planla falan da işim yoktu, zaten olmamıştı bugüne kadar... Evrenin beni kollayası gelmişti herhalde o sıralar, karşıma bir kaç kişi çıkardı... Önce bir belgeselin kurgu işini aldım... Ama kurgu deyince aklınıza gelenler değil, işi beğenmeyince ham görüntülerden yeniden yarattım, ki o süreçte tanıştığım elemanla uyuştu kafalarımız hemen... Ulusal gazetenin birinin şehirdeki temsilcisi olunca, en hızlı internetin el altında olması avantajdı... İndirilecek tonla albüm vardı ne de olsa... Sonraki tanışma daha mühim oldu sanki, sıkıldığım sevgilinin okul arkadaşı bakmış mezun olunca bir bok yok, internet kafe açmış... Gittik “hayırlı olsun”a... Hem de ben tanışacam elemanla işte... Hatta pek iyi tanışma olmadı... Dedim ya sıkkınlığım had safhada... Eleman elini uzatıp adını söylediğinde, “O ne amk... Öyle isim mi olur lan...” demiştim pat diye... Öyle bir tanışma, ama anladı herifçioğlu fabrika ayarlarımın zaten bu olduğunu... Neyse efendim uzatmayayım, bıraktım kendi büromu, dönüşümlü olarak iki elemanın yanında takılıyorum paso... Baktım gazetede iş çok oluyor, interneti fazla kullanamıyorum ben de verdim ağırlığı internet kafeye... Elemanda anlayınca durumu, “hafta sonları sen dükkana sen bak” deyince “allah” dedim tamamdır, ana masada yardırırım albümleri... Tabii bu durum öyle kalmadı, eleman sıkılmış belli, dükkanı açıp kapayan oldum kısa sürede... O ara müşterilerle kaynaşma halindeyim malum, bir kıza takıldı gözüm... Taze ergen, kokoş bir hatun... Dükkana kendisinden önce leş gibi parfüm kokusu giren, sürekli tiril tiril elbiselerle moda takipçisi midir, özentimidir anlamadığım bir hatun... Ne giyse farketmez, dükkana film sahnesi gibi girerdi hep... Önce parfüm kokusu, sonra topuklu sesi, çakma uzun sarı saçlar, güneş gözlüğünü çıkarıp “ben yine geldim, hangi masaya oturayım” sorusu... Bununla da bitmiyordu, sürekli bir emir verme hali... İçecektir, yiyecektir illa sipariş geçmeler, birşeyler sormalar bitmek bilmeyen bir azap... Neyse efem, bu sorulardan birinde ekrana bir baktım, farklı farklı kıyafetlerle fotoğrafları olan bir sayfa açık önünde... Nedir bu diye sormaz olaydım ama sormuş bulundum... Hayatımın en uzun cevaplarından birine şahit oldum, altı üstü nedir bu dedim lan... Hatun utanmasa internetin keşfinden başlayacaktı nerdeyse... İşte “an” tam da o andı... Blogspot denen şeye kaydolup, sonra da kendine adres alıyormuşsun sonra yardırıyormuşsun... Blog denen yeni mecra New York’ta yeni trendmiş... Sanırsın olay amerikan ellerinde geçiyor... Hemmen ana masaya dönüp hızlıca gmail hesabıma girdim ve hiç düşünmeden bodakedi adresiyle sefere çıktım... 14 Kasım 2006 itibariyle ilk entry doğal olarak bir şiirdi... 

İşte kpk’nın şiiri de böyle başladı... Sıkkın bir zaman diliminin ondan da sıkkın döneminde açılan bu kapıdan bugüne dek 4000’e yakın yazı geçti... Neler olduğuna dair küçük bir özete gerek yok sanırım... 

Yayındaki yedi yıl geride kaldı... Bu süre boyunca, bağırıp çağırmadan, kimseye yalakalık yapmadan, sözünü sakınmadan, özgürlüğüne sonuna kadar bağlı kalma adına her kuruma aynı mesafede kalmaya çalışarak, etkinlik ve festival gibi davetlerden uzak durarak sadece keşfedilmeyi bekledi bu koleksiyon... Keşfedenlere selam olsun...

Notlar:
* Fotoğraf; isim babamız “Ulysses' Gaze” filminden, tam da repliğin geçtiği odadan kare...
* Muhtemel sorular gelebilir, sonra ne oldu diye... Sıkıldığım bir ilişkim, internet cafeci bir arkadaşım ve trend manyağı o hatun hiç olmadı ki yahu... Yoksa oldu mu? :))


Share this:

1 yorum :

  1. Blog aleminde 8 yıl dile kolay!
    Umarım daha nice seneler takipçin oluruz.

    Sevgiler

    YanıtlayınSil

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template