The Remains : Gecenin Tam Üçünde

Pazartesi, Ağustos 15, 2016 by Serkan Murat KIRIKCI
James Wan’ın “The Conjuring” ile yeniden hatırlattığı perili ev, lanetli objeler ve ruh çağırma seansları konseptli gerilimlere olan ilgi günden güne büyürken senaristler de boş durmuyor ve benzerlerini üreterek her fırsatta mış gibi yapıyor. Hazır gündemdeyken ve seyircinin de ilgisi varken bu konsept özellikle ilk yönetmenlik denemesi için biçilmiş kaftan halinde. Seyircinin alıştığı formülle konuyu oluşturmak ve karakterleri yaratmak çok kolay... Üstüne bir iki sahne kurup seyirciyi zıplatınca vasatı aşmak mümkün... 2016 yapımı Amerikan işi “The Remains” de bu cazibeye kapılanlardan.

“The Remains” bir ilk film. Sinema kariyerine kamera asistanı olarak başlayan ve her işe koşturan Thomas Della Bella ilk uzun metrajına soyunmuş. 2014 yılında çektiği aynı adlı 13 dakikalık kısa metraj korkusunun beğenilmesi üzerine uzun metraja dönüştürmüş. Festivallerde gezinen, beğenilen ve adaylıklarla ödül kovalayan kısa filmin başarısı üzerine konuyu genişleterek eldeki projeden 85 dakikalık bir film çıkarmış Della Bella. Todd Lowe, Brooke Butler, Hannah Nordberg, Dash Williams ve Ashley Crow da oyuncu kadrosunun başını çeken tanıdık simalar olmuş.

Beğenilen sahneleri, objeleri ve evi koruyarak yeni oyuncularla yeniden “action” demiş Della Bella. Hikayesini derinleştirme fırsatını da bol bol kullanmış. En iyi etkiyi de açılış sahnesinde yakalamış. Çok iyi açılar ve atmosferle kısa film tadındaki açılışla seyircisini 1891 California’sında karşılıyor. Madame Addison’un Spiritüalizm evinde bir karı kocanın kayıp çocukları için yapılan ruh çağırma seansına şahit oluyoruz. Bu heyecanlı başlangıç filmin devamı için de umut veriyor. Günümüze geçtiğimizde aynı evi görüyoruz. Üç çocuklu dul bir babanın, eşinin ölümü sonrası yeni bir başlangıç için eve taşınmalarına şahit oluyoruz. Çocukların tavan arasında gördükleri eski sandığı açmalarıyla her şey değişiyor...

“The Remains” kısa metrajdan uzun metraja dönüşen çoğu korku gerilim gibi hikâyeyi derinleştirirken odağını kaybetme sorunundan muzdarip. İyi açılış yaparak hikâyeyi günümüze taşıyan Della Bella, yarattığı klişe karakterlerle attığı ilk kötü adımla kontrolü kaybediyor. Eşini kaybetmiş bir adam, biri yetişkin üç çocuğuyla yeni eve taşınır. Kocaman evin bu kadar ucuz olmasından da nasılsa şüphelenmez. Tanıdık geldi değil mi? Garip olaylar başladığında da uyanmaz duruma. Çocuklarının garip davranışlarını da fark etmez. Sıradan karakterler atağının en kötüsü de yetişkin kızının erkek peşinde koşan sürtük olmasıdır ki hikâyeye hiçbir faydası olmaz. Eee elde ne kaldı o zaman? Perili ev klişeleri... Tavan arası kapısının açılması, garip sesler, karanlığın içinde bir anda belirmeler, eşyaların devrilmesi gibi ucuz numaralar. Yönetmenin senaryo ilerledikçe dağılmasının en önemli sebebi bir türlü karar verememiş olması. Bu bir perili ev filmi mi, yoksa lanetli objeler gerilimi mi? Bu yüzden atmosferi bir türlü kuramıyor, seyircisini de o eve hapsedemiyor bir türlü. Açılış sahnesinde vurgulanan “saat üç tam olarak gece yarısıdır” vurgusunun da gübresini çıkarıyor. Ne olacaksa saat 03’de olacak tamam da, neden olacak sahi? Bir diğer sorun da baba ile çocuklar arasındaki uyumsuzluk. Della Bella çocuklardan çok iyi performans almasına rağmen sanki bunu fark etmemiş gibi onları geri planda bırakıyor. Yakın planlarla vurgulamak yerine sürekli babayı merkeze yerleştirmeye çalışıyor. Finale doğru iyice dağılan filmin olası etkili finali de bu yüzden heba oluyor.

İyi başlayan ama geçen her dakikada dağılan “The Remains”, merak duygusundan beslenirken ite kaka ilerleyen ve vasatı aşamayan bir deneme. Thomas Della Bella’nın kısadan uzuna geçişte nefesinin yetmediğinin belgesi...


0 blogger-facebook:

Yorum Gönder

Etiketler