♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Film Kritikleri

Kitap Kritikleri

Dizi Kritikleri

Son Yazılar

Milo Ventimiglia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milo Ventimiglia etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İlk Bakış: Kiss of the Damned

Perşembe, Şubat 28, 2013
Vampir aşklarından doğan gerilim filmlerinin beyazperdeyi işgali sürüyor. Milo Ventimiglia’nın güzel bir vampirin tutkusunun peşinden gittiği “Kiss of the Damned”in fragmanı ve ilk afişi yayınlandı.

Küçük oyuncu olarak üç filmde rol aldıktan sonra, 2000 yılında kısa filmi “Dust” ile kariyerine yeni başlangıç yapan, 2004’te “Z Channel: A Magnificent Obsession” dökümanteriyle ses getiren Xan Cassavetes, senaryosunu yazdığı filmle ilk uzun metraj sınavını veriyor. Filmin oyuncu kadrosunu Milo Ventimiglia, Joséphine de La Baume, Roxane Mesquida, Anna Mouglalis, Michael Rapaport ve Riley Keough oluşturuyor. Ventimiglia’nın vampire aşık oluşunu pompalası dışında herhangi bir adını duyurma etkisi taşımıyor. Ağırlık hikayede... Hikaye ise yetişkinler için Alacakaranlık havasında...

Güzel vampir Djuna, yakışıklı senarist Paolo'nun çekiciliğine karşı koymaya çalışırken, kendini tutkunun ortasında bulur. Baş belası kız kardeşi Mimi aniden onu ziyarete gidince, Djuna'nın aşk hikayesi tehdit altına girer ve tüm vampir dünyası ona düşman olur.

Hikayenin orjinal olduğunu söylemek elbette mümkün değil, Cassavetes isminin dikkat çekiciliğinin perdeye nasıl yansıyacağına dair merak daha büyük elbette... Lakin fragman özellikle de müzikleriyle pek leziz görünüyor... Küçük ölçekli film, geçtiğimiz yıl Stockholm Festivali’nde yaptığı prömiyerde çok beğenilmese bile, Amerika’da 3 Mayıs’ta gösterimde... Buralara uğrama şansı pek görünmüyor, ama bir yerde rastlandığında bir göz atmadan geçilmez gibi...



Adam Sandler’lı “That’s My Boy”dan Yeni Fragman

Perşembe, Haziran 07, 2012
Komedi filmi “That’s My Boy”dan yeni bir fragman yayınlandı. 

Adam Sandler’ın vergi kaçırmak suçundan hapise girmekten kaçınan ve görüşmediği zengin oğlunu (Andy Samberg) kullanan adamı canlandırdığı filmin diğer oyuncuları Leighton Meester, James Caan, Milo Ventimiglia, Will Forte ve Vanilla Ice. Filmin yönetmeniyse umut vaadettiği söylenen Sean Anders...

“That’s My Boy”, 15 Haziran’da gösterime girecek. Bizde gösterime girip girmeyeceği ise henüz meçhul…



Alexa Davalos, L.A. Noir Kadrosunda

Çarşamba, Mart 14, 2012
Frank Darabont’un yeni projesi L.A. Noir’de işler son hızla devam ediyor. Darabont, bir  senaryoyu yazarken bir yandan da kadroyu genişletiyor.

Jon Bernthal’ın ana karakter Joe Teague’yi oynayacağı diziye esrarengiz güzel Jasmine’i oynamak üzere Alexa Davalos katıldı. Türk izleyicisinin de yakından tanıdığı Davalos, son olarak Clash of the Titans’ta yer almıştı.

Angel dizisiyle ekrana yabancı olmayan aktrist, The Chronicles of Riddick’ten de hatırlanabilir. Milo Ventimiglia, Jeremy Strong ve Neal McDonough ile birlikte şimdilik kadro ilgi çekici görünüyor. 

Roman uyarlaması olan L.A. Noir, seyirciye tempolu bir suç draması vaadediyor. Olayların 1940’lı yıllarda geçmesi de işin bonusu…

Milo Ventimiglia L.A. Noir Kadrosunda

Çarşamba, Şubat 22, 2012
Heroes’un yıldızlaştırdığı Milo Ventimiglia bir dizi filmden sonra beyazcama geri dönüyor. Hemde mafya babasının avukatı olarak.

Frank Darabont’un yeni projesi, L.A. Noir kadrosuna katılan Ventimiglia, ünlü mafya babası Mickey Cohen’in kirli işlerini halleden avukat Ned Stax olarak karşımıza çıkacak.

Darabont’un aynı adlı romandan uyarlayacağı dizi, L.A.P.D. şefi William Parker ile boksör eskisi gangaster Cohen arasındaki savaşı anlatacak.

TNT’nin önümüzdeki sezon yayınlayacağı dizi için Darabont, yazarlık ve pilot bölüm yönetmenliği için son hızla çalışıyor.

Kıyamet Güzellemesi The Divide'dan Fragman

Çarşamba, Ekim 12, 2011
Kıyamet günü güzel bir drama malzemesi. “The Divide”ın sinema fragmanı da internetteki yerini alarak bunu kanıtladı.

Film, nükleer bir patlamanın ismi belirsiz bir Amerikan şehrini tehdit edince, ordaki insanların sığınaklara gönderilmesi ve orda başlayan hayat mücadeleleri anlatılıyor.

Oldukça kanlı sahneler içeren fragmanda da dendiği gibi: “Şanslı olanlar patlamada öldü”. 

Forntiers ile adını duyurduktan sonra Hollywood'a kapağı atan, Hitman'i yönettikten sonra yeniden gerilime dönen Xavier Gens'in yönettiği film, şimdiden büyük beklentiler yaratmış durumda. Lauren German, Milo Ventimiglia, Michael Eklund, Rosanna Arquette ve Michael Biehn'in oluşan oyuncu kadrosunda özellikle Biehn'in performansının muhteşem olduğu söyleniyor...

Kadavra / Pathology

Salı, Temmuz 08, 2008
Adı gibi Patolojik!
“Patoloji, hastalık (Yunanca pathos) çalışması ve bilimi (Yunanca logos) kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuş hastalıklar bilimi anlamına gelen bir sözcüktür. Ayrıca belirli bir bozukluğun tipik özellikleriyle birlikte bütününe patoloji denilebilir.
Patoloji (hastalıkbilim) özellikle altta yatan hastalıkla ilgili hücrelerdeki, dokulardaki ve organlardaki yapısal ve işlevsel değişikliklerin tanınması, araştırılması ve incelenmesiyle ilgilenir.
Patoloji alanında uzman olan kişilere patolog veya patoloji uzmanı denmektedir.
Adli patoloji, insan vücudundaki tüm olağandışı bulguları araştırır. Genel olarak ölüm ve yaralanma olgularını inceler. Aynı zamanda otopsileri yapar.
Patolojik sıfatı "patolojiyle ilgili, anormal, bozulmuş, çalışmayan, işlemeyen" anlamlarında tıpta yaygın olarak kullanılan tıbbi bir terim ve sıfattır. En çok anormal anlamında kullanılır.”
Her bedenin bir sırrı vardır. Bazılarına göre patoloji Tanrı’ya açılan bir kapıdır. Doktorlar ölümün sebebini belirleyebilmek için her türlü doğal olmayan yoldan (şiddet kullanılarak, zehirle, delilikle…) insan bedeninin anormal hale gelmesine ve bozulmasına şahit oluyorlar. Onlar bu sayede kurallara aykırı oyunların uzmanı. Tanısı imkansız gibi görünenler de dahil her türlü ölüm nedenini teşhiste en iyiler.
Tıp öğrencisi Ted Gray (Milo Ventigmiglia) okulunu birincilikle bitirir. Ülkenin en prestijli patoloji programlarından birine katılmaya hak kazanır. Son derece yetenekli olan Ted, kısa sürede programın elit ve ayrıcalıklı stajyer doktorlarının dikkatini çeker. Bu ekip Ted’i kendi gruplarına davet eder. Yeni arkadaşları merakını uyandırır. Bu sayede hiç beklemediği bazı sırları keşfeder. Farkında olmadan onların morgda saatlerce süren tehlikeli ve gizli oyunlarının bir parçası olduğunu fark eder. İyi bir doktorken, Hipokrat yeminini unutan bir katile dönüşür Ted… Bulunduğu otobüste yaşlı bir kadın kalp krizi geçirir, doktor var mı sorularını duymazdan gelip inecek kadar değişmiştir. Üstelik gruptaki kızlardan biri ile hayli şehvetli bir ilişki de kuracaktır.
Patoloji bilim dalıyla uğraşan uzmanlar rutin olarak organları çıkartıp tartıyorlar, gögüs kafesini açıp ölü bedenlerin içine ulaşıyorlar. Filmde de görünen her şey gerçek. Her gün her patoloji laboratuarında ve her morgda yapılan işlemler aynen filmde de uygulanıyor.

Avrupa’nın en büyük reklam şirketi Markenfilm’de çalışırken, en çok aranılan uluslar arası reklam yönetmenlerinden biri olan; Mercedes-Benz, Lexus, Audi, BMW, Toyota, Ferrero, Mazda, Volkswagen, Unilever gibi firmalar için yaptığı çalışmalarıyla çok sayıda ödül alan Marc Schölermann ilk sinema filmine imzasını atıyor. Hem de “Crank / Tetikçi” ile yıldızları parlayan Brian Taylor ve Mark Neveldine ikilisinin senaryosu ile. Tetikçi ile küçük ama etkili dokunuşlarda bulunan ikilinin senaryosu ile giriş yapmak kağıt üzerinde güzel görünüyor.
Üstelik iyi oyuncu kadrosu da cabası… Son olarak Heroes ile parlayan Milo Ventimiglia, Patron Kim dizisi ile genç yaşta şöhret olan Alyssa Milano ve Scrubs, Frasier, Six Feet Under başta olmak üzere birçok diziden tanıdık sima olan Michael Weston öne çıkan oyuncular olarak görünüyor.
Ama daha filmin ortalarında hikayenin ne kadar aksak olduğu belli oluyor. İyi oyunculuklara ve sıra dışı konuya rağmen film bir türlü ne yana gideceğine karar veremiyor sanki. Bir arada kalmışlık havası mevcut sürekli...
Aslında tıp öğrencilerinin sıra dışı deneylerine daha önce de şahit olmuştuk. Yine bir Alman filmi olan “Anatomy” 2000 yılında çok farklı bir gerilim yaşatmıştı izleyene. 3 yıl sonra gelen devam filmi ile kilometre taşlarından biri oldu.
“Kadavra” ilk önce çılgın pataloglar grubunun yapacağı çılgınlıkları ve işleyecekleri cinayetlerin gerilimini göstereceği izlenimini verse de ortalarından sonra tamda yol ayrımında her şeyi denemeye soyunuyor adeta.
Testere’den ödünç alınmış kanlı sahneler mevcut. Özellikle final sahnesi bolca hatırlatıyor. En garibi de öyküye hiçbir katkıda bulunmayan cinsellik sahneleri. Ted ve Julie arasındaki tutkulu ilişki başka bir filmden gelmiş gibi duruyor ve sık tekrarlarla sıkıcı oluyor.
“En mükemmel ve tanı konulması imkansız cinayeti kim işleyecek” sorusunun peşinde sürekli cinayet işleyen doktorları izlerken bir yandan da “İnsan doğası gereği öldürür” yargısını yememiz bekleniyor. Ama zayıf senaryonun her şeyi birden verme sevdası yüzünden arada kaynayıp gidiyor.
Ted’in nişanlısı yanına geldikten sonra öykünün kıskançlık ve intikam filmine bürünmesi ise tam bir fiyasko. Ted’in toplu intikam sahnesi ve sonrasında her şeyi adeta göze sokarcasına anlatarak yapması da senaryo zayıflığının göstergesi…
Sonuçta Kadavra, ilk yarısı boyunca hazırlığını yaptığı her şeyi çöpe atıp alakasız yönlere savrulduktan sonra iyi bir finalle biten garip bir film olarak, kalakalmış seyircisiyle aynı kaderi paylaşıyor….
 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template