♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Diablo : Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri

Seri üretimlerle yeni kuşakların ilgi ve sevgisini kazanan westernler “The Revenant”ın oscar adaylığının da etkisiyle yükselen gözde olmaya devam ediyor. Dönemin kıyıda köşede kalmış insanlarının zorlu yolculukları en favori konu. 2015 yapımı “Diablo” da gerilim harmanıyla bu yolun yolcusu. Üstelik başrolde oğul Eastwood var...

Video pazarı için üretilmiş filmlerin senaristi Carlos De Los Rios ve yönetmen Lawrence Roeck ikinci kez bir arada. İkilinin ilk ortak senaryoları olan gençlik draması “The Forger” 2012’de Roeck’in ilk yönetmenlik denemesiydi aynı zamanda. Lauren Bacall’ın son filmi olarak kayıtlara geçen film oyuncu kadrosuyla dikkat çekmiş ve en azından vasatı aşarak beğeni toplamıştı. İlk filmlerinin çömez oyuncusu Scott Eastwood’a bu kez başrolü veren ikili, Walton Goggins, Adam Beach, Camilla Belle ve Danny Glover ile kadroyu tamamlamış.

Mark Twain alıntısı “İyi de kim Şeytan'a dua eder? 18. yüzyılda insanlar buna en çok ihtiyacı olan bir günahkara dua ediyordu.” ile açılıyor Diablo. 1872 yılının erken kışında Colorado Bölgesindeyiz. İç Savaş'tan 7 yıl sonrası ve halen bunun izlerini taşıyan, toparlanmaya çalışan ülkede bir gaziye odaklanıyoruz. Jackson ile tanışıyoruz. Evinin ve ahırını yakan adamlar karısını da alarak kaçınca ona düşen de peşlerinden gitmek oluyor. Silahlarını kuşanarak yola düşüyor ve macera başlıyor. İyi ile kötü arasındaki çizginin neredeyse yok olduğu ortamda Jackson her şeyi riske atmayı göze alıyor.

De Los Rios ve Roeck modern western metodlarını kullanan senaryolarını ikiye bölmeyi tercih etmiş. İlk yarıda seyircinin kahramanın yanında yer almasını ve peşinden gitmesini planlamışlar. Ortamın tehlikesini de göstererek her an ölümle burun buruna olma halinden beslenmeye çalışmışlar. İç savaş sırasında bir adamın öldürmekten zevk aldığını ve şeytan olarak adlandırıldığı rivayetini de ortaya atarak kötülüğün hasadını da biçiyorlar. İkinci yarıdaysa o şeytanla tanışmanın seyirciyi etkilemesini, şok etmesini bekliyorlar. Ama hesaplar tutmuyor. En büyük pay Scott Eastwood’un berbat performansı. Senaryonun eksikleriyse saymakla bitecek gibi değil. Roeck iyi kareler yakalıyorsa da ortada bir aksiyon yok. İş ilk yarı boyunca vurgulanan rivayeti açıklamaya gelince de hesaplanan etkiden çok uzak ve tahmin edilebilir bir sürprizle tamamen dağılıyor Diablo. Kaçırılan karısını haydutlardan kurtaran adamın öyküsünden bir katilin günlüğe dönüşüyor. Ki bu dönüşüm de akıllara zarar. İnandırıcılıktan uzaklaşarak atılan adımların sonu da saçma sapan bir finalle her şeyin üzerine tüy dikiyor.

Teoride iyi görünen konuyu heba eden “Diablo” neresinden tutulsa elde kalan, 90 dakikalık bir zaman kaybı.

Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template