♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Aşk Kırmızı : Kırmızı Kalmamış, Patlıcan Moru Verelim...

Sezonun en promosyonlu filmi “Aşk Kırmızı”, sonunda dvd raflarında sinemada pas geçen izleyicilerini beklemeye başladı. Künyesiyle dikkat çekmeye başlayan film, vizyona girene dek medyada sıkça yer bulmuştu kendine... Önce hareketli afiş geldi, sonra Mehmet Turgut imzalı afiş, Mehmet Erdem müzikleri derken son olarak, bolca soruyla çağırdı sinemaya herkesi... Cevabını da peşinen vermişti: “Aşk kırmızı… Sadakat ne renk? Rengini sen seçemezsin, aşk seçer”

Aşk, sadakat ve çaresizliği üç kişilik dünyaya sığdırmaya çalışan film, sıkça tutku dolu ve bir o kadar da sarsıcı olduğunun altını çizmişti... Osman Sınav’ın yazıp yönettiği, Nurgül Yeşilçay, Tayanç Ayaydın ve Ezgi Asaroğlu’nun başrollerini paylaştığı “Aşk Kırmızı” aslında daha fragmandan belli etmişti kendini... Daha fazlasına pek gerek yoktu ama, tutamadık kendimizi izledik velhasıl...

İlk aşkına olan tutkusu ile çok sevdiği karısına olan aşkı arasında kalan bir adamın çaresizliğini anlatma çabasını, izleyicisine sorular sorarak aşk ve sadakat kavramlarını sorgulatmaya çalışarak ilerlemeye çalışıyor “Aşk Kırmızı”... “İki kişiyi seviyorsan hangisine sadık olacaksın?”, “Bir adamın ilk aşkıyken, ‘öteki kadın’ olabilir misin?” ve “Seninle aynı adamı sevdiği için onu suçlayabilir misin?” gibi yüzleşilmesi ve cevaplanması zor sorularla baş başa bırakılmak isteniyoruz... Ama maalesef hiçte öyle olmuyor...

Ferhat ile Zeynep’in öpüşmelere doyamadığı sahneyle yapıyoruz açılışı... Birbirlerine “Kocammmm”, “Karımmmm” diye hitap eden sevgi pıtırcığı çiftimiz ilk kez ayrılıyor... Erkeğimiz iş gezisine çıkmak zorunda, pıtırcıktan hallice öpüşmeleri de havaalanında gerçekleşiyor... Sonrası Ferhat’ın bir barda Nazlıgül’ü görmesi... Aşka üçüncü kişinin duhul edişini müteakip, Ferhat ile Nazlıgül birbirlerine uzuuun uzuuuun melül melül bakıyor... Bilahare konuşmadan, öküz ile trenin arasındaki o meşhur bakışmayı kıskandırması kuvvetle muhtemel bu bakışmayı, iliklerine kadar hissediyorlar... Lakin bize hissettiremiyorlar o ayrı... Sonrası klasik, seviştik unutalım, yok olmaz ben görmeden duramam vs... Ferhat, kalıyor ikilemde... Bir yanda sevgilisi Zeynep, diğer yanda yıllar sonra karşılaşılan ilk sevgili Nazlıgül... Ne yardan geçerim, ne de serden deyince filmimiz dala budağa sarıyor...

Bu dal budak sarma hali bir türlü seyirciye yansıyamayan bir hal... Öyle ki, aşkın kırmızısı sadece Nazlıgül’ün üstündeki elbisenin rengi olarak kalıyor... Ferhat’ın karısına olan aşkı ve bağlılığı hayli komik ve geçiştirilmiş olunca, lafta kalıyor... Nazlıgül’e biçilen rolün fahişelik olması, filme sözde dram eklesin diye seçilmiş ama o kadar saçmasapan bir öyküyle gelen bu durum senaryonun en zayıf yeri... İlk aşka dair anlatılan geçmiş, bir şekilde kurtarıyor belki ama birbirlerinden kopmalarına sebep olan olay ile başlayan silsile finalimize de sebep doğurduğu için tamamen komik bir hal alıyor... Nazlıgül’e biçilen öykünün anlatılmak istenenlere hafif kalması, Zeynep’i neredeyse hiç tanıyamayışımız, Ferhat’ı da yarım yamalak anlamaya çalışmamızla ortada bir aşk üçgeni kurulamayınca, tüm sorular askıda kalıyor... Osman Sınav gibi iyi bir hikaye anlatıcısı, en azından daha mantıklı bir senaryo çatısı seçebilirdi kendine... Bu haliyle hem inandırıcı değil, hem mantıksız... Bu da seyircinin filme kapılmasının önünde engel oluşturuyor... 

Kötü senaryoya kurban giden aşk, Zeynep’in hissedebildiği ve birazcık seyirciye de aktarabildiği duygu kırıntısı olarak kalabiliyor sadece... Sonrasında ne olsa boş demekte mümkün değil... Zira final öncesi kötüyü de aşan seçimler var ki, gülmemek elde değil... Finale diyecek söz ise yok... Sınav, seçtiği yan öykünün doğurduğu finalle kolaycılığa kaçmış... Seyircisini yüzleşilmesi ve cevaplanması zor sorularla baş başa bırakmaya çalışan film, aynı çabayı senaryo için gösteremiyor ne yazı ki... 

Eni sonu belirtelim aslında, Aşk dediğimiz iki kişiliktir ve üçüncüye yer yoktur hiç... Bu yargıyı kırmakta göründüğü kadar kolay değil... Üçüncüye yer açmaya çalıştığınızda, inandırıcı bir senaryo gerekiyor... Duyguları veremez, bakışmalarla ilerlemeye çalışır, tutkuyu da öpüşmeyle cinsellikle vermeye çalışırsanız, üstüne bol bol Mehmet Erdem müzikleri bindirirseniz, ver coşkuyu olmaz o iş... Şişer o aşk, balon misali... Bir adamın; karısına olan sevgisini lafla, yeniden karşılaştığı ilk aşkına olan sevgisini uygulamayla göstermeye çalıştığı “Aşk Kırmızı”da arasakta kırmızı bulunmuyor bir türlü... Kötü senaryonun hediyesi olarak mor var elde, hem de en patlıcanından... Tabi yerseniz...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template