♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

The Challenger : Meydan Okumadan Yükselemezsin

Rocky serisinin yeni kuşakla yeniden dirildiği, “Southpaw”ın 2015’in en iyi filmlerinden biri olarak ilan edilmesiyle sinemacılar kamerasını yeniden ringe çevirmeye başladı. En vasat öykünün bile adrenalin harmanıyla seyircinin kalbini kazandığı ortamda boks filmleri ilgi görmeye devam ediyor. Varoşlarda yaşam mücadelesi veren gençlerin tüm yaşanmışlıklarını yumruklarında biriktirmesi halen ana şablon. 2015 yapımı “The Challenger” da bu şablonu kullanarak ringe çıkıyor.

The Challenger hem bir ilk film hem de son. Müzisyenlik kariyerine aktörlüğünü ekleyerek kısa filmlerle ısınma turları atan New York’lu genç Kent Moran ilk uzun metrajında. 2010’da ilk senaryosunu “Listen to Your Heart” ile kotaran Moran aldığı övgülerden iki yıl sonra bir boks filmi için startı vermiş. Senaryosunu da kotardığı The Challenger’ın başrolünü de üstlenmiş. Öğretici rolünü de Michael Clarke Duncan üstlenmiş. Filmin kaderi de böylece belirlenmiş. 2012’de Bronx’da set diyen Moran ve ekibinin planları Duncan’ın zamansız ölümüyle alt üst olmuş. “The Green Mile”daki John Coffey olarak ölümsüzleşen sinemanın dev adamının kaybı sonrası film uzun süre masada beklemiş. Nihayet üç yıl sonra son şekli verilmiş ve 2015 Mart’ında izleyiciyle buluşmuş. Yılı festivallerde geçiren film bolca övgü alarak ödüllerle de taçlanmış.

Klasik bir öykü anlatıyor The Challenger. Rocky I’in senaryosunu birkaç düzeltmeyle aynen kullanan Moran, kamerasını Bronx’lu bir gencin üzerine tutuyor. Tutunamayan gençlerden biri olan Jaden çıkış arıyor. Annesiyle yaşayan, oto tamircisinde çalışan gencimiz parasızlıkla boğuşuyor. Aradığı çıkışı da dövüşmekte buluyor. Efsanevi boks antrenörü Duane ile yolları kesişiyor ve macera başlıyor.

Tamamen hikayesine odaklanan Moran, kahramanının hayatını da salt bokstan ibaret kılmayı tercih etmiş. Hiçbir yan öykü anlatmıyor, dağılmıyor. Gözler bir Adrian arasa da, Jaden bir yalnız kurt.  Sıkı çalışarak ringe çıkacak ve önce gizli kapaklı dövüşlerde amatör boks maçlarıyla pişecek. Sonrasıysa meydan okumak olacak. Filme adını veren “Challenger” ünvanlı boksörlere meydan okuyarak maç almaya çalışanlara deniyor. Jaden da gözünü bir şampiyona dikerek yolunu kısaltıyor.

Duncan ile Moran’ın iyi bir takım olduğu film tamamen amatör ruhla işliyor seyircisinin içine. Bu amatör ruh sayesinde dökümanter havası da taşıyor. Zaten filmin tek özelliği de o. Hikayesini anlatmak için 95 dakikayı hiç başka yöne sapmadan, dağılmadan kullanan Moran bildik ve çok klişe bir senaryosu olsa da seyirciyi filmde tutmayı başarıyor. Nasıl başladıysa öyle gidiyor. Herhangi bir anında tansiyonu, tempoyu yükseltmiyor Moran. Duncan’ın antrenör olduğuna inanmak kolay ama Moran’ın boksör olduğuna inanmak zor. Beyazperde de görmeye alıştığımız tiplemelerin uzağında. Sessiz, sakin, patlamaya hazır bir hali de yok.

Kapanış jeneriğinde Michael Clarke Duncan’ın bolca gülümseyerek memnuniyetini gösterdiğini anlarla ayrı bir yere konuşlanan The Challenger, öykü odaklı tüm hesapların tuttuğu bir spor draması. Meydan okuyan bir boksörün hikayesini meydan okumadan anlatıyor. Göreceğiniz yeni bir şey yok ama izlediğinize pişman da etmiyor. İlk yönetmenlik denemesinde beklenmedik övgülere boğulan Moran hakkında karar vermek içinse bir sonraki filmini beklemekte fayda var.


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template