♫ ♪♫ ♪•♫♪ 2006'dan bu yana Film, Dizi, Müzik ve Kitaplar üzerine Yazılar Diyarı... ♫ ♪♫ ♪ ♫ ♪♫

Nothing Left to Fear : Şeytan Nöbette

Kansas’ta ufak bir kasabada yer alan Skull Mezarlığı, sıradan bir yer olmanın ötesinde… Üzerine söylenen bolca efsane mevcut… Mezarlığın lanetli olduğu, cehenneme açılan yedi kapıdan birinin burada yer aldığı ve başında da bir şeytanın nöbet tutup insanları avladığı en yaygın teori… Bu çılgınlık o kadar büyütülmüş ki, gitmeyin uyarısı yapılıyor sürekli… Bunlar bir filmden değil, gerçek hayattan bilgiler… İşte filmimiz, bu çılgınlığın filmi yapılsa nasıl olur sorusunun cevabı tamda…

2013 yapımı filmin geri planında rockerlar için ilginç bir dipnot mevcut… Efsanevi grup Guns N’Roses’ın gitaristi, 2010 yılında kendi yapım şirketini kurmuştu… Slasher Films’in ilk filmi “Nothing Left to Fear”, müziklerinde şirketin sahibinin imzası bulunan bir yapım aynı zamanda… İlkler bununla da kalmıyor, senarist ve yönetmen için de bir ilk… Jonathan W.C. Mills senaryoyu kotarırken, yönetmen koltuğuna Anthony Leonardi III oturmuş… “Rango”, “Water for Elephants” ve “The Lone Ranger”ın storyboard artisti olan Leonardi, Aralık’ta izleyeceğimiz “47 Ronin”in de yaratıklarını tasarlamaktan sorumlu isim… Sanat departmanlarında çıkardığı işlerden sonra, ilk kez bir uzun metrajın yönetmen koltuğunda… 2006’da 26 dakikalık fantastik kısa “Existence”den yedi yıl sonra yönetmenliği hatırlayan Leonardi, “Insidious”un kısa film serisiyle dönmüş… Storyboard sanatçısı olduğu için ilk anda bir şeyler beklemek kaçınılmaz oluyor ama Leonardi’nin ilk denemesinde başarılı olduğunu söylemek çok zor… Mills’in senaryosunun da pek yardımcı olduğu söylenemez…

Meşhur kasabamızı arayan beş kişilik bir ailenin yolculuğu ile açılıyor filmimiz… İki kız, bir oğlan çocuklarıyla yeni başlangıç arayan klasik bir Amerikan ailesi var karşımızda… Kasabayı bulma çabasında soluğu bir çiftlikte alıyorlar önce, kim olduğunu anlayana kadar başından atmaya çalışan adamın “sizi ben götüreyim” teklifi sonrası anlıyoruz durumu… Kasabanın beklenen yeni papazı Dan ve ailesi önemli şahıslar… Bu önemsenme hali, evlerine taşınmaları için kasaba halkının cansiperane yardımıyla sürüyor… Beklenen mutlu tabloyu görünce, artık korku/gerilime evrileceğini düşündüğümüz film, bir türlü o fitili ateşlemiyor... Konusunu okumadan izlemeye başlayanlar için oyunbaz bir anlatım da mevcut üstelik... Sürekli hedef gösterilen kızımızın içine şeytan mı girecek yoksa diye başlayan ne olacak, gerilimin fitilini ne ateşleyecek derken bir sahneyle geçiştiriliyor izleyici... Mevzumuz, o kapıda nöbet tutan şeytana kurban verelim, bizi rahat bıraksın döngüsü... Bu seferki kurbanlarımızın nasıl seçildiğinden başlayarak olayların gidişatı... Lakin öyle beceriksizliklerle anlatılıyor ki bu durum, izlemek ve sonunu getirmek çok büyük sabır işi... Üstelik bu sonunu getirmenin bir ödülü de yok... Storyboard artisti olmakla yönetmen olmanın alakası olmadığını gösteren Leonardi, öyküsünü bir türlü akışa bırakamadığı gibi atmosfer bile yaratamıyor... Herşey bu kadar hazırken, tekinsiz bir kasabayı aktaramama beceriksizliğiyle başlayan olumsulukların sonu da bir türlü gelemiyor... Türün gereklerini yapamayan “Nothing Left to Fear”, hiç bir sahnede en ufak bir gerilim kıpırdanması bile yaratamıyor... Mills’in senaryosunun da hakkını vermek lazım, gereksiz sahnelerle uzayan tutuklukla ancak son yarım saatte ıkına sıkına zorla açılabilen ama buna rağmen tempo kazanamayan bir senaryo için kötü demek bile zor... Şeytanın bedenleşmemesi tercihi ne kadar doğruysa, büyüyen bir karanlık olarak şekillenmesi de o kadar saçma... O karanlığın kağnı hızında büyüyüp yayılmasıysa evlere şenlik... 

İşin en kötü yanıysa oyuncu kadrosu... Dizi takipçilerinin tanıdığı simalar James Tupper, Ethan Peck ve Jennifer Stone hadi neyse de, “Bellflower”la radarımıza giren Rebekah Brandes ve Anne Heche’nin filmde ne işi olduğunu anlamak zor... “Carnivàle”in kötüsü Clancy Brown’ı benzer bir rolde görmenin keyfini çıkaramamaksa isyan sebebi... 

Arkasında Slash olunca popülerleşen film, kendine sadece Rusya'da salon bulabilmiş ve 4 Ekim'de ülkesinde sınırlı salonda küçük çaplı gösterimlerle faciayı görmüş... 3 milyon dolar bütçeli filmin açılış gişesi yaklaşık 8 bin dolar olunca, fazla beklenmeden ev sinemasında müşteri aramış kendine... Yeni bir şirket için hayli başarısız bir ilk film olduğu çoktan belgeli... 

Bir türlü giremediği konusu, kuramadığı atmosferi ve yaratamadığı gerilim ile vasat bir filmin vereceği izleme keyfinin bile yanından geçemeyen “Nothing Left to Fear”, yönetmeniyle senaristinin daha geçecek çok kapılarının olduğunu belgeleyen beceriksizlik gösterisi... 


Share this:

Yorum Gönderme

 
Designed by OddThemes & Distributed by Free Blogger Template