♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

İletişim Yayınlarından Haziran Yenileri

İletişim Yayınları Haziran ayını yedi yeni kitapla karşılıyor. Yeni yazarlar Elif Türker “Sevgili Alef” ile Sedef Betil de “Kısa Karanlıklar” ile ilk kitaplarıyla okurlara merhaba derken, Yaşar Nabi Nayır Ödülü’nü kazanan Gökçe Bezirgan’ın “Hasta Öyküler ve Kulağakaçan” ile “Ağıtın Sonu” ile 2015 Duygu Asena Edebiyat Ödülü’nü alan Menekşe Toprak’ın “Temmuz Çocukları” da bu ayın Türkçe edebiyat yenileri… Sanat Hayat dizisi “Küresel Ayaklanmalar Çağında Direniş ve Estetik” ile sürerken, Mehmet Seyman Önder’in Kürt meselesinin en çetrefilli konularından biri olan koruculuğu büyüteç altına aldığı “Devlet ve PKK İkileminde Korucular” da raflarda yerini alıyor. Francesca Simon’ın tüm dünyada milyonlarca satan ünlü çocuk dizisi Felaket Henry’nin en yeni kitabı, “Felaket Henry ile Vücudumuz” da çocuk okurların ilgisini bekliyor. Yedi kitabın raflarda olacağı tarih ise 5 Haziran…


Devlet ve PKK İkileminde: Korucular, “Kürt Meselesi”nin en Sevgili Alef / Elif Türker
İletişim Yayınları, yeni bir yazar olan Elif Türker’in ilk kitabı Sevgili Alef’i okurlara sunuyor. Rüyayla gerçek arasındaki sınırları belirsizleştiren tarzıyla Türker, postmodern esinlerle dolu bir roman ortaya koyuyor. Kelime oyunlarıyla örülü, kuytu bir ormanda geziniyormuşçasına okuyucuyu avcuna alan Sevgili Alef, edebiyatta yeni yaklaşımlar arayanların ilgisini çekecek.

Biri var, hayalini kurduğu her yol bir ormana çıkıyor. Roman mı dedim? Hayır, kapkaranlık bir orman. Kelimelerin günahı olmaz. Gülmeyin ama Alef ne kadar suratsız, muşmulaya benziyor.
Sevgili Alef, rüyalı ve oyunbaz bir ormanın romanı. Beyaz bir boşluk… Meğer aradıkları “o kız” değil “öküz”müş.

"İnsan, yalnızlığı idrak etmek için şiir ya da roman yazar, bilirsiniz. Ve yalnızlık, insana inanın her şeyi yaptırabilir. Belki de sırf bu yüzden dünya üstünde işleyebileceği en büyük günahı işler ve yazdıklarında onlarca insanı öldürebilir. Onlar gerçek değiller, diyeceksiniz ya, demeyin. Belki sadece hayaldir, belki de rüya; hatta belki de her ikisi birden. Hadi daha ileriye götürelim ve diyelim ki gerçeğin ta kendisidir onlar. Hiçbir gerçeğin olamayacağı kadar gerçektirler hem de. Çünkü bilirsiniz, hayal ve rüya bir araya geldiği vakit gerçekten söz edilebilir ancak." 
Türkçe Edebiyat, 127 sayfa, 13,50 TL


Kısa Karanlıklar / Sedef Betil
Sedef Betil’in ilk kitabı Kısa Karanlıklar, geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları’ndan çıktı. Betil, günlük hayatta hepimizin yaşadığı ve yaşattığı küçük kötülükleri tüm doğallığıyla yazıya döküyor. Kıskançlıklar, kırgınlıklar, küçük hesaplar ve tüm bunların çatışmasından doğup bir yara gibi kendini hep hatırlatan kederleri anlatan Kısa Karanlıklar, derinlere sakladığımız hislerin üstündeki örtüyü kaldırıyor.

Sessiz öfkeler, küçük sırlar, mor ışıltılar, turuncu şezlonglar, yokuşun dibinde kalan ve yolu tek olan evler. Yanını yöresini ışıtamayan anneler ve babalar, sesler, alışkanlıklar… Bulut bulut fısıltılar… Nemli ve ılık toprak, yağmuru emmiş. Masada çatal bıçak sesleri ve nefeslerimiz.
Sedef Betil, uzak ve yakın kederleri anlatıyor Kısa Karanlıklar’da… Kendini hatırlatan yaraları… Uzun ve serin zamanları… 

"Daha sahilden uzaklaşmadan 'Abla, abla, beklesenize,' sesine döndüm, baktım plaj tarafından koşarak gelen Ayşe, kardeşim. Osman kürekleri bıraktı, Ayşe de sandala atladı. 
Üstünde yine benim bikinilerimden biri, indirimi bekleyip aldığım. Hep sormadan alır, bunca zamandır ne desem faydası olmadı. Ben kimseden bir şey istemem. Plajda kalabalık bir grubu gösterdi.

'Onlarla geldim ama sandalla gezmek istiyorum, eskiden de gezerdik, değil mi abla?' Ben biliyorum, aklı fikri Osman’da, merak ediyor."
Türkçe Edebiyat, 100 sayfa, 11,00 TL


Hasta Öyküler ve Kulağakaçan / Gökçe Bezirgan 
Hasta Öyküler’le Yaşar Nabi Nayır Ödülü’nü kazanan Gökçe Bezirgan’ın hikâyeleri, Kulağakaçan’la birleşti ve İletişim Yayınları tarafından okurlara sunuldu. Okuyucuyu “rahatsız etmekten” korkmayan Bezirgan, kötülük ve masumiyet temalarını hikâyelerinde ustaca bir araya getiriyor. Kaderin insanlara fırlattığı acı oklarına temas eden bu öyküler, bir anlamda kendi kuyularına hapsolanların hikâyeleri…
Varsayalım güneş batıyor, sene bilmem kaç. Üç masalı bir meyhane var ileride… Rüzgâr, sokağın dar girişinde kalakalmış. Sokaktan çocuk sesleri geliyor, cızırtıları evlere doluyor. Korna sesleri, uzun kısa.

Güveler şehri istila ediyor. Kırt kırt. Bütün elbiselerin potu var. Kırt kırt. Herkes kendi kuyusunda kayboluyor, kendi kuyusundan zuhur ediyor.

"Bir kızım var. Annemin beni çok sevdiği gibi seviyorum onu. Herkesten, her şeyden koruyup kolluyorum. Babası kim bilmiyorum. Bilmem ne teyze biliyor. Ama bilmemek daha iyi... Kızımın saçları çok güzel. Sokakta çocuklar saçlarını çekiyor. Telleri birbirine dolanıyor. Önüme oturtup tarıyorum; acıtmadan. Diplerinden deniz kokusu yayılıyor..." 

Gökçe Bezirgan, ince bir koyuluk anlatıyor, sızım sızım. Kader varsa eğer acıdan besleniyor muhakkak.

Hasta Öyküler ve Kulağakaçan, biri Yaşar Nabi Nayır Ödülü almış iki öykü destesini birleştiriyor. Kaderi anlamak için masumiyet gerekiyor.
Türkçe Edebiyat, 139 sayfa, 13,50 TL


Temmuz Çocukları / Menekşe Toprak
Ağıtın Sonu ile 2015 Duygu Asena Edebiyat Ödülü’nü alan Menekşe Toprak, bu kez İletişim Yayınları’ndan çıkan Temmuz Çocukları ile karşımızda… Bu romana konu olanlar ise arada derede kalmış, bir ayağı Türkiye’de bir ayağı Almanya’da, kendisini iki ülkeye de tam anlamıyla ait hissedemeyerek büyüyen çocuklar. “Almancı”ların ikinci kuşağı olan bu çocuklara sinen köksüzlüğü anlatan Toprak, en büyük özlemi “herkesin yaşadığı gibi yaşayabilmek” olan bu göçmen çocuklarının kesintili hayatlarını bize en derinden duyuruyor.

Arada kalmış bir kuşak, Almancıların ikinci kuşağı. Aşklar, tereddütler, küçümsemeler, kollamalar, kardeşler, çocuklar, anneler, memleketten gelenler, memlekete dönenler… Herkes hayatını yaşıyor işte… Herkes acısını taşıyor işte…

"Her sınıfta, her okulda göçmen, Almancı çocuklar vardı demek. Garip çıbanlar... Yazları ailelerinin gelmesini bekleyen, geldiklerindeyse yaşamlarının akışı değişen, kesintiye uğrayan, bir aylığına analı-babalı olmanın ayrıcalığına kavuşan ama çoğunlukla bu anne-babayı nereye koyacağını bilmeyen yaz çocukları. En çok da temmuz çocukları."

Menekşe Toprak, evleri konuşturan, vicdanı çağıran bir dille, göçmenleri, sürüklenenleri anlatıyor.
Türkçe Edebiyat, 283 sayfa, 21,50 TL


Küresel Ayaklanmalar Çağında Direniş ve Estetik / Begüm Özden Fırat, Aylin Kuryel
Ali Artun’un dizi editörlüğünü yaptığı Sanat Hayat dizisinin yeni kitabı Direniş ve Estetik, İletişim Yayınları’ndan çıktı. Aylin Kuryel ve Begüm Özden Fırat’ın derlediği bu kitap, sanatın devrimler ve diğer toplumsal hareketlerle olan yakın ilişkisine dikkat çekiyor. Kitapta yer alan makaleler, kültür endüstrisinin özelleştirilmiş ve profesyonelleştirilmiş bir alanı haline gelen sanatı eleştirerek, sanatın tarihte toplumsal devinimlerle ne kadar ilişkili olduğunu gözler önüne seriyor. 1830 ve 1848 Devrimi’nden Gezi Parkı ve Özgür Kazova hareketine, farklı örnekler üzerinden sanatın hayatla iç içeliğini inceleyen, sıradışı bir derleme…

Bu derleme, estetik ile siyaset, sanat ile hayat arasındaki sınırları bulanıklaştıran teorik ve pratik çabalara katkıda bulunmayı amaçlıyor. Sanatın profesyonelleşmiş ve özelleştirilmiş bir alana hapsolmasını, yaratıcılığın kültür endüstrileri tarafından tanımlanmasını reddeden tartışmalar açmayı hedefliyor. Sanatın ve estetiğin, devrimci toplumsal dönüşüm tahayyülleriyle arasındaki organik bağı görünür kılmaya çalışıyor. Bu doğrultuda, dada, sürrealizm ve sitüasyonizm gibi radikal avangard hareketlerden 1990’larda başlayan küresel antikapitalist harekete; Filistin’den Tahrir’e; Paris Sinemateki’nden Emek Sineması’na; Tekel Direnişi’nden Gezi Parkı’na ve Özgür Kazova’ya uzanan mücadeleleri odağına alıyor. 

"1830 ve 1848 devrimleri sonrasında sanatçının ve sanatın toplumsal rolünü, dönemin devrimci kalkışmaları, ayaklanmalar, ütopik sosyalistkomünist akımlar ve Komün olmadan anlayabilir miyiz? Sürrealizmi, o dönemin anarşist ve Troçkist akımlarından ayrı düşünebilir miyiz? Savaş sonrası Berlin Dada’sını, Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Spartakusbund’u hesaba katmadan açıklayabilir miyiz? Sitüasyonist Enternasyonal’i, yükselen komünist, anarşist hareketlerden ve 60’ların radikalizminden bağımsız ele alabilir miyiz? Ve nihayet, çağdaş sanattaki “politik dönüş” tartışmalarını, neoliberal küreselleşmeye karşı hareketlerle arasındaki bakışımı görmeden kavrayabilir miyiz?"
Sanat Hayat Dizisi, 440 sayfa, 29,80 TL


Devlet ve PKK İkileminde Korucular / Mehmet Seyman Önder
İletişim Yayınları’ndan çıkan Devlet ve PKK İkileminde: Korucular, “Kürt Meselesi”nin en çetrefilli konularından biri olan koruculuğu büyüteç altına alıyor. Mehmet Seyman Önder, Hamidiye Alayları’ndan başlayan bir devlet geleneğiyle örgütlenen korucuların “devlete karşı durma” korkusuyla “kendi halkına ihanet etme” suçlaması arasında salınan konumuna dikkat çekiyor. Niçin bazı aşiretler korucu olurken bazılarının olmadığını, korucuların Kürt kimliğiyle kurdukları ilişkiyi, devlete ve PKK’ye olan bakışlarını, koruculuk sisteminin bölgede yarattığı fiziksel ve psikolojik tahribatı derinlemesine inceleyen Önder, bu karmaşık konuda bize “içeriden” bilgi veriyor.

Korucular, “Kürt Meselesi”nin belki “mesele” adını en fazla hak eden konusu; belki en problemli, en zorlu cephesi… Hamidiye Alayları’ndan günümüze uzanan evveliyatıyla ve olası bir çözüm sürecinde çıkaracağı sorunlarla…

Mehmet Seyman Önder, korucuların gerçekliğine güçlü bir ışık tutuyor. Hangi aşiret, hangi yollarla korucu oluyor? Korucuların sosyal portresi nasıldır? Sürdürülebilir bir sistem olarak koruculuk nasıl işliyor? Koruculuğun ekonomisi nedir? Korucular Kürt kimliğiyle nasıl bir ilişki kuruyorlar? Devlete ve PKK’ye bakışları nasıldır? Korucular ne gibi sorunlara yol açtılar, suçlara karıştılar? Düşük yoğunluklu savaş sürecinde, ne gibi değişimlere uğradılar? Koruculuk sisteminin kaldırılması nasıl mümkün olabilir? Nüfuz edilmesi çok zor bir konuda, etkileyici bir durum raporu. 

“Kürt halkı arasında vatan haini olarak değerlendiriliyorduk.”
“Koruculuk yaptığımız dönemlerde, toplum bize vatan haini gözüyle bakıyor, bize yaratıkmışız gibi davranılıyordu… aşağılanıyorduk.”
“Biz devletin güvenliğini sağlamak için korucu yapıldık, ancak diğer bölgelerdeki bazı korucuların ihaneti sonrası devlet unsurları, askerlerdense korucu kayıplarını tercih ediyor. Bu da bize kullanıldığımız hissi veriyordu.”
Araştırma-İnceleme Dizisi, 283 sayfa, 22,50 TL


Felaket Henry ile Vücudumuz / Francesca Simon
Francesca Simon’ın tüm dünyada milyonlarca satan ünlü çocuk dizisi Felaket Henry’nin en yeni kitabı, Felaket Henry ile Vücudumuz İletişim Yayınları’ndan çıktı. Çocuklar bu kitapta yazarın eğlenceli anlatım tarzıyla sıkılmadan öğrenecek ve vücudun işleyişi hakkında birçok bilgiye sahip olacaklar.
Beynimizin nasıl bir dokusu olduğunu hiç merak ettin mi?
Kızlar mı daha zekidir, yoksa erkekler mi?

Tuhaf ama gerçek bilgiler, şaşırtıcı ama eğlenceli veriler. Felaket Henry VÜCUDUMUZ hakkında merak ettiğin her şeyi bu kitapta topladı. Biyoloji hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.
Çocuk Kitapları, 93 sayfa, 9,50 TL


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template