♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Barrens : Gidersen Ormana, Yem Olursun Şeytana

Testere fenomeninin peşpeşe üç filminde yönetmen koltuğunda oturarak adını duyuran Darren Lynn Bousman, yeniden bildik sulara dönüş yapmayı seçerek, kendi yazdığı senaryoyu çekerek seyircisini ormana davet ediyor... Kariyerinin dokuzuncu uzun metrajını, birde dizi dünyasının popüler ismiyle destekleyerek çıkmış vizyona...

Milenyumda oluşan korku sinemasındaki yönetmen boşluğu sayesinde adını duyduğumuz yönetmen, kariyerine de tam milenyumda başlamış. Beğenilen kısa filmle başlayıp, izleme şansımız olmayan ilk uzun metraj sonrası, Testere serisinin 2, 3 ve 4. filmlerini yöneten Bousman, serinin alışıgeldik formülünü başarıyla uygulamıştı ama sanki kim yönetse değişmez gibiydi... Seriden hemen sonra, serbest denemeye girişip “Repo! The Genetic Opera”yı çektiğindeyse önemli bir külte imza atmış oldu... 2006’da çektiği kısa metrajı uzatmanın hayli başarılı sonuç vermesiyle, farklı film arayan kitleyi sevindirmişken, bir yeniden çevrime imza atması, bir o kadar tuhaf oldu... Ki “Repo!...” kariyerinin zirve noktasıyken, yeniden çevrime girişmekle kalmadı, üstüne birde, nabza şerbet “11-11-11”e imza atarak iyice şaşırttı... Ama Bousman’ın ilginçlikleri bununla bitmiyor... 2012’ye iki film sığdıran yönetmen, hem serbest denemeye hem de ana akıma örnek vermeyi tercih etmiş... Serbest deneme “The Devil's Carnival” yine korku müzikali, yine iyi... “The Barrens” ise ana akım seyirciyi memnun edebilmek adına kimseye yaranamayan gereksiz bir girişim...

Bousman deyince, aklıma “kafa karışıklığı” geliyor bu yüzden... Yönetmenin filmografisinden de bunu görmek mümkün... Ki, o filmografide parlayan işlerin hep uyarlama olması ilk bakışta öne çıkıyor... Testere zaten, o geldiğinde yaratılmış bir seriydi... Bir yeniden çevrim ve iki uyarlamadan sonra elde kalan “11-11-11”in hedefe yaklaşamayı bile beceremiyen, sıkıcı ve klişe bir filmdi... “The Barrens”da aynı yolun yolcusu...

Amerika’nın olmazsa olmaz uydurma mitlerinden birinden desteklenen film, artık yenilenme adına çorbaya döndürülen korku filmlerinden biri olarak kurmuş yapısını... Kamp alanında gezindiğine inanılan bir varlık, ana tehdit unsuru... O unsura varana kadarda, sık kullanılmış bir prototipi merkeze alıyor... Açılışta, o meşhur yaratığı hissettirmeyi seçiyor ve o tehdidin yeni kurbanlarına geçiyor...

İkinci evliliğini yapmış bir adam, parçalanmak üzere olan ailesini kurtarma girişimiyle, hafta sonunu kampta geçirmek istiyor... Ergen kızı, üvey annesiyle geçinemiyor elbette... Ürkek küçük oğulda çekirdek aileyi tamamlayan üye... Klasik bir dizi olay sonrası, kampın zehir olmasına kadar varıyor olaylar ve bildik bir finalle sona eriyor... Bu sona erişe itirazımız yok ama, ortada doğru dürüst işleyen filmde yok... 

Bousman bir türlü atmosferi kuramıyor... Kuramayınca da, herşey gözünüze batıyor ilkin... Sonrası daha fena, ne tutarlılık var ne devamlılık... Bolca hata arasında bir yönetmenin final için seyirciyi ikilemde bırakma merakı eklenince, karşımızda her dakka her şeye meyleden tuhaf bir çorba çıkıyor... Mantıksız olaylar dizisi, karakterlerin de önünü tıkıyor en başta... Yan öykülerinde birden bire ortaya çıkması gibi şeylerse senaryonun affedilmesi güç hataları... Örneğin birden aslında kamp yapma isteğinin, adamın babasının küllerini savurmak olduğunu görüyoruz... Meğere çocukken gelmişler buraya... Korkuyu, gerilimi yaratacak senaryo yok ortada tamam da, teknik anlamda da gerebilecek birşey yok... Görüntü yönetmenliği desek zayıf, renkler falan zaten hak getire... Bousman, belli ki kafası karışık şekilde girişmiş filme... İki yöne savrulabilecek bir öykü yarattığını düşünerek çekmiş... Muhtemelen bolca sahne çekmiş ve son kurguda yaratmış filmi... Aksi halde, filmin neyi anlatmak istediğini, neden çekildiğini anlamak mümkün değil... Kan desek zaten hiç yok... Herkes izlesin, her şeyi düşünsün ve finali merakla beklesin düsturuyla gidilen ormandan, düşünülenin tam tersine temposuz, her dakkası boşa geçen ve ilgi uyandırıcı tek sahnesi olmayan bir filmcik çıkmış... Kötü olmak için bile fazla kötü... 

Her korku/gerilim takipçisinin içindeki kötü olduğunu bile bile izleme dürtüsüne, yazının başlığını uyarlamak en doğrusu sanırım... Gitmeyin Şeytanın Ormanı’na, yem olmayın içinizdeki korku canavarına...


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template